Ailede İhanet: Halime, Ne Yapıyorsun?

“Halime, ne yapıyorsun sen?!” Sesim, mutfağın duvarlarında yankılandı. Ellerim titriyordu, kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Ablam, başını kaldırmadan, soğukkanlı bir şekilde önündeki evraklara bakmaya devam etti. “Ne yapmamı bekliyordun Bozena? Oturup senin bu evi mahvetmeni mi izleyeyim?” dedi, sesi buz gibiydi.

Bir an için nefesim kesildi. Annemizin vefatından sonra bu evde birlikte yaşamıştık. Her köşesinde çocukluğumuzun izleri vardı. Ama şimdi, Halime’nin elindeki belgelerle, her şey bir anda anlamını yitiriyordu. “Evi satmaya nasıl kalkarsın? Annemin hatırası bu evde!” diye bağırdım. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım.

Halime gözlerini bana dikti. “Hatıra mı? Hatıra dediğin şey, borçlarla dolu bir ev mi? Her ay elektrik, su faturalarını ödeyemiyoruz. Senin işin yok, benim maaşım yetmiyor. Ne yapmamı bekliyorsun?”

O an içimde bir şeyler koptu. Annemiz hayattayken her şey daha kolaydı. O öldükten sonra Halime’yle aramızda görünmez bir duvar örülmüştü. Ama bu kadarını beklemiyordum. “Bari bana danışsaydın! Birlikte karar verirdik!” dedim hıçkırarak.

Halime’nin sesi titredi: “Her şeyi birlikte mi yapıyoruz Bozena? Sen geçen ay iş görüşmesine gitmedin bile! Ben tek başıma uğraşıyorum bu evin yüküyle.”

O an sustum. Haklıydı belki de. İşsizdim, depresyondaydım. Ama bu, annemin evini satmaya hakkı olduğu anlamına gelmezdi ki! “Burası bizim yuvamızdı Halime… Senin için hiçbir anlamı yok mu?”

Halime gözlerini kaçırdı. “Ben de yoruldum Bozena… Her gün borçlular kapıya geliyor. Komşular arkamızdan konuşuyor. Bazen keşke her şeyi bırakıp gitsem diyorum.”

Bir süre sessizlik oldu. Sadece mutfak saatinin tıkırtısı duyuluyordu. Sonra Halime, belgeleri bana doğru itti. “Bak, bu satıştan sonra ikimize de biraz para kalacak. Belki yeni bir hayat kurarız.”

O an içimdeki öfke yerini çaresizliğe bıraktı. Annemin eski dantelleriyle kaplı masa, çocukken saklambaç oynadığımız koridor… Hepsi gözümün önünden geçti. “Peki ya komşular? Akrabalar? Herkes ne diyecek?” dedim kısık sesle.

Halime acı acı güldü: “Onlar zaten yıllardır bizimle dalga geçiyorlar Bozena! Kimse yardım etmedi bize. Şimdi de konuşacaklar elbet.”

Birden kapı çaldı. Komşumuz Meryem Teyze başını uzattı: “Kızlar, iyi misiniz? Kavga sesleri geldi…”

Halime hemen toparlandı: “Yok bir şey Meryem Teyze, biraz tartıştık o kadar.”

Meryem Teyze içeri girdi, bana baktı: “Bozena kızım, anneniz sağ olsaydı böyle mi olurdu?”

Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Bilmiyorum teyze… Her şey çok zor.”

Meryem Teyze başını salladı: “Kızlar, aile her şeydir. Mal mülk gelir geçer ama kardeşlik baki kalır.”

Halime gözlerini yere indirdi. “Haklısın teyze… Ama bazen insan ne yapacağını bilemiyor.”

Meryem Teyze elimi tuttu: “Birbirinizi kırmayın kızlar. Annenizin mezarında rahat uyumasını istiyorsanız, önce birbirinizi affedin.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Halime’yle aynı odada ama kilometrelerce uzakta gibiydik. Sabah olduğunda sessizce kahvaltı hazırladım. Halime masaya oturduğunda göz göze geldik.

“Bozena… Dün gece düşündüm de… Belki acele ettim,” dedi yavaşça.

“Ben de sana yük olduğumu biliyorum,” dedim utançla.

Halime başını salladı: “Yük değilsin… Sadece çok yoruldum.”

Birden içimde bir umut ışığı yandı. “Belki başka bir yol bulabiliriz Halime… Evi satmadan önce bir süre daha deneyelim mi? Belki ben de iş bulurum.”

Halime’nin gözleri doldu: “Tamam Bozena… Son bir kez daha deneyelim.”

O an birbirimize sarıldık ve uzun süre ağladık. Annemin fotoğrafına baktım; sanki o da bizi izliyordu.

Ama hayat öyle kolay değildi. O hafta iş başvurusu yaptım ama kimse aramadı. Halime’nin işyerinde maaşlar gecikti. Borçlar büyüdü, umutlarımız küçüldü.

Bir akşam Halime eve yorgun döndü: “Bozena, patronum işten çıkarılabileceğimi söyledi…”

Dünya başıma yıkıldı sandım. “Ne yapacağız şimdi?” dedim korkuyla.

Halime omuzlarını silkti: “Bilmiyorum… Belki de artık bırakmamız gerekiyordur.”

O gece yine tartıştık. Bu kez daha sessizdi kavga; kelimeler değil bakışlarımız konuşuyordu.

Ertesi gün Halime evi satmak için emlakçıyla görüştü. Ben ise son bir umutla mahalledeki pastaneye iş başvurusu yaptım.

Bir hafta sonra pastaneden aradılar: “Yarın başlayabilirsin,” dediler.

Sevinçle eve koştum: “Halime! İş buldum!”

Halime’nin gözleri parladı: “Gerçekten mi?”

Birbirimize sarıldık; sanki ilk defa umutlanmıştık.

Evi satmaktan vazgeçtik o gün. Borçlarımız azalmadı belki ama birlikte mücadele etmeye karar verdik.

Şimdi annemin eski dantelleriyle kaplı masada otururken düşünüyorum: Aile olmak ne demek gerçekten? Birbirimize sırtımızı döndüğümüzde mi yoksa en zor zamanlarda bile el ele tutuştuğumuzda mı aile oluruz?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Kardeşinizi affedebilir miydiniz yoksa geçmişin yükünü taşımaya devam mı ederdiniz?