Kırık Bir Hayalin Ardında: Zeynep’in Sessiz Çığlığı

“Zeynep, ne zaman döneceksin? Baban her gün soruyor, biliyorsun. Kardeşin de seni çok özledi. Bak, bu sefer üç günlüğüne gelme, biraz daha kal. Hem şu iş meselesini de konuşmamız lazım.” Annemin sesi telefonda titriyordu. Sanki her kelimesiyle içimde bir düğüm daha atıyordu. O an, İstanbul’daki küçük odamda, duvarların üstüme geldiğini hissettim. Ellerim titredi, gözlerim doldu. “Anne, bilmiyorum… Belki bu sefer daha uzun kalırım,” dedim ama sesim çıkmıyordu neredeyse.

Telefonu kapattıktan sonra yatağıma oturdum. O an, çocukluğumdan beri ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissettim. Annemin doğum günüydü ve ben yine yanında olamıyordum. Babamın o suskun bakışları, kardeşim Elif’in sitem dolu mesajları… Sanki hepsi birden üzerime geliyordu. İstanbul’a üniversite için geldiğimde, ailemden uzak kalmanın bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. Herkes bana “Kızım, büyük şehirde dikkatli ol,” derdi ama kimse yalnızlığın bu kadar ağır olacağını söylememişti.

O gece uyuyamadım. Annemin sesi kulaklarımda çınlıyordu: “Zeynep, ne zaman döneceksin?” Sanki ben dönmedikçe ailem eksik kalıyordu. Ama ben de eksiktim; hayallerimle gerçeklerim arasında sıkışıp kalmıştım. Sabah olduğunda, gözlerim şişmişti. Aynada kendime bakarken, “Bu muydu istediğin hayat?” diye sordum kendime.

İstanbul’da bir reklam ajansında çalışıyordum. İşim iyiydi ama patronum sürekli fazla mesai istiyordu. Arkadaşlarımın çoğu evlenmişti ya da memleketlerine dönmüşlerdi. Ben ise ne tam burada, ne de orada ait hissediyordum kendimi. Bir gün işyerinde patronum Cem Bey yanıma geldi: “Zeynep Hanım, yeni projede sizin fikrinize ihtiyacımız var.” Gülümsedim ama içimde fırtınalar kopuyordu. O an aklımda sadece annemin sesi vardı.

O akşam Elif aradı. “Ablacığım, annem seni çok özledi. Babam da artık eskisi gibi değil. Eve bir sessizlik çöktü sen gideli.” Elif’in sesi titriyordu. “Sen de özledin mi bizi?” diye sordu. Boğazım düğümlendi. “Çok özledim Elif, ama burada da işler kolay değil,” dedim. “Biliyorum abla, ama annem hasta gibi… Sürekli seni soruyor.”

O gece karar verdim; memlekete dönecektim. Ertesi sabah işyerine gidip Cem Bey’e istifa edeceğimi söyledim. Şaşırdı: “Zeynep Hanım, böyle bir karar almak için erken değil mi? Kariyeriniz çok iyi gidiyor.” Gözlerim doldu: “Ailem beni bekliyor Cem Bey. Bazen kariyerden daha önemli şeyler vardır.”

Otobüsle memlekete dönerken camdan dışarı baktım; yollar uzadıkça içimdeki yük hafifliyordu sanki. Eve vardığımda annem kapıda bekliyordu. Sarıldık; ikimiz de ağladık. Babam sessizce yanımıza geldi, başımı okşadı: “Hoş geldin kızım.” O an yıllardır içimde biriken özlem gözyaşı olup aktı.

İlk günler güzeldi; ailemle vakit geçirmek iyi gelmişti. Ama zaman geçtikçe kasabanın dar sokakları bana dar gelmeye başladı. Arkadaşlarım evlenmiş, çocuk sahibi olmuştu. Ben ise yeniden iş bulmakta zorlanıyordum. Annem her gün “Bir yere başvurdun mu?” diye soruyordu. Babam ise sessizdi; ama bakışlarında bir hayal kırıklığı vardı.

Bir akşam sofrada babam aniden konuştu: “Zeynep, bak kızım… Burada iş bulmak kolay değil. İstanbul’da iyi bir işin vardı, neden döndün?” Annem hemen araya girdi: “Kızımızı üzme bey!” Ama babam devam etti: “Biz senin burada mutlu olmanı isteriz ama hayat zor burada.”

O gece odama çekildim; pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Ben kimim? Nereye aitim?” İstanbul’da yalnızdım ama özgürdüm; burada ailemleyim ama sıkışmış hissediyorum.

Bir gün eski lise arkadaşım Ayşe ile karşılaştım. “Zeynep, hoş geldin! İstanbul nasıl? Orada hayat var mı gerçekten?” Gülümsedim: “Var ama yalnızlık da var Ayşe.” Ayşe iç çekti: “Burada da hayat zor be Zeynep… Herkes evlenmiş, çocuk derdinde… Senin gibi cesaret edip giden az.”

Geceleri uyuyamaz oldum; annem fark etti: “Kızım, iyi misin?” Sarıldım ona: “Anne, ben ne yapacağımı bilmiyorum.” Annem gözlerime baktı: “Sen nereye gidersen git, biz seni severiz kızım. Ama kendi yolunu bulman lazım.”

Günler geçtikçe kasabada iş bulamayacağımı anladım. İstanbul’a dönmek istiyordum ama ailemin yanında kalmak da istiyordum. Bir gece babam odama geldi: “Kızım, bak… Biz senin mutlu olmanı isteriz. Ama burada mutsuzsan gitmekten korkma.” O an babamın gözlerinde ilk defa anlayış gördüm.

Ertesi sabah anneme sarıldım: “Anne, ben tekrar İstanbul’a döneceğim.” Annem ağladı ama gülümsedi de: “Sen mutlu ol kızım.”

Şimdi yine İstanbul’dayım; odamda oturmuş bu satırları yazıyorum. Ailemden uzakta ama hayallerime biraz daha yakın hissediyorum kendimi. Bazen düşünüyorum; insan nereye ait? Ailesine mi, hayallerine mi? Sizce insan gerçekten iki arada bir derede kalınca ne yapmalı?