Tezcanlı Bir Cumartesi: Kayınvalidemin Sürprizi ve Benim Sabrım
“Yeter artık, bu evde bir gün de huzur yok mu?” diye içimden geçirirken, kapı öyle bir çalındı ki, sanki deprem oldu sandım. Gözlerimi ovuşturarak saate baktım: 07:00. Cumartesi sabahı. İki haftadır ilk kez alarm kurmamıştım, biraz daha uyuyup, belki kahvaltıyı yatağa getiren bir eş hayaliyle gülümsemiştim. Ama o hayal, kapının ardındaki kayınvalidemin sesiyle tuzla buz oldu.
“Gelin, aç kapıyı! Hadi, acele et!” diye bağırıyordu. Eşim Elif, yanımda mırıldanarak döndü, “Annemdir, açmazsak gitmez,” dedi. İçimde bir öfke kabardı ama Elif’in yorgun yüzüne bakınca, kalkıp kapıyı açmak bana düştü.
Kapıyı açar açmaz, kayınvalidem Hatice Hanım’ın yanında iki küçük çocuk gördüm: Zeynep’in çocukları, Efe ve Duru. Efe beş yaşında, Duru ise üç. İkisi de uykulu gözlerle bana bakıyor, ellerinde oyuncak ayılar. Hatice Hanım, sanki bana büyük bir iyilik yapıyormuş gibi, “Al, bunlar bugün sende. Zeynep’in işi çıktı, ben de doktora gideceğim. Sen nasılsa evdesin,” dedi.
Bir an donakaldım. “Ben… Ben bugün dinlenecektim, Hatice Hanım. Hem çocuklara bakmak için hazırlıklı değilim,” dedim. O ise, “Aman canım, ne olacak? Sen de anne olacaksın yakında, alıştır kendini,” diye geçiştirdi. Elif kapıdan başını uzattı, “Anne, haber verseydin bari, hazırlık yapardık,” dedi. Hatice Hanım, “Kızım, ne hazırlığı? Çocuk bunlar, biraz oynarlar, biraz uyurlar. Ben akşamüstü alırım,” deyip elini salladı ve arkasına bile bakmadan gitti.
Efe ve Duru, utangaçça salona geçtiler. Elif, “Ne yapacağız şimdi?” diye sordu. Ben ise, “Bilmiyorum. Ama bu böyle devam edemez. Herkesin hayatı var, bizim de sınırlarımız olmalı,” dedim. Elif’in gözleri doldu, “Annem hep böyle. Zeynep’in çocukları olunca, sorumluluğu bize yıkıyor. Ama ona karşı çıkınca da, ‘Siz aile nedir bilmezsiniz’ diyor.”
Çocuklar, salonda oyuncaklarını yere serip oynamaya başladılar. Ben mutfağa geçip kahve koydum. Elif, çocuklara süt ve bisküvi hazırladı. İçimde bir huzursuzluk vardı. Kendi evimde, kendi cumartesi sabahımda, bir başkasının planları yüzünden sıkışıp kalmıştım.
Saat ilerledikçe, çocuklar sıkılmaya başladı. Efe, “Amca, parka gidelim mi?” dedi. Duru, “Ben annemi istiyorum,” diye ağlamaya başladı. Elif, Duru’yu kucağına aldı, “Annen birazdan gelir, canım,” dedi. Ama ben, Duru’nun gözlerindeki çaresizliği görünce, içimde bir sızı hissettim.
Saat 10:00’da, kayınvalidem aradı. “Çocuklar iyi mi? Ben biraz gecikeceğim, işler uzadı,” dedi. “Ne kadar gecikeceksiniz?” diye sordum. “Bilmiyorum, akşamüstü gibi,” dedi ve telefonu kapattı. Elif, “Bize sormadan, hayatımızı planlıyor. Hep böyleydi. Küçüklüğümden beri, ne isterse onu yapardı. Babam da ses etmezdi,” dedi.
Çocuklarla parka gitmeye karar verdik. Efe, kaydıraktan kayarken, Duru salıncağa binmek istedi. Ama Duru, bir anda ağlamaya başladı. Yanına koştum, “Ne oldu Duru?” dedim. “Annem gelsin,” diye hıçkırdı. Onu kucağıma aldım, “Biliyorum, anneni özledin. Ama biz de seni çok seviyoruz,” dedim. O an, kendi çocukluğum aklıma geldi. Annem çalışırken, ben de komşuya bırakılırdım. O evde hep yabancı hissederdim. Şimdi, Duru’nun gözlerinde o yalnızlığı gördüm.
Eve döndüğümüzde, çocuklar yorgundu. Elif, onlara çizgi film açtı. Ben ise, mutfakta oturup düşünmeye başladım. Hayatımız, başkalarının isteklerine göre mi şekillenmeli? Kendi sınırlarımızı nasıl koruyacağız? Elif yanıma geldi, “Sana yük oldum, biliyorum. Annem yüzünden hep huzursuzsun,” dedi. Elini tuttum, “Seninle bir sorunum yok. Ama bu böyle devam edemez. Kendi ailemizi kurmak istiyorsak, sınırlarımızı çizmeliyiz,” dedim.
Saat 16:00’da, Hatice Hanım kapıyı çaldı. Yorgun ama memnundu. “Çocuklar iyi mi?” dedi. Efe ve Duru, ona sarıldılar. Hatice Hanım bana döndü, “Bak, ne güzel bakmışsınız. Sen iyi bir baba olacaksın,” dedi. O an, içimde bir öfke kabardı. “Hatice Hanım, bir daha böyle habersiz çocuk bırakmayın. Bizim de planlarımız, hayatımız var. Lütfen, bize de saygı gösterin,” dedim. O ise, “Aile dediğin fedakarlık ister,” dedi.
Elif, annesine sarıldı ama gözleri doluydu. Ben ise, içimde bir huzursuzlukla salona geçtim. O akşam, Elif’le uzun uzun konuştuk. Kendi ailemizi, kendi sınırlarımızı nasıl koruyacağımızı tartıştık. Elif, “Annem kırılır diye korkuyorum,” dedi. Ben ise, “Kırılmak başka, başkasının hayatına müdahale etmek başka. Biz de bir aileyiz artık,” dedim.
O gece, yatağa uzandığımda, aklımda hep şu soru vardı: Kendi hayatımızı savunmak bencillik mi, yoksa geç kalmış bir cesaret mi? Siz olsanız, ailenizin istekleriyle kendi sınırlarınız arasında nasıl bir denge kurardınız?