Bir Ekran Arkası Aşkı: Gerçek Hayatta Kırılan Hayaller

“Sen aklını mı kaçırdın Elif?” Annemin sesi mutfağın fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağını tezgâha bırakırken ellerim titriyordu. “Bir kere bile yüz yüze gelmediğin bir adamla evlenilir mi? Hem de internetten tanışmışsınız!”

Gözlerimi kaçırdım. Annemin gözlerinde hem öfke hem de korku vardı. Babam ise köşedeki sandalyede sessizce oturuyor, başını önüne eğmiş, hiçbir şey söylemiyordu. O an, ailemin bana güvenmediğini, beni anlamadığını hissettim. Ama içimde bir umut vardı; Kadir’le konuşurken hissettiğim sıcaklık, bana her şeyin güzel olacağına dair inanç veriyordu.

Kadir’le pandemi döneminde bir sosyal medya grubunda tanışmıştık. O, Bursa’da yaşıyordu, ben ise İstanbul’da. İlk başta sadece yazışıyorduk; sonra görüntülü konuşmalar başladı. Her akşam saatlerce sohbet ediyorduk. Bana çocukluğundan, ailesinden, hayallerinden bahsediyordu. Ben de ona üniversiteyi, işimi, İstanbul’daki yalnızlığımı anlatıyordum. Birbirimizin hayatına dokunuyorduk ekranın öte yanından.

Bir gün Kadir bana, “Elif, ben seninle bir ömür geçirmek istiyorum,” dediğinde kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. O an, hayatımda ilk defa biri tarafından gerçekten sevildiğimi hissettim. Ailem karşı çıktı, arkadaşlarım ‘deli misin’ dedi ama ben inandım. Kadir’in bana gönderdiği çiçekler, yazdığı uzun mesajlar, gece yarısı attığı ‘iyi geceler’ ses kayıtları… Hepsi bana gerçekti.

Nikah günü geldiğinde içimde hem tarifsiz bir heyecan hem de korku vardı. Annem son ana kadar gelmek istemedi; babam ise sessizce hazırlanıp yanıma oturdu arabada. Nikah salonuna vardığımızda Kadir’i ilk kez gördüm. Fotoğraflarından daha uzun boylu, daha ciddi bakışlıydı. Elini uzattı; avuçları terliydi. “Hoş geldin Elif,” dedi kısık bir sesle.

Nikah memuru soruları sorduğunda sesim titredi ama ‘evet’ dedim. Kadir’in gözlerinde bir parıltı aradım ama bulamadım. O an içimde bir huzursuzluk başladı. Nikah sonrası aileler birbirine bakıyor, herkes garip bir şekilde susuyordu. Annem gözyaşlarını saklamaya çalıştı; babam ise Kadir’in babasıyla tokalaşırken gözlerini kaçırdı.

O gece Bursa’daki küçük bir otelde kaldık. Odamıza çıktığımızda Kadir’in yüzü asıktı. “Yorgunum,” dedi sadece ve yatağa uzandı. Ben ise pencerenin önünde uzun süre dışarıya baktım; İstanbul’daki odamı, annemin kokusunu, çocukluğumu düşündüm.

Ertesi sabah kahvaltıda Kadir’in telefonu hiç susmadı. Sürekli işten arıyorlardı; kısa ve soğuk cevaplar veriyordu. Bana dönüp, “Biraz alışmamız gerekecek,” dedi. O an içimdeki umut kırılmaya başladı.

İlk haftalar çok zordu. Kadir’in ailesiyle aynı apartmanda oturuyorduk; kayınvalidem her sabah kapımı çalıp ‘kahvaltı hazır’ diyordu ama sofrada kimse konuşmuyordu. Kadir akşamları geç geliyor, çoğu zaman yorgun olduğunu söyleyip odasına çekiliyordu. Ben ise Bursa’nın yabancı sokaklarında kaybolmuş gibiydim.

Bir akşam cesaretimi toplayıp Kadir’e sordum: “Beni gerçekten seviyor musun? Yoksa sadece yalnızlıktan mı evlendik?”

Kadir gözlerini kaçırdı. “Bilmiyorum Elif,” dedi sessizce. “Belki de ikimiz de çok hızlı karar verdik.”

O an içimde bir şeyler koptu. Annemin haklı olabileceğini düşündüm; arkadaşlarımın uyarıları kulaklarımda çınladı. Ama en çok da kendime kızdım; neden bu kadar kolay inandım, neden ekrandaki sıcaklığı gerçek sandım?

Bir gün annem aradı; sesinde endişe vardı: “Kızım iyi misin? Çok sessizsin.”

Dayanamadım, ağlamaya başladım telefonda: “Anne ben burada çok yalnızım.”

Annem hemen İstanbul’a dönmemi istedi ama gururum izin vermedi. Bir süre daha denemek istedim; belki alışırım, belki Kadir değişir diye düşündüm.

Ama zaman geçtikçe aramızdaki mesafe daha da büyüdü. Kadir’in ilgisizliği, ailesinin soğukluğu beni her geçen gün biraz daha tüketti. Bir sabah aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım; gözlerimin altı morarmış, yüzüm solgunlaşmıştı.

Sonunda bavulumu topladım ve Kadir’e veda ettim: “Belki de birbirimize sadece ekranda yakışıyorduk.”

İstanbul’a döndüğümde annem kapıda sarıldı bana; babam ise sessizce başımı okşadı. O an anladım ki bazen en büyük cesaret, yanlış bir karardan geri dönmektir.

Şimdi odamda oturup geçmişe bakıyorum ve kendime soruyorum: Gerçekten sevmek ne demek? Ekranların ardındaki sıcaklık, gerçek hayatta da var olabilir mi? Siz olsanız ne yapardınız?