Hiçbir Şey İçin Geç Değil: Bir Yaz Akşamı ve Kırık Hayaller

“Baba, lütfen… Sadece bir kez olsun beni dinle!” diye bağırdım, sesim titreyerek. Annem mutfaktan başını uzattı, gözlerinde endişe vardı. Babam ise koltuğunda oturmuş, gözlerini televizyondan ayırmadan, “Bu kadar konuşmanın anlamı yok Elif. Hukuk okuyacaksın, o kadar,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Sanki boğazıma bir yumru oturdu, nefes alamadım. Oysa ben resim okumak istiyordum. Renklerin, fırçaların dünyasında kaybolmak, kendi hikayemi tuvallere anlatmak istiyordum. Ama babam için tek gerçek vardı: prestijli bir meslek, garantili bir gelecek.

O akşam, odama kapanıp ağladım. Pencereden dışarı bakarken Kadıköy’ün ışıkları göz kırpıyordu bana. Arkadaşlarım sahilde buluşmuş, yazın ilk gününü kutluyordu belki de. Ben ise ailemin beklentileriyle kendi hayallerim arasında sıkışıp kalmıştım. Annem kapıyı tıklattı usulca. “Elif, kızım… Babanı üzme. O sadece senin iyiliğini istiyor,” dedi. Gözlerim doldu yine. “Ama anne, bu benim hayatım! Ben mutlu olmak istiyorum,” dedim hıçkırarak.

Ertesi sabah, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte kalktım. Sınav sonuçları açıklanmıştı. Ellerim titreyerek E-Devlet’e girdim. Hukuk kazanmıştım. Babam sevinçten havalara uçtu, annem dua etti. Ama ben… Sanki içimde bir boşluk vardı. Arkadaşım Zeynep aradı hemen: “Elif! Tebrikler! Ne hissediyorsun?”

Bir an duraksadım. “Hiçbir şey… Sanki ben değil de başkası kazanmış gibi,” dedim sessizce.

O yaz boyunca kendimi kaybolmuş hissettim. Sabahları erken kalkıp sahile iniyordum. Moda’da çay bahçesinde oturup defterime resimler çiziyordum gizlice. Yan masada oturan yaşlı bir adam bir gün bana yaklaştı: “Çok güzel çiziyorsun kızım. Neden bu işi yapmıyorsun?”

Gözlerim doldu yine. “Ailem istemiyor,” dedim kısık sesle.

Adam gülümsedi: “Hayatta bazen insan kendi yolunu seçmeli. Yoksa yıllar sonra pişman olursun.”

O sözler beynimde yankılandı günlerce.

Üniversite başladı. Babamın istediği gibi takım elbiseler giyip ağırbaşlı olmaya çalıştım. Ama derslerde kendimi yabancı hissettim. Arkadaşlarım sınavlardan, stajlardan bahsederken ben defterimin kenarına karalamalar yapıyordum hep.

Bir gün, dersten çıkınca Zeynep’le Beşiktaş’ta buluştuk. “Elif, sen hiç mutlu görünmüyorsun,” dedi endişeyle.

“Değilim Zeynep… Sanki başkasının hayatını yaşıyorum,” dedim.

Zeynep elimi tuttu: “Bak, hayat kısa. Belki aileni üzmek istemiyorsun ama kendini de kaybetme. Bir kursa yazıl mesela, gizlice resim yapmaya devam et.”

O gece düşündüm durdum. Annemle babam uyuduktan sonra internetten bir resim kursu buldum ve kaydoldum. Her hafta gizlice kursa gidiyor, renklerin içinde kayboluyordum. O anlarda gerçekten yaşadığımı hissediyordum.

Bir gün kurs hocası bana yaklaştı: “Elif, çok yeteneklisin. Neden bunu meslek olarak düşünmüyorsun?”

İçimde bir umut kıpırdadı ama hemen söndü: “Ailem izin vermez…”

Aylar geçti böylece. Bir yanda hukuk fakültesinin ağır dersleri, diğer yanda gizli gizli yaptığım resimler… Bir gün babam odamda bulduğu boya kutularını görünce kıyamet koptu.

“Sen ne yapıyorsun Elif? Biz sana güvenip İstanbul’a gönderdik! Sen ise vaktini boşa harcıyorsun!”

Annem araya girdi: “Dur biraz, Elif’in de hayalleri var…”

Babam öfkeyle bağırdı: “Hayal karın doyurmaz! Ben gençken nelerden vazgeçtim biliyor musun?”

O an içimde bir cesaret topladım: “Ama baba, senin vazgeçtiklerin benim hayallerim olmasın!”

Evde günlerce soğuk rüzgarlar esti. Annem bana gizlice destek oldu ama babamla aramızda görünmez bir duvar örüldü sanki.

Bir gün kurs hocası beni bir sergiye davet etti. İlk kez yaptığım resimleri başkalarına gösterecektim. O gece heyecandan uyuyamadım. Sergi günü geldiğinde annem bana sarıldı: “Kızım, ne olursa olsun yanında olacağım.”

Sergide insanlar resimlerime bakıp güzel şeyler söylediler. Bir kadın yanıma gelip “Bu tabloyu satın almak istiyorum,” dediğinde gözlerime inanamadım.

O an anladım ki; insan kendi yolunu seçmediği sürece asla mutlu olamazdı.

Babam sergiden haberdar olunca önce çok kızdı ama zamanla yumuşadı. Bir gün yanıma gelip sessizce “Belki de haklısın Elif… Ben de gençken hayallerimi bırakmasaydım şimdi daha mutlu olurdum,” dedi.

Şimdi hem hukuk okuyorum hem de resim yapıyorum. Hayat kolay değil; ailemin beklentileriyle kendi isteklerim arasında hâlâ gidip geliyorum. Ama artık biliyorum ki; hiçbir şey için geç değil.

Bazen geceleri yıldızlara bakarken kendi kendime soruyorum: “Siz olsaydınız ne yapardınız? Hayalleriniz için ailenizi karşıya alabilir miydiniz?”