Bir Annenin Yokluğunda: Anılara Tutunan Küçük Bir Çocuğun Hikâyesi
“Hayır! Annem gelsin!” diye bağırdım, gözlerim pencerenin dışında, apartmanın gri duvarlarına takılı kaldı. Teyze Tülay, elinde tabakla kapının eşiğinde dikiliyordu. “Pelin, hadi yavrum, yemeğini soğutma,” dedi yumuşak bir sesle. Ama onun sesi annemin sesi gibi değildi; annemin sesi, sabahları mutfaktan gelen taze ekmek kokusu gibi içimi ısıtırdı. Şimdi ise evin her köşesinde annemin yokluğu yankılanıyordu.
Babam sabah erkenden işe gitmişti, annem ise… Annem artık bizimle değildi. Geçen ay, hastanede, o soğuk odada, elimi tutarken gözlerini kapamıştı. O günden beri evde bir eksiklik vardı, sanki duvarlar bile daha soğuk, daha sessizdi. Babam, “Her şey yoluna girecek,” diyordu ama ben onun geceleri sessizce ağladığını duydum. Teyze Tülay, annemin yakın arkadaşıydı; bize bakmak için kendi evinden, kendi çocuklarından feragat etmişti. Ama ne kadar uğraşsa da, annemin yerini dolduramazdı.
O sabah, kahvaltı masasında otururken, Teyze Tülay bana yumurtalı ekmek uzattı. “Bak, annenin tarifinden yaptım,” dedi. Ama ben sadece tabağa baktım, iştahım yoktu. “Anne, neredesin?” diye içimden geçirdim. O sırada ablam Elif, odasından çıktı. Gözleri şişmişti, belli ki yine ağlamıştı. “Pelin, hadi gel birlikte yiyelim,” dedi. Elif’in sesi titriyordu, ama güçlü olmaya çalışıyordu. Annem hep Elif’e, “Sen ablasın, kardeşine sahip çık,” derdi. Şimdi Elif, annemin yokluğunda bana sarılmaya çalışıyordu ama ikimiz de eksiktik.
Birden, babamın sesi koridordan duyuldu. “Tülay abla, Pelin yine mi yemiyor?” dedi. Teyze Tülay başını salladı. Babam yanıma geldi, diz çöktü. “Küçük kızım, biliyorum çok zor. Ama annen seni hep izliyor, biliyorsun değil mi?” dedi. Gözlerim doldu. “Ama ben annemi görmek istiyorum, baba. Neden gitti?” diye sordum. Babam bir an sustu, gözleri uzaklara daldı. “Bazen insanlar gitmek zorunda kalır, Pelin. Ama sevgileri hep bizimle kalır,” dedi. O an, babamın da ne kadar kırık olduğunu anladım.
O gün okuldan da nefret ettim. Sınıfta herkes annesinden bahsediyordu. Öğretmenimiz, Anneler Günü için bir etkinlik yapacağımızı söylediğinde, içimde bir şeyler koptu. “Benim annem yok,” diye fısıldadım. Yanımda oturan Zeynep, elimi tuttu. “Benim annem de çalışıyor, bazen günlerce görmüyorum,” dedi. Ama onun annesi akşam eve geliyordu, benimki ise artık hiç gelmeyecekti.
Akşam olunca, Teyze Tülay bana masal okumaya başladı. “Bir varmış bir yokmuş, küçük bir kız varmış…” Masalın ortasında, “Teyze Tülay, annem geri gelecek mi?” diye sordum. Gözleri doldu, bana sarıldı. “Bazen insanlar gitmez, Pelin. Kalbimizde yaşarlar,” dedi. Ama ben annemin saçlarını okşamasını, bana ninni söylemesini istiyordum. O gece, annemin yastığına sarılıp uyudum. Rüyamda annem bana gülümsüyordu.
Günler böyle geçti. Babam işten yorgun geliyordu, Elif ders çalışıyor ama sık sık ağlıyordu. Teyze Tülay ise elinden geleni yapıyordu. Bir gün, babam eve erken geldi. “Hadi, bugün dışarı çıkıyoruz,” dedi. Hep birlikte sahile gittik. Dalgaların sesi, martıların çığlığı arasında, annemin yokluğunu bir an olsun unuttum. Babam, “Annen burayı çok severdi,” dedi. Elif, “Keşke annemiz de burada olsaydı,” dedi. Babam, Elif’in elini tuttu. “O hep bizimle, unutmayın,” dedi.
Bir akşam, Elif’le kavga ettik. O bana bağırdı, ben ona. “Sen annemi benden daha çok özlüyorsun sanıyorsun ama ben de çok özlüyorum!” diye bağırdım. Elif ağladı, ben de ağladım. Sonra birbirimize sarıldık. Annem olsa, “Kavga etmeyin, birbirinize destek olun,” derdi. O günden sonra, Elif’le daha çok konuşmaya başladık. Birlikte annemin eski fotoğraflarına baktık, anılarını anlattık. Annemin eski bir günlüğünü bulduk. Orada, “Kızlarım büyüdüğünde birbirlerine hep destek olsunlar,” yazıyordu. O satırları okurken, Elif’le göz göze geldik. “Söz veriyorum, Pelin,” dedi. “Ben de,” dedim.
Aylar geçti. Annemin yokluğuna alışmak mümkün değildi ama onun sevgisiyle yaşamayı öğrendik. Teyze Tülay, bir gün, “Artık kendi evime dönmem lazım,” dediğinde, içimde bir boşluk hissettim. Ama artık Elif’le birbirimize daha çok sarılıyorduk. Babam da yavaş yavaş gülümsemeye başladı. Annemin yokluğu, bizi daha da yakınlaştırdı. Ama hâlâ geceleri pencereye bakıp, “Anne, beni duyuyor musun?” diye fısıldıyorum.
Bazen düşünüyorum, bir insanın hayatında en büyük eksiklik ne olabilir? Annemin yokluğunda büyümek mi, yoksa onun sevgisini hiç bilmemek mi? Sizce, bir çocuğun kalbinde açılan bu boşluk, zamanla dolar mı? Yoksa hep orada, bir yara gibi kalır mı?