Yuvamda Yabancı: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Senin için en iyisi bu Elif, anlamıyor musun?” Annemin sesi hastane odasının soğuk duvarlarında yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yatakta güçsüzce yatarken, gözlerim annemin gözlerinde bir parça şefkat aradı ama bulamadım. “Anne, ben ne yaptım ki bunu hak ettim?” dedim titreyen sesimle. O ise başını çevirdi, pencerenin dışındaki gri gökyüzüne bakarak, “Bazen hayat böyle kızım,” dedi sadece.
O gün, hayatımın en uzun günüydü. Bir hafta önce, ani bir rahatsızlıkla hastaneye kaldırılmıştım. Doktorlar, ciddi bir enfeksiyon geçirdiğimi ve birkaç hafta yatmam gerektiğini söylediler. Eşim Murat, ilk günler başucumdan ayrılmadı. Ama sonra telefonlarıma cevap vermemeye başladı. Ziyaretine gelmediği her gün, içimdeki endişe büyüdü.
Bir sabah hemşire kapımı tıklattı. “Elif Hanım, eşiniz geldi,” dedi. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Murat içeri girdiğinde yüzünde alışık olmadığım bir soğukluk vardı. Yanında getirdiği çiçekleri masaya bırakırken göz göze gelmemeye çalıştı. “Evde işler yoğunlaştı,” dedi kısık sesle. “Biraz daha burada kalacaksın sanırım.” O an bir şeylerin ters gittiğini hissettim ama üstüne gitmedim.
İki gün sonra, komşum Zeynep aradı. “Elif, sana bir şey söylemem lazım,” dedi fısıltıyla. “Murat’ı dün akşam apartmanda gördüm… Yanında başka bir kadın vardı. Anahtarla kapıyı açıp içeri girdiler.” O an dünya başıma yıkıldı. Nefes alamadım. Ellerim titredi, telefon elimden düştü.
Hastane odasında yalnız kaldığım o gece, geçmişte Murat’la yaşadığımız güzel günleri düşündüm. Üniversitede tanışmıştık; o zamanlar bana dünyaları vaat etmişti. Evlenirken annem, “Kızım, Murat iyi çocuktur ama ailesine çok düşkün,” demişti. O zaman anlamamıştım ne demek istediğini.
Ertesi gün annemi aradım. “Anne, Murat başka bir kadınla eve gelmiş,” dedim ağlayarak. Annem sessiz kaldı. Sonra beklemediğim bir şey söyledi: “Belki de sen çok hastalandın diye korktu kızım… Erkek milleti zayıftır.” O an annemin de bana sırtını döndüğünü anladım.
Taburcu olduğumda eve döndüm. Kapıyı açtığımda içeride yabancı bir koku vardı; parfüm, bana ait olmayan bir kadın parfümü… Salonda Murat’ı ve yanında oturan genç bir kadını buldum. Murat’ın yüzünde pişmanlık yoktu. “Elif, konuşmamız lazım,” dedi kararlı bir sesle.
“Bu kim?” dedim gözlerimi kadından ayırmadan.
“Bu Asuman,” dedi Murat. “Bir süredir birlikteyiz.”
Dizlerimin bağı çözüldü, yere yığıldım. Asuman gözlerini kaçırdı ama Murat bana bakmaya devam etti.
“Sen hastanedeyken düşündüm… Hayat kısa Elif,” dedi Murat. “Ben de mutlu olmak istiyorum.”
O an içimdeki öfke ve acı birbirine karıştı. “Peki ya ben? Benim mutluluğum ne olacak?” diye bağırdım.
Murat omuz silkti. “Sen güçlü bir kadınsın Elif, toparlarsın.”
O gece annemi aradım tekrar. “Anne, Murat beni evden atmaya çalışıyor,” dedim hıçkırarak.
Annemin sesi buz gibiydi: “Kızım, belki de yeni bir başlangıç yapmanın zamanı gelmiştir.”
O an anladım ki bu hayatta gerçekten tek başımayım.
Geceleri uyuyamaz oldum; her köşe başında Murat’ın ve Asuman’ın izlerini görüyordum. Komşular fısıldaşıyor, kimse yüzüme bakmıyordu. Mahallede kadınlar bana acıyarak bakıyorlardı; bazıları ise suçlar gibi…
Bir gün işten eve dönerken apartmanın girişinde Asuman’la karşılaştım. Göz göze geldik; bana yaklaşarak sessizce, “Ben de istemezdim böyle olmasını,” dedi.
“İnsan sevdiği kadının evini yıkmak istemez mi?” dedim öfkeyle.
Asuman başını eğdi: “Bazen hayat bizi istemediğimiz yerlere sürüklüyor.”
O an anladım ki bu hikâyede herkes biraz yaralıydı ama en çok ben kanıyordum.
Aylar geçti; boşanma davası açıldı. Annemle aram tamamen koptu. Babam yıllar önce vefat etmişti; kardeşim ise başka şehirdeydi ve kendi ailesiyle meşguldü.
Bir gece mutfakta otururken eski fotoğraflara baktım; düğünümüzden kareler, Murat’ın bana ilk aldığı çiçek… Gözyaşlarımı tutamadım.
Bir sabah işe giderken aynada kendime baktım: Gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağınıktı ama içimde yeni bir güç hissettim.
İşe gittiğimde patronum Ayşe Hanım yanıma geldi: “Elif, son zamanlarda çok sessizsin,” dedi endişeyle.
Her şeyi anlattım ona; o ise elimi tuttu: “Bazen en karanlık zamanlarda bile umut vardır,” dedi.
O günden sonra kendime söz verdim: Artık kimsenin beni ezmesine izin vermeyecektim.
Yavaş yavaş toparlandım; yeni hobiler edindim, yoga kursuna başladım, yeni arkadaşlar edindim. Ama geceleri yalnız kaldığımda hâlâ içimde bir boşluk vardı.
Bir gün eski mahallemden geçerken annemi gördüm; göz göze geldik ama o yolunu değiştirdi.
İşte şimdi buradayım; yaşadıklarımı yazıya döküyorum ki belki benim gibi olan başka kadınlar yalnız olmadıklarını bilsinler diye.
Sizce insan en çok hangi anda yalnız kalır? En yakınındakiler sırtını döndüğünde mi yoksa kendine güvenini kaybettiğinde mi?