Kırık Duygular: Bir Anne-Kız Hikayesi
— Marlenacığım, dün öyle bir araba gördüm ki, anlatamam! Beyaz, deri koltuklar, cam tavan… Tam sana göre! Sadece bir milyon üç yüz bin lira, düşün artık! — Annemin sesi, mutfaktan salona kadar yankılandı. Sözde neşeliydi ama o baskıyı, o beklentiyi her kelimesinde hissediyordum.
Bilgisayarımı kapattım, derin bir nefes aldım. — Anne, lütfen… Bunu daha önce de konuştuk. Ev kredisi ödüyoruz, Zeynep her ay hastalanıyor, masraflarımız zaten başımızdan aşkın. O arabayı nasıl alayım ben sana?
Annem, elindeki çay bardağını masaya biraz sertçe bıraktı. — Herkesin arabası var, bizim niye olmasın? Senin baban sağ olsaydı, şimdiye çoktan almıştı. Hep bahaneler, hep sıkıntılar… Biraz da güzel şeyler konuşalım, kızım!
İçimde bir şeyler kırıldı. Babamı kaybedeli üç yıl olmuştu. O günden beri annemle aramızda görünmez bir duvar vardı. O, babamın yokluğunu benimle doldurmaya çalışıyor, ben ise kendi hayatımın yükünü taşımaya çalışıyordum. Eşim Serkan sabah erkenden işe gitmişti. Kızım Zeynep ise odasında, öksürük nöbetleriyle boğuşuyordu. Her ay hastaneye gitmek, ilaçlar, testler… Maaşımızın yarısı sağlık harcamalarına gidiyordu. Annem ise bunların hiçbirini görmek istemiyordu.
— Anne, bak… — dedim, sesim titriyordu. — Ben de isterim güzel bir araba, rahat bir hayat. Ama gerçekler ortada. Zeynep’in tedavisi, evin taksitleri, mutfak masrafları… Senin de emekli maaşın yetmiyor. Her şeyi ben mi düşünmek zorundayım?
Annem bir an sustu, gözleri doldu. — Ben de isterim torunumu rahat ettirmek, sana destek olmak. Ama elimden ne gelir ki? Sadece hayal kuruyorum, o da mı yasak?
O an, annemin aslında ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Ama ben de yalnızdım. Herkesin yükünü sırtlanmış, kendi isteklerimi unutmuştum. Serkan’la bile doğru düzgün konuşamaz olmuştuk. Akşamları yorgun argın eve geliyor, Zeynep’in ateşini ölçüyor, annemin dertlerini dinliyor, sonra sessizce ağlıyordum.
O gün, Zeynep’in ateşi yine yükseldi. Annem panikle yanıma koştu. — Hemen hastaneye götürelim, kızım! Allah korusun, bir şey olursa ben yaşayamam!
Serkan’ı aradım, işten izin alamadı. Taksiyle hastaneye gittik. Doktor, Zeynep’in bağışıklığının zayıf olduğunu, daha dikkatli olmamız gerektiğini söyledi. Eve döndüğümüzde annem, — Bak, o araba olsaydı şimdi rahat rahat gider gelirdik, — dedi yine. Sanki her şeyin çözümü o arabaydı.
Gece, Zeynep uyuduktan sonra Serkan’la mutfakta oturduk. — Marlena, annene kızma. O da yaşlandı, yalnız kaldı. Ama sen de kendini bu kadar yıpratma. Biraz da kendini düşün, dedi.
Gözlerim doldu. — Nasıl düşüneyim Serkan? Herkes benden bir şey bekliyor. Annem huzur, Zeynep sağlık, sen destek… Benim isteklerim ne olacak? Ben ne zaman mutlu olacağım?
Serkan elimi tuttu. — Belki de biraz hayır demeyi öğrenmelisin. Her şeyi üstlenmek zorunda değilsin.
Ama anneme nasıl hayır diyebilirdim? O, babamın yokluğunda bana sığınmıştı. Onu kırmak, kendimi suçlu hissettiriyordu. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Zeynep’in nefesini dinledim, annemin odasından gelen hafif hıçkırıkları duydum. Herkesin yükünü omuzlarımda hissediyordum.
Ertesi sabah, annem kahvaltı hazırlamıştı. — Kızım, dün gece düşündüm de… Belki de fazla üstüne gidiyorum. Ama ben de insanım, bazen dayanacak gücüm kalmıyor. Senin de zorlandığını biliyorum, — dedi sessizce.
O an, annemin de benim kadar kırık olduğunu anladım. Ona sarıldım. — Anne, ben de bazen çok yoruluyorum. Ama birlikteyiz. Birlikte aşacağız, dedim.
Ama içimde bir boşluk vardı. Kendi hayatımı, hayallerimi, isteklerimi ne zaman yaşayacaktım? Hep başkalarının mutluluğu için mi yaşayacaktım?
O gün, Zeynep’in okuldan arkadaşı Elif’in annesi aradı. — Marlena Hanım, Elif’in doğum günü var, Zeynep’i de bekliyoruz, dedi. Zeynep çok sevindi. Ama ben, ona yeni bir elbise alamayacağım için utandım. Annem hemen atıldı, — Benim eski bir şalvarım var, onu dikeriz, dedi. Zeynep’in gözleri parladı. — Anneanne, senin diktiğin elbiseleri çok seviyorum!
O an, mutluluğun aslında küçük şeylerde olduğunu fark ettim. Ama yine de, içimdeki o eksiklik, o yorgunluk geçmedi. Akşam, Zeynep uyuduktan sonra annemle balkonda oturduk. — Kızım, sen de bir gün mutlu olacaksın. Benim için değil, kendin için yaşa. Benim hayallerim bitti, ama seninkiler yeni başlıyor, dedi.
Gözlerim doldu. — Anne, ben de mutlu olmak istiyorum. Ama nasıl?
Annem sustu, gökyüzüne baktı. — Belki de önce kendini affetmelisin. Her şeyi kontrol edemezsin. Bazen bırakmak gerekir.
O gece, ilk defa kendim için dua ettim. Kendi mutluluğum için, kendi hayallerim için. Sabah uyandığımda, içimde hafif bir umut vardı. Belki de, her şeyin yükünü tek başıma taşımak zorunda değildim. Belki de, biraz da kendim için yaşamalıydım.
Şimdi size soruyorum: Siz de bazen herkesin yükünü omuzlarınızda hissediyor musunuz? Kendi mutluluğunuz için ne zaman adım atacaksınız?