Sorumluluktan Kaçan Bir Eş ve Sessiz Bir Kadının Mücadelesi: Elif’in Hikâyesi

“Yeter artık Murat! Bir kere de oğlunla ilgilen, bir kere de bana ‘Nasılsın?’ de!” diye bağırdığımda, sesim titriyordu. O an, mutfağın köşesinde, ellerim bulaşık deterjanıyla ıslanmış, gözlerim ise yaşlarla dolmuştu. Murat ise, her zamanki gibi gözlerini kaçırdı, başını hafifçe öne eğdi ve hiçbir şey olmamış gibi televizyonun sesini açtı. O an anladım; yalnızlığım, evin duvarlarından daha kalındı.

Oğlum Efe doğduğunda, Murat’ın gözlerinde bir parıltı görmüştüm. Ama o parıltı, Efe’nin ilk ağlamasıyla birlikte sönmeye başladı. İlk başlarda, “Yorgunum, işte çok stres var,” diyordu. Sonra bu bahaneler, “Annem daha iyi bakar, sen de dinlenirsin,” cümlelerine dönüştü. Bir sabah, Efe’yi kucağıma almak için odasına girdiğimde, kayınvalidem Fatma Hanım’ın onu çoktan giydirip kahvaltısını ettirdiğini gördüm. Bana sadece, “Sen de biraz uyu kızım, yorulmuşsundur,” dedi. Ama ben uyumak istemiyordum; oğlumun annesi olmak istiyordum.

Fatma Hanım iyi bir kadındı, bunu inkâr edemem. Ama oğlumun annesi benken, annelik rolümün elimden alınmasına sessiz kalamazdım. Murat ise, her geçen gün daha da geri çekiliyordu. Evin içinde bir gölge gibi dolaşıyor, Efe ağladığında hemen annesinin yanına koşuyor, bana ise sadece “Sen de biraz kendine bak,” diyordu. Oysa ben, aynada kendime bakacak gücü bile bulamıyordum.

Bir akşam, Efe ateşlendi. Panikledim, ne yapacağımı bilemedim. Murat’a seslendim, “Murat, Efe’nin ateşi var, hastaneye mi götürsek?” dedim. O ise, “Annem baksın, o daha iyi bilir,” deyip odasına çekildi. O an içimde bir şeyler koptu. Efe’yi kucağıma aldım, Fatma Hanım’a danışmadan, üzerime bir hırka alıp gece yarısı hastaneye koştum. Hastane koridorunda, Efe’nin minik ellerini tutarken, gözyaşlarım yanaklarıma süzüldü. Doktor, “Biraz üşütmüş, endişelenmeyin,” dediğinde, içimdeki yük biraz hafifledi. Ama eve döndüğümde, Murat’ın hâlâ uyuyor olması, bana olan ilgisizliği, kalbimi daha da ağırlaştırdı.

Zaman geçtikçe, Murat’ın bana olan uzaklığı, evin içinde görünmez duvarlar ördü. Efe büyüdükçe, babasının kucağında değil, babaannesinin dizinde büyüdü. Ben ise, bir köşede, anneliğimi sorgular oldum. “Acaba iyi bir anne miyim? Yoksa Murat haklı mı, Fatma Hanım gerçekten benden daha mı iyi?” diye düşünmeden edemiyordum. Bir gün, annem aradı. Sesimdeki kırgınlığı hemen hissetti. “Kızım, iyi misin?” dediğinde, gözyaşlarımı tutamadım. “Anne, ben bu evde annelik yapamıyorum. Oğlumun annesi ben miyim, yoksa Fatma Hanım mı?” dedim. Annem, “Sen annesin, kimse senin yerini alamaz. Ama bazen insanlar sorumluluktan kaçar, senin suçun değil,” dedi. O an, içimde bir nebze olsun güç buldum.

