Kumda Kayıp Bir Yaz: Bir Ailenin Mutluluk Arayışı

“Yeter artık! Bir gün bile huzur yok mu bu evde?” diye bağırdı annem, arabada camdan dışarı bakarken. Babam direksiyona sıkıca tutunmuş, gözlerini yoldan ayırmadan, dişlerinin arasından “Tatildeyiz, biraz sus da şu yolu bulayım,” dedi. Ablam Zeynep arka koltukta kulaklığını takmış, gözlerini gökyüzüne dikmişti. Ben ise, camdan dışarıya bakıp içimden “Bu yaz gerçekten mutlu olacak mıyız?” diye sordum kendime.

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da yaz tatilini dört gözle beklemiştik. Annem, aylar öncesinden plan yapmaya başlamıştı. “Bu sene Ayvalık’a gidelim,” demişti babam. Annem ise “Benim çocukluğumun geçtiği Didim’e gitmek istiyorum,” diye diretmişti. Sonunda, ablamın ısrarlarıyla Bodrum’da karar kıldık. Herkesin gönlünden geçen başka bir yerdi ama kimse birbirini kırmak istemediği için sessizce kabul ettik.

Yola çıktığımız sabah, evdeki gerginlik arabaya da taşındı. Babamın iş yerindeki sıkıntıları, annemin yıllardır biriktirdiği kırgınlıkları ve ablamın üniversite sınavı stresi, hepsi bizimle birlikte yola çıktı. Ben ise on dört yaşımda, ailemin ortasında sıkışmış bir halde, sadece huzur istiyordum.

Bodrum’a vardığımızda, güneş tepede parlıyordu ama içimizdeki bulutlar dağılmamıştı. Pansiyona yerleşirken annem “Odayı neden bana sormadan tuttunuz?” diye babama çıkıştı. Babam ise “Her şeyi ben mi düşüneceğim?” diye karşılık verdi. Zeynep odasına kapanıp ağlamaya başladı. Ben ise valizimi açmadan balkona çıkıp denize baktım. O an anladım ki, mutluluk sadece bir yere gitmekle gelmiyordu.

İlk gün sahile indik. Kum sıcaktı, deniz masmavi… Ama annem güneşten şikayet etti: “Çok sıcak, başım ağrıyor.” Babam gölgede gazetesini okudu. Zeynep ise telefonuyla oynadı. Ben denize girdim ama kimse bana katılmadı. Suyun içinde yalnız yüzdüm, kulaç attıkça içimdeki sıkıntı büyüdü.

Akşam yemeğinde herkes suskundu. Annem birden patladı: “Böyle tatil mi olur? Herkes kendi dünyasında!” Babam kaşığını masaya bıraktı: “Ne yapmamı istiyorsun? Zaten bütün yıl çalışıyorum.” Zeynep gözlerini devirdi: “Keşke arkadaşlarımla gelseydim.” O an masada bir sessizlik oldu. Ben ise içimden “Keşke hiç gelmeseydik,” dedim.

Ertesi gün annem sabah erkenden kalkıp kahvaltı hazırladı. “Hadi çocuklar, birlikte yiyelim,” dedi ama kimse masaya oturmadı. Babam yürüyüşe çıktı, Zeynep uyuduğunu söyledi. Annem gözleri dolu dolu bana baktı: “Sen de mi gitmek istiyorsun?” Sustum. O an annemin ne kadar yalnız olduğunu hissettim.

Öğleden sonra babamla yürüyüşe çıktık. Sahilde sessizce yürüdük. Birden babam durdu: “Biliyor musun oğlum, bazen insan ne kadar uğraşsa da ailesini mutlu edemiyor.” Şaşırdım. Babamın böyle konuştuğunu ilk kez duyuyordum. “Sen mutlu musun baba?” diye sordum. Gözleri uzaklara daldı: “Bilmiyorum… Belki de mutluluk sadece bir hayal.”

Akşamüstü pansiyona döndüğümüzde annemle Zeynep tartışıyordu. Zeynep bağırıyordu: “Senin yüzünden hiçbir şey güzel olmuyor!” Annem ağlıyordu: “Ben sadece sizin için uğraşıyorum!” O an içimde bir şeyler koptu. Bağırmak istedim: “Hepiniz susun! Birbirinizi suçlamaktan vazgeçin!” Ama sesim çıkmadı.

O gece herkes odasına çekildi. Balkonda otururken yıldızlara baktım ve düşündüm: Biz ne zaman bu kadar uzaklaştık? Eskiden birlikte kahkahalar atardık, şimdi ise herkes kendi köşesinde mutsuzdu.

Üçüncü gün sabahı annem valizini toplamaya başladı: “Dönüyoruz,” dedi kararlı bir sesle. Babam itiraz etti: “Daha üç günümüz var!” Annem gözlerinin altındaki morluklarla “Burada kalıp daha fazla üzülmek istemiyorum,” dedi. Zeynep ise sessizce ağladı.

Yola çıktık. Arabada kimse konuşmadı. Herkes camdan dışarı bakıyordu. Yol boyunca düşündüm: Belki de mutluluk sandığımız kadar uzakta değildi; belki de birbirimizi anlamaya çalışsaydık her şey farklı olurdu.

Eve döndüğümüzde annem odasına kapandı, babam televizyonun karşısına geçti, Zeynep arkadaşına gitti. Ben ise odamda oturup o yazı düşündüm. Tatilden beklediğimiz mutluluğu bulamamıştık ama belki de asıl sorun buydu: Hepimiz kendi hayalimizdeki mutluluğun peşindeydik ve birbirimizi göremiyorduk.

Şimdi size soruyorum: Sizce mutluluk gerçekten bir yere gitmekle mi gelir? Yoksa asıl mesele birbirimizi anlamak mı?