Kıyıya Vuran Yalnızlık: Bir Anne, Bir Bebek ve Terk Edilmişlik

“Neden şimdi gidiyorsun, Emre? Daha dün doğum yaptım, bebeğimizin adını bile koymadık!” diye fısıldadım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. O ise valizini kapının önüne koymuş, gözlerini kaçırıyordu. “İş buldum, Zeynep. Karadeniz’de balıkçılık sezonu açıldı. Para lazım, biliyorsun. Annemler de yardım eder sana.”

Ama annesiyle aram hiçbir zaman iyi olmamıştı. Oğlunu bana emanet etmek istememişti zaten; şimdi ise bana destek olacağına, her fırsatta eksiklerimi yüzüme vuruyordu. Emre kapıdan çıkarken içimde bir boşluk oluştu. Kucağımda minik kızımız Elif’le baş başa kaldım; lohusalık ağrılarım, uykusuzluğum ve tarifsiz bir yalnızlıkla.

O gece Elif hiç susmadı. Karnı doydu mu, altı temiz mi, gazı var mı… Her şeyi denedim. Annem uzakta, babam ise yıllar önce bizi terk etmişti. Telefonumun ekranında Emre’nin mesajı: “İyi geceler, Zeynep. Dayan, yakında döneceğim.” Ama ne zaman? Benim gecelerim sabaha kadar ağlamakla geçerken onun deniz kenarında özgürce nefes alması adil miydi?

Sabah olduğunda kayınvalidem Fatma Hanım kapıda belirdi. “Kalk kızım, evi topla. Elif’i de fazla kucağına alma, alışır sonra.” Sanki ben Elif’i şımartmak için ağlatıyordum! İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Daha yeni doğum yaptım, biraz dinlenmem lazım,” dedim usulca. Ama o duymadı bile. “Bizim zamanımızda kadınlar tarlada doğurup hemen işe dönerdi,” diye homurdandı.

Günler birbirini kovaladı. Emre arada bir arıyor, “Her şey yolunda mı?” diye soruyordu ama sesinde bir yabancılık vardı artık. Sanki aramızda kilometreler değil de yıllar geçmişti. Bir gün telefonum çaldı; Emre’nin sesi yorgun ve uzak: “Zeynep, biraz daha kalmam gerekecek burada. Para biriktirmemiz lazım.”

O an içimde bir şeyler koptu. “Ben burada tek başıma neyle savaşıyorum biliyor musun? Elif’in ateşi çıkıyor, ben korkudan titriyorum! Senin annen bana yardım etmiyor, aksine her hareketimi eleştiriyor. Ben daha çocuk sayılırken anne oldum… Kimse bana nasıl anne olunur öğretmedi!”

Telefonun diğer ucunda sessizlik… Sonra Emre’nin boğuk sesi: “Zeynep, dayanmak zorundayız.”

Bir gece Elif’in ateşi 39’u geçti. Panikle komşumuz Ayşe Abla’yı aradım. O geldi, Elif’i kucağına aldı, bana sarıldı: “Ağlama kızım, annelik böyle bir şey… Ama yalnız değilsin.” O an ilk defa biri beni anladı sanmıştım.

Ama ertesi gün Fatma Hanım yine geldi: “Çocuğu komşuya mı emanet ediyorsun şimdi? Senin gibi annelik mi olur?” Sözleri hançer gibi saplandı kalbime. O gece Emre’yi aradım ama açmadı. Mesaj attım: “Dön artık, dayanacak gücüm kalmadı.”

Bir hafta sonra Emre döndü; ama dönen eski Emre değildi. Gözleri yorgun, yüzü asık… Elif’i kucağına almak istedi ama Elif ağladı; babasını tanımıyordu artık. Emre bana döndü: “Sen ne yaptın bu çocuğa?”

O an içimdeki öfke patladı: “Ben mi? Ben burada tek başıma hem anne hem baba oldum! Sen gittin, annen bana kök söktürdü! Kimse bana yardım etmedi! Ben daha on dokuz yaşındayım Emre! Hayallerim vardı… Şimdi sadece hayatta kalmaya çalışıyorum!”

Emre sustu. O gece ilk defa birlikte ağladık. Sabah olunca Emre iş aramaya çıktı; bu kez İstanbul’da kalmaya karar verdiğini söyledi. Ama aramızdaki mesafe kapanmadı.

Bir gün annem aradı: “Kızım, iyi misin?” Sesi titriyordu. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Annem ağladı: “Keşke yanında olabilsem… Ama güçlü olmalısın Zeynep.”

Geceleri Elif’i uyuturken kendi çocukluğumu düşündüm. Babamın gidişi, annemin yalnızlığı… Şimdi ben de aynı döngünün içindeydim sanki.

Bir sabah Emre işten erken geldi; elinde bir demet papatya vardı. “Zeynep,” dedi usulca, “Sana iyi davranamadım. Bunu hak etmedin.” Gözlerim doldu ama affetmek kolay değildi.

O gün akşam sofrada sessizce oturduk. Fatma Hanım yine eleştirilerini sıraladı; bu kez Emre ona döndü: “Anne, yeter artık! Zeynep elinden geleni yaptı.” Fatma Hanım şaşkınlıkla sustu.

O an anladım ki bazen en büyük savaşlarımızı en yakınlarımızla veriyoruz. Genç yaşta evlenmek kolaydı belki ama aile olmak bambaşka bir mücadeleydi.

Şimdi Elif biraz büyüdü; ben ise hâlâ kendimi bulmaya çalışıyorum. Her gece ona masal anlatırken kendi masalımı düşünüyorum: Mutlu son var mı gerçekten? Yoksa biz kadınlar hep güçlü olmak zorunda mı kalıyoruz?

Sizce yalnız annelik kader mi? Yoksa değişebilir mi bu hikâye?