Bodrumda Bir Yaz: Sessizliğin Ardındaki Çığlık
Kapının ardında yankılanan patlama sesiyle irkildim. Annemin elindeki tabak yere düştü, camlar paramparça oldu. “Ne oluyor Allah aşkına?” diye bağırdı babam, sesi titriyordu. O an, İstanbul’un o eski mahallesinde, yaz sıcağının ortasında, hayatımızın bir daha asla eskisi gibi olmayacağını hissettim.
Her şey bir anda oldu. Mahalledeki Suriyeli komşularımızın evine yapılan baskından sonra, polisler bizim apartmana da gelmeye başladı. Babam işsizdi, annem ise temizliklere gidiyordu. Ben ise üniversite sınavına hazırlanıyordum. Ama o gün, sınavlar da hayaller de bir anda anlamını yitirdi. Babam kapıyı kilitledi, annem beni ve küçük kardeşim Zeynep’i bodruma indirdi. “Burada kalacaksınız! Sakın ses çıkarmayın!” dedi. Gözlerinde ilk defa bu kadar korku gördüm.
Bodrum soğuktu, rutubet kokuyordu. Zeynep ağlamaya başladı. “Anne, neden buradayız?” diye sordu. Annem cevap veremedi, sadece sarıldı ona. Ben ise içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışıyordum. Neden biz? Neden bu mahallede doğduk? Neden hep korkmak zorundayız?
Dışarıdan ayak sesleri geliyordu. Polisler apartmanı arıyordu. Babam yukarıda kalmıştı; annemle ben ve Zeynep ise bodrumda, karanlıkta nefesimizi tutuyorduk. O an, hayatımda ilk defa ölüm korkusunu hissettim. Bir yanlış hareket, bir yanlış ses… Her şey bitebilirdi.
Saatler geçti. Annem dua ediyordu, ben ise duvarı yumrukluyordum sessizce. Zeynep uyuyakaldı sonunda. Annem bana döndü: “Kızım, güçlü olmalısın. Babanı kaybedemeyiz.” Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama sesi kararlıydı.
O geceyi bodrumda geçirdik. Sabah olduğunda polisler gitmişti ama mahallede herkesin gözü üzerimizdeydi artık. Babam eve döndüğünde yüzü bembeyazdı. “Artık burada kalamayız,” dedi. “Ya gideceğiz ya da saklanacağız.”
Aile meclisi toplandı o gün. Herkes konuştu ama kimse çözüm bulamadı. Annem gitmek istemiyordu; burada doğmuştu, burada büyümüştü. Babam ise korkuyordu; iş bulamamıştı, borçlarımız vardı. Ben ise sadece susuyordum. Hayallerim vardı ama artık hiçbirinin anlamı yoktu.
O yaz boyunca bodrumda yaşadık. Gündüzleri dışarı çıkamıyorduk; komşulara yakalanmaktan korkuyorduk. Annem geceleri gizlice markete gidip ekmek alıyordu. Zeynep ise oyun oynamak istiyordu ama bodrumda sadece eski bir top ve birkaç kitap vardı.
Bir gece, Zeynep ateşlendi. Annem panikledi; doktora götüremiyorduk, çünkü kimliğimiz yoktu yanımızda ve mahallede herkes bizi tanıyordu. Annem eski bir komşumuz olan Fatma Teyze’ye gitti gizlice. Fatma Teyze bize ilaç getirdi ama “Bu böyle gitmez,” dedi anneme fısıldayarak.
Babam daha fazla dayanamadı; bir gece ağlayarak bana sarıldı: “Sana güzel bir hayat veremedim kızım,” dedi. O an babamın ne kadar çaresiz olduğunu anladım; o güçlü adam gitmiş, yerine korkmuş bir çocuk gelmişti sanki.
Bir sabah, bodrumun penceresinden güneş ışığı sızarken, annem bana döndü: “Buradan kaçmamız lazım,” dedi. “Ama nereye?” diye sordum. Annem sustu.
O gün karar verdik: İstanbul’dan ayrılacaktık. Babam eski bir arkadaşını aradı; Bursa’da bir iş bulmuştu ona. Eşyalarımızı topladık; aslında toplayacak pek bir şeyimiz yoktu zaten. Mahalleden gizlice çıktık; arkamıza bile bakmadık.
Bursa’ya vardığımızda her şey yabancıydı; insanlar, sokaklar, evler… Ama en azından korkmuyorduk artık. Babam bir fabrikada çalışmaya başladı; annem yine temizliklere gidiyordu. Ben ise okula devam edemedim; çalışmak zorundaydım.
Zaman geçti; Zeynep iyileşti ama çocukluğunu kaybetti sanki. Ben ise her gece eski mahallemizi düşünüyordum; arkadaşlarımı, hayallerimi… Bir gün babama sordum: “Baba, neden hep biz kaçıyoruz? Neden hep biz saklanıyoruz?” Babam cevap veremedi.
Şimdi 23 yaşındayım; hala Bursa’dayız, hala hayatta kalmaya çalışıyoruz. Bazen düşünüyorum: Eğer o gün bodrumda saklanmasaydık, hayatımız nasıl olurdu? Belki de hiçbir zaman mutlu olamayacaktık ama en azından korkmadan yaşayacaktık.
Siz hiç sevdikleriniz için her şeyinizi bırakmak zorunda kaldınız mı? Ya da bir gün her şeyinizi kaybetme korkusuyla yaşadınız mı?