Annem Bir Adamı Beni Seçti: Bir Kızın İçindeki Yalnızlık
“Yine mi geç kaldın anne?” diye bağırdım, kapının gıcırtısıyla birlikte içeri girerken. Gözlerim dolmuştu, ama ağlamamaya yeminliydim. Annem, elinde market poşetleriyle bana bakıp, “Elif, lütfen bugün tartışmayalım,” dedi yorgun bir sesle. O an, içimde bir şeyler koptu. Çünkü biliyordum ki, annem yine onunlaydı; o adamla, yani Selim’le. Babamdan ayrıldığından beri evimizde bir yabancı gibi dolaşıyordu annem. Sanki ben yokmuşum gibi, sanki ben onun kızı değilmişim gibi.
Babamla annem ben on iki yaşındayken ayrıldılar. O zamanlar anlamamıştım, ama şimdi her şey çok net. Babam evi terk ettiğinde, annem günlerce ağladı. Ben ise onun yanında, sessizce oturup gözyaşlarını izledim. Sonra bir gün, annem eve yeni bir adam getirdi: Selim. İlk başta sadece bir arkadaş gibi tanıttı. Ama kısa sürede her şey değişti. Annem artık bana değil, ona gülüyordu. Akşam yemeklerinde bile Selim’in sevdiği yemekler pişiyor, benim sevdiğim köfte patates unutuluyordu. Bir gün, “Anne, ben de varım burada,” dediğimde, annem bana öyle bir baktı ki, sanki ben fazlalıkmışım gibi hissettim.
Okulda da işler iyi gitmiyordu. Arkadaşlarım annemin yeni sevgilisini konuşuyordu. “Elif’in annesi yine başka biriyle,” diye fısıldaşıyorlardı. Utanıyordum, öfkeleniyordum, ama en çok da yalnız hissediyordum. Bir gün, en yakın arkadaşım Zeynep’e her şeyi anlattım. “Belki de annene anlatmalısın nasıl hissettiğini,” dedi. Ama anneme anlatmak… O kadar kolay değildi. Çünkü annem artık beni duymuyordu. Sanki onun için görünmez olmuştum.
Bir akşam, annem ve Selim salonda kahkahalar atarken, ben odama kapanıp ağladım. Kapı aralığından annemin bana bakıp bakmadığını kontrol ettim. Hiç bakmadı. O an, annemin beni gerçekten kaybettiğini hissettim. Ertesi gün, anneme bir mektup yazdım. “Anne, ben buradayım. Senin kızınım. Ama sen beni görmüyorsun. Lütfen beni de sev,” diye yazdım. Mektubu yastığının altına koydum. Ama annem o mektubu hiç bulmadı ya da bulduysa da hiç okumadı. Çünkü bana hiçbir şey söylemedi.
Bir gün, Selim’in bana bağırdığını duydum. “Bu kız çok saygısız, biraz disiplin lazım,” dedi anneme. Annem ise sessizce başını öne eğdi. O an, annemin beni korumadığını, hatta Selim’in yanında olmayı seçtiğini anladım. O gece, babamı aradım. “Baba, ben burada mutlu değilim,” dedim. Babam ise, “Elif, anneni üzme, o da zor zamanlar geçiriyor,” dedi. Kimse beni anlamıyordu. Herkes annemi anlamaya çalışıyordu, ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu.
Bir gün, okuldaki rehberlik öğretmenim Asuman Hanım beni çağırdı. “Elif, son zamanlarda çok içine kapanıksın. Bir sorun mu var?” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Gözyaşlarım sel oldu. Asuman Hanım, “Bazen büyükler de hata yapar, ama senin duyguların da çok önemli,” dedi. O an, ilk defa biri beni anladı. Ama eve döndüğümde, yine yalnızdım. Annem ve Selim televizyon izliyordu, ben ise odama kapanıp kitaplara sığındım.
Bir akşam, annem odama geldi. “Elif, neden bu kadar soğuksun bana karşı?” dedi. İçimde biriken her şeyi haykırmak istedim. “Çünkü sen beni seçmedin anne! O adamı seçtin! Ben senin kızınım, ama sen beni görmüyorsun!” diye bağırdım. Annem bir an sustu, gözleri doldu. “Elif, ben de mutluluğu hak ediyorum,” dedi. “Peki ya ben anne? Benim mutluluğum ne olacak?” dedim. Annem cevap veremedi. O an, aramızda görünmez bir duvar örüldü.
Zaman geçti, ama hiçbir şey değişmedi. Annem ve Selim birlikte tatile gittiler, beni babaanneme bıraktılar. O yaz, hayatımda ilk kez bu kadar yalnız hissettim. Babaannem bana sarıldı, “Kızım, annen de insan, ama senin de kalbin var,” dedi. O sözler içimi biraz rahatlattı. Ama annem döndüğünde, yine her şey aynıydı. Selim’in bana kötü davranmasına göz yumuyordu. Bir gün, Selim bana “Senin gibi bir kızım olsa utanırdım,” dedi. Annem ise sadece sustu. O an, annemin beni tamamen kaybettiğini anladım.
Liseyi bitirmeme az kaldı. Üniversite sınavına hazırlanıyorum. Hayalim, İstanbul dışında bir üniversiteye gitmek, annemden ve Selim’den uzaklaşmak. Belki o zaman, kendi hayatımı kurabilirim. Ama içimde bir yara var; annemin sevgisizliği, beni hep eksik bırakacak. Bazen geceleri, “Acaba annem beni gerçekten hiç sevdi mi?” diye düşünüyorum. Ya da ben mi annemin mutluluğuna engel oldum? Ama sonra aynaya bakıp, “Hayır, ben sadece sevilmek istedim,” diyorum.
Şimdi bu satırları yazarken, belki birileri benim gibi hissediyordur. Belki bir anne, kızının gözlerine bakıp, onun da bir kalbi olduğunu hatırlar. Ben Elif, annemin seçmediği kız. Peki sizce, bir anne gerçekten kızını unutabilir mi? Yoksa anneler de bazen bencilleşebilir mi?