Kayınvalidemin Şaşırtıcı Planı: “Hastalık” ve Hayatımı Değiştiren O Yazlık

“Zehra Hanım, ne olur bana yardım et… Çok kötüyüm, nefes alamıyorum!” Kayınvalidemin sesi telefonda titriyordu. O an elimdeki çay bardağını masaya bırakırken, kalbim deli gibi atmaya başladı. Murat ise, yanımda oturmuş, telefonun ucundan gelen sesi duymamış gibi, gazetesini okumaya devam ediyordu. “Murat, annen kötüymüş, hemen gitmemiz lazım!” dedim. Gözlerini benden kaçırdı, “Yine mi? Annem her yaz böyle yapıyor, Zehra. Yazlığa gitmemizi istiyor, başka bir şey değil.”

Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Üç ay önce, annemden miras kalan Ayvalık’taki yazlık evi konuşmuştuk. O ev, bana çocukluğumun huzurunu, annemin kokusunu hatırlatıyordu. Ama Murat için sadece bir yatırım, bir “altın yumurtlayan tavuk”tu. “Zehra, orayı satmak delilik olur. Bak, kiraya veriyoruz, her yaz cebimize para giriyor. Sen de biraz çalışıyorsun işte, ne var bunda?” demişti geçen hafta. Oysa ben, her yaz orada temizlik yapmaktan, misafirlerle uğraşmaktan, komşuların dedikodusunu çekmekten bıkmıştım. “Ben çalışmıyorum, kölelik yapıyorum!” diye bağırmıştım ona. Ama Murat, beni hiç anlamamıştı.

O sabah, kayınvalidemin hastalığı bahanesiyle yine yazlığa gitmek zorunda kaldık. Arabada, Murat sessizdi. Ben ise, içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışıyordum. “Neden hep ben fedakârlık yapıyorum? Neden kimse benim ne hissettiğimi sormuyor?” diye düşündüm. Yazlığa vardığımızda, kayınvalidem kapıda bizi bekliyordu. Yüzünde bir damla ter yoktu, gayet sağlıklı görünüyordu. “Ay Zehracığım, iyi ki geldiniz! Şu bahçedeki otları temizleyelim, sonra da komşu Hatice Hanım’a uğrayalım, yeni reçel yapmış…”

O an anladım: Hastalık falan yoktu. Sadece, yazlıkta işleri bana yıkmak için bir oyun oynanıyordu. Murat ise, annesinin oyununa göz yumuyordu. “Anne, sen iyi misin?” diye sordum. “Ay canım, biraz başım döndü ama şimdi geçti. Sen şu çamaşırları asıver de, ben de biraz dinleneyim.”

O gün, bütün gün bahçede çalıştım. Ellerim toprak içinde kaldı, sırtım ağrıdı. Akşam olunca, Murat ve kayınvalidem televizyonun karşısında oturup dizi izlerken, ben mutfakta yemek hazırlıyordum. İçimde bir isyan vardı. “Ben burada hizmetçi miyim?” diye sordum kendime. O gece, Murat’la tartıştık. “Yeter artık! Bu evde herkesin keyfi yerinde, bir tek ben yoruluyorum. Yazlığı satmak istiyorum!” dedim. Murat, gözlerini kocaman açtı. “Zehra, delirdin mi? O ev bizim geleceğimiz. Annem de yaşlı, ona bakmak zorundayız. Hem, sen çalışmıyorsun ki, biraz yorulsan ne olur?”

O an, içimde bir şeyler koptu. “Ben çalışmıyorum mu? Her gün bu evde, yazlıkta, çocuklarla, senin annenle uğraşmak ne? Sen hiç bana sordun mu ne istiyorum?” dedim. Murat, sustu. O gece, gözyaşlarımı yastığıma akıttım. Sabah olunca, kayınvalidem yine iş buyurmaya başladı. “Zehra, şu camları siliver. Zehra, şu çiçekleri sula. Zehra, komşuya git, bana ekmek al…”

Bir hafta böyle geçti. Her gün, biraz daha tükendim. Bir akşam, komşu Hatice Hanım’la bahçede otururken, bana şöyle dedi: “Kızım, senin yerinde olsam, bu kadar yükü çekmezdim. Herkes kendi hayatını yaşasın. Senin de hakkın var mutlu olmaya.” O sözler, içimde yankılandı. O gece, Murat’la bir kez daha konuştum. “Bak Murat, ben bu şekilde yaşamak istemiyorum. Ya bu evi satarız, ya da ben çocukları alıp İstanbul’a dönerim. Sen annenle kalırsın.”

Murat, ilk kez ciddileşti. “Zehra, annemi yalnız bırakamam. O yaşlı, hasta…” “Hasta mı? Her gün bahçede senden benden daha çok çalışıyor! Sadece bana iş yaptırmak için hasta numarası yapıyor!” dedim. Murat, bir an sustu. Sonra, “Belki de haklısın. Ama annemi üzmek istemiyorum.”

O gece, kayınvalidem konuşmaları duymuş. Sabah bana yaklaştı, gözleri dolu doluydu. “Zehra, ben de yalnız kalmaktan korkuyorum. O yüzden sizi yanımda istiyorum. Ama belki de sana fazla yük oluyorum. Beni affet.” O an, içimde bir acı hissettim. Kayınvalidem de yalnızlıktan korkuyordu. Ama ben de kendi hayatımı yaşamak istiyordum.

Bir hafta sonra, Murat’la birlikte bir karar aldık. Yazlığı satmayacaktık, ama her yaz orada köle gibi çalışmayacaktım. Bir temizlikçi tuttuk, işleri paylaştık. Kayınvalidem de, bana daha az iş buyurmaya başladı. Ama içimde hâlâ bir huzursuzluk vardı. “Acaba, kendi hayatımı yaşamak için daha ne kadar bekleyeceğim? Hep başkalarının mutluluğu için mi yaşayacağım?”

Şimdi, bu satırları yazarken, kendime soruyorum: Siz olsanız, ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için savaşır mıydınız, yoksa ailenizin huzuru için susar mıydınız?