Sevgiye Aç Bir Kalp: Annemin Yanlış Adamı Seçme Hikayesi

“Anne, lütfen bir kez olsun kendini düşün!” diye bağırdım, gözyaşlarımı tutamadan. Annem mutfakta, elinde çay bardağıyla bana bakıyordu; gözlerinde yorgunluk ve çaresizlik vardı. O an, içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. Çünkü yine kendini değil, başkasını düşünüyordu.

Babam bizi terk ettiğinde altı yaşındaydım, ablam ise üç. Annem, Gülseren Hanım, o günden sonra hem annemiz hem babamız oldu. Sabahları devlet okulunda öğretmenlik yapar, akşamları ise komşu çocuklarına özel ders verirdi. Evimizde hiç lüks olmadı ama soframızda sevgi eksik olmadı. Annem, “Kızlarım okusun, ayakları üzerinde dursun,” derdi hep.

Yıllar geçti, ben üniversiteye başladım, ablam liseye gidiyordu. Annem hâlâ aynı tempoda çalışıyor, bazen geceleri yorgunluktan gözleri kapanıyordu. Bir gün eve geldiğimde annemi mutlu gördüm; yüzünde uzun zamandır görmediğim bir gülümseme vardı. “Bugün yeni bir öğretmen geldi okula,” dedi heyecanla. “Adı Kemal Bey.”

Başta annemin bu heyecanına sevinmiştim. Yıllardır yalnızdı, belki de sonunda hak ettiği mutluluğu bulacaktı. Kemal Bey’i ilk kez evimize davet ettiğinde tanıdım. Kibar, nazik konuşan, gözlerinin içine bakarak konuşan bir adamdı. Anneme çiçekler getiriyor, ona iltifatlar ediyordu. Annemin gözleri parlıyordu; yıllardır görmediğim kadar genç ve umutlu görünüyordu.

Ama ablam Derya, başından beri huzursuzdu. “Anne, bu adam çok hızlı davranıyor. Her şey fazla güzel gidiyor,” diyordu. Annem ise ona kızıyor, “Kızım, biraz güvenmeyi öğrenin,” diyordu. Ben de annemin mutluluğunu bozmak istemedim.

Kemal Bey kısa sürede evimizin bir parçası oldu. Akşam yemeklerinde hep birlikte oturuyor, hafta sonları pikniğe gidiyorduk. Bir gün anneme evlenme teklif etti. Annem gözyaşları içinde kabul ettiğinde biz de sarıldık ona; yıllarca yalnız kalmıştı, mutlu olmasını istiyorduk.

Düğün sade oldu; sadece yakınlarımız vardı. Kemal Bey’in ailesiyle hiç tanışmadık; “Onlar başka şehirde,” diyordu hep. Evlendikten sonra Kemal Bey’in gerçek yüzü yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Önce işten ayrıldı; “Sağlığım bozuldu,” dedi. Sonra anneme işten aldığı maaşı vermesini istedi; “Evde erkek benim,” diyerek.

Annem başta anlam veremedi ama Kemal Bey’in ısrarları arttıkça huzursuzluk başladı. Evdeki eşyaları satmak istediğini söyledi; “Yenilerini alırız,” dedi ama hiçbir şey alınmadı. Annemin yıllarca biriktirdiği altınları bozdurmasını istedi; “Bir yatırım fırsatı var,” dedi. Annem ona inandı.

Bir gece ablamla konuşurken sesleri duydum:

— Anne, bu adam seni kullanıyor! Neden anlamıyorsun?
— Derya, yeter artık! Ben de mutlu olmayı hak ediyorum.
— Mutluluk bu mu? Her şeyimizi ona verdin!

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin gözlerinde ilk kez korku gördüm. Kemal Bey’in telefonuna gizlice baktığımda başka kadınlarla mesajlaştığını fark ettim. Ablamla birlikte anneme gösterdik; annem önce inanmadı, sonra sessizce ağladı.

Kemal Bey’in amacı belliydi: Annemin evi ve birikimleri. Bir sabah uyandığımızda Kemal Bey yoktu; eşyaların yarısı da gitmişti. Annem yıkıldı; günlerce konuşmadı, yemek yemedi.

O günlerde komşularımızdan biri kapımıza geldi:
— Gülseren Hanım, Kemal Bey’i bizim mahallede başka bir kadının evinde gördüm.

Annemin gözleri doldu; “Ben nasıl bu kadar kör olabildim?” dedi sadece.

Hayatımız altüst olmuştu; annemin yıllarca biriktirdiği her şey gitmişti. Ev kredisi borçlarıyla baş başa kaldık. Ablam okulu bırakmak zorunda kaldı; ben de yarı zamanlı iş buldum. Annem ise yeniden çalışmaya başladı ama eskisi gibi değildi; gülüşü solmuştu.

Bir akşam sofrada sessizce otururken annem konuştu:
— Kızlarım, size yük olduğumu biliyorum ama…
— Anne! Sen bizim her şeyimizsin! dedik ablamla aynı anda.

O gece annem ilk kez ağladı; kollarımıza sarıldı ve “Beni affedin,” dedi.

Yıllar geçti; Kemal Bey’den haber alamadık. Annem hâlâ geceleri bazen uyanıp pencereden dışarı bakıyor; belki de kendi saflığına kızıyor. Ama biz onu asla suçlamadık; çünkü onun tek suçu iyi niyetli olmasıydı.

Şimdi düşünüyorum da… Bir insanın sevgisi neden hep sınanmak zorunda? Annem gibi binlerce kadın var bu ülkede; iyi niyetleriyle kandırılan, emeği sömürülen… Sizce annem affedilmeyi hak etmiyor mu? Yoksa asıl suçlu ona bu acıyı yaşatan adam mı?