Bir Sabahın Sessizliğinde: Kaynanamın Gölgesinde Kalan Hayatım
“Kalk kız, güneş doğmadan iş başlar bu evde!” Kaynanamın sesi, Elif’in odasının kapısında yankılandı. O an içimde bir şeyler kırıldı. Kızım daha on altı yaşında, lise sınavlarına hazırlanıyor, ama annem gibi gördüğüm kadın, ona hizmetçi muamelesi yapıyordu. Yatakta doğruldum, eşim Murat hâlâ uyuyordu. Elif’in gözleri dolmuştu, bana bakarken dudakları titriyordu. “Anne, ne olur bir şey söyle…” dedi fısıltıyla.
O sabah, Elif’in eline bez tutuşturulup mutfağa sürülmesiyle başladı her şey. Kaynanam Hatice Hanım, yıllardır bu evde söz sahibiydi. Murat’ın babası vefat ettiğinden beri, üç katlı evin en üstünde o, ortada biz, en altta Murat’ın bekar kardeşi Okan oturuyorduk. Hatice Hanım’ın gözü hep üzerimizdeydi. Elif’in büyümesiyle birlikte, ona karşı tavrı daha da sertleşmişti. “Kız kısmı tembel olmayacak!” diye bağırır, Elif’in kitaplarını kaldırıp yerine temizlik malzemeleri koyardı.
Bir akşam, Murat işten geç geldiğinde sofrada sessizlik hakimdi. Elif’in elleri deterjandan çatlamıştı. Dayanamadım, “Murat, annen Elif’e çok yükleniyor,” dedim. Murat başını eğdi, “Anneciğim biraz serttir bilirsin,” dedi ama gözlerinde bir huzursuzluk vardı. O gece Elif’le odasında konuştum. “Anne ben okumak istiyorum, burada boğuluyorum,” dedi ağlayarak. İçim parçalandı.
Ertesi gün Hatice Hanım beni mutfağa çağırdı. “Senin kızın bana karşı geliyor! Bu evde benim sözüm geçer!” dedi parmağını sallayarak. “Elif çocuk daha, ders çalışması lazım,” dedim ama sözümün üstüne bastı: “Ben de çocuk büyüttüm! Senin gibi şımartmadım!”
O günden sonra evde hava daha da ağırlaştı. Hatice Hanım komşulara laf taşımaya başladı: “Gelinim kızını bana karşı dolduruyor.” Okan bile bana soğuk davranmaya başladı. Bir sabah Elif okula gitmek için hazırlanırken Hatice Hanım kapıyı kilitledi: “Bugün okula gitmek yok! Evde iş var!” Elif’in gözyaşları içinde bana bakışı hâlâ gözümün önünde.
O gün Murat’a her şeyi anlattım. İlk kez sesini yükseltti: “Anne, yeter! Elif’e böyle davranamazsın!” Hatice Hanım’ın yüzü kıpkırmızı oldu: “O zaman defolun gidin bu evden!”
Ama gidecek yerimiz yoktu. Murat’ın maaşı kiraya yetmezdi, ben yıllardır çalışmıyordum. Birkaç hafta boyunca evde soğuk savaş sürdü. Hatice Hanım her fırsatta Elif’i aşağılıyor, bana laf sokuyordu. Bir akşam Elif’in odasında ağladığını duydum. Yanına girdim, bileklerinde morluklar vardı. “Anne, ben dayanamıyorum artık,” dedi kısık sesle.
O gece Murat’la oturup konuştuk. “Ya annem ya biz,” dedi kararlı bir şekilde. Ertesi gün Hatice Hanım’a taşınacağımızı söyledik. O an gözleri doldu ama hemen toparlandı: “Siz bilirsiniz! Ben yalnız kalırım ama şımarıklığa izin vermem!”
Ev aramaya başladık ama İstanbul’da kiralar uçmuştu. Birkaç hafta boyunca Murat’ın iş arkadaşının boş odasında kaldık. Elif derslerinden geri kaldı ama ilk defa huzurla uyuduğunu gördüm.
Ama Hatice Hanım pes etmedi. Bir gün kapımıza polis geldi. “Sosyal hizmetlerden ihbar var, çocuğunuzun güvenliğiyle ilgili şikayet yapılmış.” Şok oldum! Elif’i sorguya çektiler, evimizi incelediler. Komşulara sorular sordular. Herkes şaşkındı.
Murat annesini aradı: “Anne sen mi yaptın?” Hatice Hanım telefonda ağladı: “Ben sadece torunumun iyiliğini istedim!”
O an Murat’ın içindeki bağ koptu: “Artık bizim hayatımıza karışma anne! Kızımı da eşimi de koruyacağım!”
Aylar geçti, küçük bir ev bulduk. Elif tekrar derslerine döndü, ben de bir pastanede işe başladım. Hayatımız zor ama huzurluydu artık.
Bir gün Elif yanıma geldi: “Anne, babaannemi özlüyorum ama onun yanında kendimi değersiz hissediyorum.” Sarıldık uzun uzun.
Hatice Hanım ise yalnız kaldı. Okan evlendi ve başka şehre taşındı. Bazen arıyor, torununu görmek istiyor ama Elif gitmek istemiyor.
Şimdi geceleri bazen düşünüyorum: Bir anne olarak çocuğumu korumak için neleri göze aldım? Aile olmak ne demek? Sevgi mi önemli yoksa gelenekler mi? Siz olsanız ne yapardınız? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşır mısınız?