Sonbaharın Evi: Bir Vedanın Sessizliği

Telefonun ucunda titrek bir ses: “Zeynep, anneni kaybettik.” O an zaman durdu. Ne ağlayabildim, ne de bir şey söyleyebildim. Sadece telefonu kapattım, ellerime annemin ördüğü eski yün eldivenleri geçirdim ve apartmanın soğuk merdivenlerine oturdum. Üçüncü ve dördüncü kat arasında, yanıp sönen ampulün altında, duvarlara yazılmış yabancı numaraların ve yarım kalmış cümlelerin arasında, içimdeki sessizliği dinledim.

Ablam Elif’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu: “Zeynep, ne olur eve gel. Babam perişan.” Ama ben kalkamadım. O eve dönmek, annemin yokluğunu kabullenmek demekti. Oysa annemle aramızda yıllardır konuşulmayan, içimize gömdüğümüz bir sürü kelime vardı. Onunla son konuşmamızda yine tartışmıştık. “Senin için ne yapsam yaranamıyorum,” demişti bana. Ben de öfkeyle kapıyı çarpıp çıkmıştım. Şimdi ise o kapı sonsuza dek kapanmıştı.

Bir saat boyunca merdivenlerde oturdum. Apartmanın yaşlı komşusu Meryem Teyze yukarı çıkarken beni gördü. “Kızım, iyi misin?” diye sordu. Gözlerim boşluğa bakıyordu. “İyiyim,” dedim, ama sesim bile bana yabancı geldi. Meryem Teyze başımı okşadı: “Annen çok iyi kadındı, Allah rahmet eylesin.” O an içimde bir şeyler koptu ama yine de ağlayamadım.

Eve döndüğümde babam salonda, annemin eski şalını kokluyordu. Elif ise mutfakta sessizce ağlıyordu. O an anladım ki bu ev artık sonbaharın evi olmuştu; her köşesinde hüzün, her odasında eksiklik vardı. Annemin yokluğu duvarlara sinmişti.

Cenaze günü herkes başsağlığı diledi, dualar okundu. Ama ben hâlâ donuk bir şekilde etrafa bakıyordum. Kuzenim Ayşe yanıma gelip fısıldadı: “Zeynep, neden hiç ağlamıyorsun?” Cevap veremedim. İçimde bir yerlerde birikmiş binlerce kelime vardı ama hiçbiri dudaklarımdan dökülmüyordu.

Geceleri annemin odasına gizlice girip onun eski defterlerini karıştırmaya başladım. Bir gün defterlerin arasında bana yazılmış ama hiç verilmemiş bir mektup buldum:

“Sevgili kızım Zeynep,
Bazen sana ulaşamadığımı hissediyorum. Belki de anneliği yanlış yaptım. Ama bil ki seni her zaman çok sevdim. Hatalarım için özür dilerim.”

O mektubu okurken ellerim titredi. Annemin bana ulaşmak için ne kadar çabaladığını ilk kez o satırlarda hissettim. Ama artık çok geçti.

Bir gece Elif’le mutfakta otururken sessizliği bozdum:
— Elif, sence annem beni affetti mi?
Elif gözyaşlarını sildi:
— Annem seni hep affetti Zeynep. Sen kendini affedebilecek misin?

O an içimdeki duvarlar çatladı. İlk kez ağladım; hem de hıçkıra hıçkıra… Annemin yokluğunda onun sevgisini ve affını aradım durdum.

Babam ise kendi acısıyla baş başa kaldı. Akşamları televizyonun karşısında uyuyakalıyor, sabahları ise annemin fotoğrafına bakarak kahvaltısını yapıyordu. Bir gün ona sordum:
— Baba, şimdi ne yapacağız?
Başını kaldırmadan cevap verdi:
— Yaşamaya devam edeceğiz kızım… Annene layık olmaya çalışacağız.

Ama bu evde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Annemin yaptığı reçellerin tadı, pencereden sarkan sardunyaların kokusu, hatta eski radyodan çalan türküler bile eksikti.

Bir gün apartmanın girişinde komşumuz Cemile Abla ile karşılaştım:
— Zeynep, annenin yokluğu hepimizi derinden etkiledi. Ama sen çok içine kapanma yavrum.
Başımı salladım ama içimdeki yalnızlığı anlatacak kelime bulamadım.

Aylar geçti. Evdeki sessizlik bazen dayanılmaz oluyordu. Elif üniversiteye geri döndü, babam işe daha çok gömüldü. Ben ise annemin eski atkısını boynuma dolayarak her sabah işe gidip geliyordum. Otobüste camdan dışarı bakarken hep annemi düşünüyordum: Acaba o da gençliğinde böyle hissetmiş miydi? Kendi annesini kaybettiğinde bu kadar yalnız kalmış mıydı?

Bir akşam babamla sofrada otururken cesaretimi topladım:
— Baba, anneme hiç “seni seviyorum” dedin mi?
Babam gözlerini kaçırdı:
— Bizim zamanımızda öyle şeyler söylenmezdi kızım… Ama bilirdik birbirimizin değerini.
O an anladım ki bizim ailede duygular hep yarım kalmıştı; söylenmeyen sözler, sarılınmayan kollar…

Bir gece rüyamda annemi gördüm. Bana gülümsüyordu ve “Kızım, hayat devam ediyor,” diyordu. Uyandığımda gözlerim yaşlıydı ama ilk defa içimde hafif bir huzur hissettim.

Şimdi sonbaharın evi hâlâ sessiz; ama ben artık suskunluğumu kırmaya çalışıyorum. Annemin bana bıraktığı mektubu her okuduğumda ona biraz daha yaklaşıyorum sanki.

Belki de en büyük vedalar gözyaşıyla değil, sessizlikle yaşanır… Siz hiç içinizde kopan fırtınaları kimseye anlatamadığınız oldu mu? Yoksa bizim gibi duygularınızı hep içinizde mi sakladınız?