Bir gün, Efe parka gitmek istedi. Hazırlandık, elini tuttum, kapıdan çıkarken Murat’a, “Geliyor musun?” diye sordum. “Annem götürsün, ben biraz dinleneceğim,” dedi. Efe, “Baba, sen de gelsene,” diye yalvardı. Murat’ın gözlerinde bir anlık bir tereddüt gördüm, ama sonra yine koltuğa gömüldü. Parkta, diğer anneler çocuklarıyla oynarken, ben Efe’nin salıncakta gülüşünü izledim. İçimde bir burukluk vardı; oğlumun babasıyla anı biriktiremeyeceğini bilmek, beni kahrediyordu.

Bir akşam, Fatma Hanım’la mutfakta çay içerken, bana dönüp, “Kızım, Murat biraz zor bir çocuktu, hep sorumluluktan kaçardı. Seninle evlenince değişir sanmıştım,” dedi. O an, Fatma Hanım’ın da yükünün ağır olduğunu anladım. O da oğlunun sorumluluk almamasından yorulmuştu. Ama ben, bu yükü taşımak zorunda değildim. O gece, Murat’la konuşmaya karar verdim.

“Murat, böyle devam edemem. Efe senin oğlun, onunla ilgilenmek senin de görevin. Ben yalnız hissediyorum, bu evde bir eş değil, bir yabancı gibiyim,” dedim. Murat, gözlerini kaçırdı, “Sen zaten her şeyi Fatma Hanım’la hallediyorsun, bana gerek kalmıyor,” dedi. “Ama ben senin desteğine ihtiyacım var. Efe’nin babasına ihtiyacı var. Sadece annenin değil, senin de sorumluluğun var,” dedim. Murat, ilk kez sustu. O an, aramızdaki sessizlik her şeyden daha ağırdı.

Geceleri, Efe uyuduktan sonra, kendi kendime sorular soruyordum. “Neden bir kadın, hem anne hem baba olmak zorunda kalır? Neden bir erkek, kendi çocuğundan bu kadar uzaklaşır?” Cevap bulamıyordum. Sadece, her sabah Efe’nin gülüşüyle yeniden güç buluyordum. Ama içimdeki yalnızlık, her geçen gün büyüyordu.

Bir gün, Efe hastalandı. Yine ben ilgilendim, yine Murat yoktu. Doktordan dönerken, Efe başını omzuma yasladı, “Anne, babam bizi sevmiyor mu?” dedi. O an, kalbim paramparça oldu. “Baban seni çok seviyor, sadece bazen nasıl göstereceğini bilmiyor,” dedim. Ama içimde, Murat’a karşı bir öfke büyüyordu. Oğlumun bu kadar küçük yaşta, babasının sevgisinden şüphe etmesi, bana yapılan en büyük haksızlıktı.

Aylar geçti, Murat’ın ilgisizliği değişmedi. Bir gün, Efe’nin okulunda veli toplantısı vardı. Murat’a, “Bu sefer sen gelir misin?” dedim. “İşim var, annem gitsin,” dedi. O an, kararımı verdim. Bu evde, tek başıma savaşmak istemiyordum. Annemi aradım, “Anne, bir süre size gelebilir miyim?” dedim. Annem, “Kapımız her zaman açık,” dedi. Efe’yi aldım, annemin evine gittim. Murat aramadı bile. Sadece Fatma Hanım, “Kızım, Murat’ı affet, o böyle biri,” dedi. Ama ben artık affedemiyordum.

Anneme sarıldığımda, içimde bir huzur hissettim. Efe, dedesiyle oyun oynarken, ben de ilk kez kendimi bir anne gibi hissettim. Annem, “Kızım, bazen insanlar değişmez. Ama sen güçlü ol, oğlun için ayakta kal,” dedi. O an, hayatımda ilk kez, kendi mutluluğumun da önemli olduğunu anladım.

Şimdi, Efe’yle birlikte yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Bazen geceleri, Murat’ı düşünüyorum. “Acaba bir gün, oğlunun büyüdüğünü görmek ister mi? Acaba bir gün, sorumluluk almayı öğrenir mi?” diye soruyorum kendime. Ama artık biliyorum ki, gerçek destek, bazen en yakınında sandığın kişiden değil, kendi içindeki güçten gelir.

Sizce, bir kadın ne kadar yalnız kalmalı? Bir çocuk, babasının sevgisinden ne kadar mahrum bırakılmalı? Yorumlarınızı bekliyorum…