Artık Herkesin Hizmetçisi Değilim – Bir Türk Annenin Uyanışı
“Anne, çayım neden hâlâ gelmedi?” diye bağırdı oğlum Emre, televizyonun karşısında uzanırken. O an elimdeki bulaşık süngerini sıktım, köpükler avucumdan taştı. Bir an için durdum, mutfağın camından dışarı baktım. Yağmur damlaları camı döverken, içimde bir fırtına kopuyordu. Yıllardır bu evde herkesin hizmetçisiydim. Eşim Mehmet’in gömlekleri, kızım Zeynep’in ödevleri, Emre’nin çayı, annemin ilaçları… Herkesin bir isteği vardı, ama kimse “Sen nasılsın?” diye sormuyordu.
Kendi annemden öğrendiğim gibi, hep fedakâr oldum. “Kadın dediğin önce ailesini düşünür,” derdi annem. Ben de öyle yaptım. Sabahları herkesten önce kalktım, akşamları en son yattım. Kimseye yük olmamak için, kimse üzülmesin diye sustum. Ama içimde bir boşluk büyüdü. Yıllar geçti, çocuklar büyüdü, eşim emekli oldu. Ben ise hâlâ aynı döngüdeydim. Bir gün, Zeynep’in odasında ağladığını duydum. Kapıyı çaldım, “Kızım, iyi misin?” dedim. “Anne, senin hiç hayatın yok mu? Hep bizim için koşturuyorsun. Hiç kendin için bir şey yaptığını görmedim,” dedi. O an içime bir ok saplandı. Kızım bile fark etmişti.
Bir hafta sonra, Emre yine “Anne, çay!” diye bağırınca, ilk defa cevap verdim: “Emre, kalkıp kendin alabilirsin.” O an evde bir sessizlik oldu. Mehmet gazeteden başını kaldırdı, Zeynep şaşkınlıkla bana baktı. Emre ise suratını astı. “Ne oldu anne, hasta mısın?” dedi. “Hayır oğlum, sadece yoruldum,” dedim. O günden sonra, küçük küçük hayır demeye başladım. Mehmet’in ütüsünü kendisine bıraktım, Zeynep’in ödevine karışmadım, annemin ilaçlarını kardeşime havale ettim. İlk başta herkes tepki gösterdi. Mehmet, “Sen değiştin,” dedi. “Evet, değiştim,” dedim. “Artık kendim için de yaşamak istiyorum.”
Bir akşam, sofrada sessizce otururken Mehmet yine başladı: “Bu evde düzen kalmadı. Herkes kendi başına.” O an içimde biriken öfke patladı. “Yıllarca bu evi ben ayakta tuttum. Kimse bana teşekkür etmedi. Şimdi biraz kendim için yaşamak istiyorum, suç mu?” dedim. Gözlerim doldu, ama ağlamadım. Mehmet sustu, çocuklar başlarını eğdi. O gece ilk defa odamda yalnız kalmak istedim. Kapıyı kapattım, yatağa uzandım. Tavanı izlerken düşündüm: Ben kimim? Sadece bir anne, bir eş, bir evlat mıyım? Yoksa kendi hayalleri, istekleri olan bir kadın mıyım?
Ertesi gün, sabah kahvaltısını hazırlamadım. Herkes kendi başının çaresine baktı. Zeynep bana sarıldı, “Anne, seninle gurur duyuyorum,” dedi. Emre biraz bozuldu, ama zamanla alıştı. Mehmet ise uzun süre sessiz kaldı. Bir gün, “Sen böyle değildin,” dedi. “Belki de hep böyle olmam gerekiyordu,” dedim. O günden sonra, her sabah yürüyüşe çıkmaya başladım. Parkta çiçekleri izledim, bankta oturup kitap okudum. İlk defa kendim için bir şeyler yaptım. Komşum Ayşe abla ile sohbet ettim, dertleştik. O da yıllarca aynı şeyleri yaşamış. “Keşke daha önce başkaldırsaydık,” dedi.
Bir gün, eski bir arkadaşım aradı. “Gelin, bir kahve içelim,” dedi. Önce çekindim, evde işler var diye düşündüm. Sonra, “Hayır, bu sefer kendim için gideceğim,” dedim. O gün çok güldük, eski günleri andık. Eve döndüğümde kendimi hafiflemiş hissettim. Mehmet bana kızmadı, sadece şaşırdı. “Sen değiştin,” dedi yine. “Evet, değiştim. Ama bu değişim bana iyi geldi,” dedim.
Bazen suçluluk duydum. Annem aklıma geldi. “Kadın dediğin fedakâr olur,” derdi. Ama ben artık biliyorum ki, kendini unutan kadın, bir gün tükenir. Ben tükenmek istemiyorum. Kendi hayatımı yaşamak, kendi isteklerimi önemsemek istiyorum. Çocuklarım büyüdü, kendi yollarını bulacaklar. Ben de kendi yolumu bulmalıyım.
Bir akşam, ailece sofrada otururken, Emre bana baktı: “Anne, sen daha mutlu görünüyorsun,” dedi. Gülümsedim. “Evet oğlum, çünkü artık kendim için de yaşıyorum.” Mehmet başını salladı, “Belki de haklısın,” dedi. O an içimde bir huzur hissettim. Yıllarca herkesin hizmetçisi oldum, ama artık değilim. Şimdi, 59 yaşında, ilk defa kendim için yaşıyorum.
Bazen düşünüyorum: Neden bu kadar geç kaldım? Neden yıllarca kendimi unuttum? Sizce, bir kadın ne zaman kendini sevmeye başlamalı? Hayatımızı başkaları için yaşarken, kendimizi nereye kadar unutabiliriz?