Tesadüfi Evlilik: Bir Çift Don ve İnatla Başlayan Hayatım
“O donu giy ve çık kapının önüne! Beş dakika sonra apartmanın önündeyim!” diye bağırdım telefona, sesim öyle yüksek çıktı ki, annem mutfaktan kafasını uzattı. Aslında şaka yapıyordum; o kadar saçma bir tartışmanın ortasındaydık ki, belki güleriz diye düşündüm. Ama Zeynep’in sesi bir anda kısıldı, sonra fısıldadı: “Nereden biliyorsun o donu giydiğimi?” O an, içimde bir şeyler koptu. Şaka bir yana, bu kadar saçma bir detayın bizi bu noktaya getireceğini hiç düşünmemiştim.
Her şey, geçen hafta annemin bana “Artık evlen, oğlum!” diye dırdır etmesiyle başladı. 29 yaşındayım, İstanbul’da yaşıyorum, işim gücüm var ama annem için bunların hiçbiri yeterli değil. “Mahallede herkes torun seviyor, sen hâlâ bekar geziyorsun!” diye söylenip duruyor. O gün, Zeynep’le buluşmaya giderken annem yine arkamdan “Kız düzgün mü, ailesi kim?” diye sordu. Ben de “Anne, daha yeni tanışıyoruz, ne ailesi?” dedim ama içimden de ‘Keşke annem haklı çıkmasa’ diye geçirdim.
Zeynep’le ilişkimiz başından beri tuhaftı. Birbirimize laf sokmadan, inatlaşmadan bir günümüz geçmiyordu. O gün de, sabah sabah saçma bir konu yüzünden tartışmaya başladık. Zeynep’in bana “Seninle evlenmem için bir sebep yok!” demesiyle sinirlerim iyice gerildi. “O zaman iddiaya girelim,” dedim, “Eğer bugün apartmanın önüne o donla çıkarsan, seninle evlenirim!” dedim. O da inat etti, “Sen de çıkarsan ben de çıkarım!” dedi. İşte o an, hayatımın en saçma iddiasına imza attım.
Beş dakika sonra apartmanın önündeydim. Zeynep, gerçekten de o donla kapının önüne çıkmıştı. Mahalledeki kadınlar camdan bakıyor, çocuklar gülüşüyordu. O an, utancımdan yerin dibine girdim ama Zeynep’in gözlerindeki o inatçı parıltıyı görünce, bir anda gülmeye başladım. “Tamam,” dedim, “Sözüm söz, evleniyoruz!”
Olay mahallede yayılınca, annem çıldırdı. “Ne demek donla sokağa çıkmak? Ne demek evleniyoruz?” diye bağırdı. Babam ise sessizce gazeteyi katlayıp, “Oğlum, bu işin şakası olmaz,” dedi. Zeynep’in ailesi de olayı duyunca, babası beni aradı: “Delikanlı, kızımı rezil ettin, ya adam gibi evlenirsin ya da bu mahallede barınamazsın!”
Bir anda kendimi nişan masasında buldum. Zeynep’in annesi gözyaşları içinde, “Kızımın başını yaktın!” diye ağlıyor, benim annem ise “Oğlum, bari düğün salonu güzel olsun,” diye dert yanıyordu. Zeynep’le göz göze geldiğimizde, ikimiz de neye uğradığımızı şaşırmıştık. Ama ikimiz de inatçıyız ya, kimseye boyun eğmek istemedik. “Madem başladık, sonuna kadar gidelim,” dedik.
Düğün günü geldiğinde, mahalledeki herkes davetliydi. Herkesin dilinde aynı soru: “Donla başlayan evlilikten ne çıkar?” Düğün salonunda, Zeynep’in halası bana yanaşıp, “Oğlum, inatla evlilik olmaz, sevgi lazım,” dedi. Ben de başımı eğip, “Belki de zamanla severiz,” dedim. Zeynep ise gelinliğin içinde bana bakıp, “Bari bu gece kavga etmeyelim,” diye fısıldadı. O an, içimde bir sıcaklık hissettim. Belki de gerçekten birbirimizi tanımadan evlenmek, hayatın bize oynadığı bir oyundu.
Evliliğimizin ilk ayı, tam bir felaketti. Sabahları kahvaltı masasında sessizce oturuyor, akşamları televizyonun karşısında birbirimize laf sokuyorduk. Annem her gün arayıp, “Kızım sana iyi bakıyor mu?” diye soruyor, Zeynep’in annesi ise “Kızım mutlu mu?” diye dertleniyordu. Bir gün, Zeynep patladı: “Seninle evlenmek hayatımın hatasıydı!” dedi. Ben de dayanamayıp, “Sen de inat etmeseydin, bu hale gelmezdik!” diye bağırdım. O gece, ayrı odalarda yattık.
Bir sabah, işe gitmek için hazırlanırken Zeynep’in ağladığını duydum. Yanına gidip, “Ne oldu?” diye sordum. “Ben bu hayatı istemiyorum,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Onu teselli etmeye çalıştım ama kelimeler boğazımda düğümlendi. O gün işe gitmedim, bütün gün evde oturup düşündüm. Gerçekten de, bir çift don ve inat uğruna hayatlarımızı mahvetmiş miydik?
Bir akşam, Zeynep’le oturup konuşmaya karar verdik. “Biz neden evlendik?” diye sordum. O da, “Sırf mahalle konuşmasın diye,” dedi. İkimiz de sustuk. Sonra, Zeynep gözlerimin içine bakıp, “Belki de birbirimizi tanımaya çalışmalıyız,” dedi. O günden sonra, küçük adımlarla birbirimize yaklaşmaya başladık. Sabahları birlikte kahvaltı yapıyor, akşamları yürüyüşe çıkıyorduk. Yavaş yavaş, aramızdaki buzlar eridi.
Bir gün, annem aradı ve “Oğlum, Zeynep’i seviyor musun?” diye sordu. Bir an duraksadım. “Bilmiyorum anne, ama deniyorum,” dedim. Annem, “Sevgi zamanla olur, yeter ki birbirinize sabredin,” dedi. O an, annemin ne kadar haklı olduğunu anladım.
Aylar geçtikçe, Zeynep’le aramızda gerçek bir bağ oluştu. Artık kavga ettiğimizde bile, birbirimize sarılıp barışıyorduk. Mahalledeki kadınlar, “Bak, donla başlayan evlilik mutlu bitti,” diye konuşuyordu. Zeynep’in babası bile bir gün bana, “Sen iyi adammışsın,” dedi.
Şimdi, geçmişe dönüp baktığımda, bir çift don ve inat uğruna başladığımız bu yolculuğun bizi nerelere getirdiğine inanamıyorum. Hayat bazen en saçma anlarda, en güzel sürprizleri yapıyor insana. Ama hâlâ kendi kendime soruyorum: Acaba gerçekten aşk, inatla mı başlar yoksa zamanla mı büyür? Sizce, bir evlilik gerçekten tesadüfen mi başlar, yoksa kader mi bizi bir araya getirir?