Bir Yabancı Annemin Yerine Geçebilir mi?

“Nasıl yapar bunu? Annem daha toprağa bile tam karışmamışken, o kadını bu eve nasıl getirir?” diye içimden haykırıyordum. Okuldan eve koşarken, içimde bir umut vardı: Bugün babamla tiyatroya gidecektik. Annemin ölümünden sonra ilk kez babamla baş başa bir şey yapacaktık. Belki biraz olsun eski günleri hatırlayacak, birlikte gülecektik. Ama eve girdiğimde, koridorda yabancı bir kadın ayakkabısı ve yanında bir valiz gördüm. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Babamın sesi salondan geliyordu, yanında bir kadın sesiyle karışık.

“Hoş geldin Kader, ayakkabılarını çıkar, gel tanıştırayım,” dedi babam. Sesinde bir tuhaflık vardı, sanki suçluymuş gibi. Yanında oturan kadın, kırk yaşlarında, saçları düzgünce toplanmış, yüzünde yapmacık bir gülümseme. “Ben Sevda,” dedi, elini uzattı. Elini sıkmadım. Sanki annemin yerine geçmek ister gibi, o koltukta oturuyordu. Annemin koltuğunda. Annemin kokusu hâlâ oradayken, bir başkasının oturması… İçimden bir şeyler koptu o an.

Babam, “Kader, Sevda ablan bir süre bizimle kalacak. Ona iyi davranmanı istiyorum,” dedi. Gözlerime bakmamaya çalışıyordu. O an, babamı ilk kez bu kadar yabancı hissettim. Annem öldükten sonra geceleri sessizce ağladığını duyardım. Ama şimdi, sanki annemi unutuvermişti. Oysa ben her gece annemin yastığına sarılıp kokusunu içime çekiyordum. Annemi özlüyordum. Annemi istiyordum. Ama babam, başka bir kadını getirmişti.

O gece odamda ağladım. Annemin fotoğrafına bakıp, “Anne, neden bu kadar erken gittin? Babamı bana bırakmadın mı?” diye fısıldadım. Ertesi sabah kahvaltı masasında Sevda, bana omlet yapmıştı. “Kaderciğim, yumurtayı nasıl seversin?” diye sordu. Cevap vermedim. Annem gibi konuşmaya çalışıyordu. Annem gibi davranmaya çalışıyordu. Ama annem değildi. Babam, “Kader, Sevda ablana teşekkür etsene,” dedi. Gözlerim doldu. “Benim ablam yok,” dedim ve masadan kalktım.

Okulda arkadaşlarım annemin ölümünden sonra bana daha yakın davranmaya başlamıştı. Ama kimseye babamın eve başka bir kadın getirdiğini söyleyemedim. Utanıyordum. Sanki anneme ihanet ediyormuşum gibi hissediyordum. Öğretmenim, “Kader, bir sıkıntın mı var?” diye sorduğunda, başımı salladım. “Yok, iyiyim,” dedim. Ama iyi değildim. Akşam eve döndüğümde, Sevda’nın mutfakta annemin önlüğünü taktığını gördüm. O an içimdeki öfke patladı. “Onu çıkar! O annemin önlüğü!” diye bağırdım. Sevda şaşırdı, babam koşarak geldi. “Kader, yeter artık! Sevda’ya böyle davranamazsın!” dedi. “O annemin yerini tutamaz!” diye bağırdım. Babamın gözleri doldu. “Kimse annenin yerini tutamaz, kızım. Ama hayat devam ediyor,” dedi. O an babamın da acı çektiğini anladım. Ama bu, Sevda’yı kabul edeceğim anlamına gelmiyordu.

Geceleri annemin mezarına gidip, ona her şeyi anlatıyordum. “Anne, babamı kaybediyorum. O kadın bizim hayatımıza girdiğinden beri, babam bana yabancılaştı. Beni anlamıyor. Sen olsaydın, böyle olmazdı,” diye ağlıyordum. Bir gün mezarlıkta komşumuz Ayşe teyze beni gördü. “Kader, baban da çok zor durumda. Belki de yalnız kalmamak için böyle yapıyor,” dedi. “Ama ben yalnızım,” dedim. “Beni kimse anlamıyor.”

Evde Sevda her şeyi değiştirmeye başladı. Annemin eşyalarını kaldırdı, perdeleri değiştirdi, mutfağı baştan aşağı düzenledi. Her değişiklikte içim biraz daha acıdı. Bir gün annemin sandığını açtım, içindeki eski fotoğraflara baktım. Annemle babamın gençlik fotoğrafları, benim bebeklik hırkam, annemin el yazısıyla yazdığı bir mektup… O mektubu okurken, annemin sesini duyar gibi oldum: “Kader’im, hayat bazen çok zor olacak. Ama ne olursa olsun, kalbini temiz tut. Sevgiyle bak dünyaya.” Gözyaşlarım sandığın içine aktı.

Bir akşam babamla baş başa konuşmak istedim. “Baba, annemi unutmanı istemiyorum. O kadını da istemiyorum. Neden böyle yapıyorsun?” dedim. Babam derin bir nefes aldı. “Kader, anneni asla unutmadım. Ama çok yalnızım. Sen okuldasın, ben işteyim. Eve gelince sessizlik beni boğuyor. Sevda bana iyi geliyor. Sana da iyi gelecek, zamanla,” dedi. “Bana iyi gelmiyor! Annemi özlüyorum!” diye bağırdım. Babam sustu. O gece ilk kez babamın da ağladığını gördüm. “Kader, ben de anneni çok özlüyorum,” dedi. O an, babamın da acı çektiğini, ama farklı bir şekilde baş etmeye çalıştığını anladım.

Sevda, bana yaklaşmaya çalıştı. Bir gün okuldan döndüğümde, bana annemin en sevdiği kekten yapmıştı. “Kader, annenin tarif defterini buldum. Seninle birlikte yapalım mı?” dedi. Önce reddettim. Ama sonra, annemin tarif defterini elime alınca, onun el yazısını görünce, içimde bir sıcaklık hissettim. Sevda ile birlikte kek yaptık. O an, annemi biraz olsun yanımda hissettim. Sevda, “Kader, ben annenin yerini tutamam. Ama istersen sana abla, istersen arkadaş olurum. Yeter ki bana bir şans ver,” dedi. Gözlerim doldu. “Bilmiyorum, Sevda abla. Çok zor,” dedim.

Zaman geçti. Evdeki değişikliklere alışmaya başladım. Ama annemin yokluğu hâlâ canımı yakıyordu. Babamla aramızda eski sıcaklık yoktu. Bazen ona kızıyor, bazen de onu anlamaya çalışıyordum. Bir gün okulda rehber öğretmenimle konuştum. “Kader, kayıplar kolay atlatılmaz. Ama hayat devam ediyor. Babanı da anlamaya çalış. O da senin kadar acı çekiyor,” dedi. O günden sonra, babama biraz daha anlayışla yaklaşmaya çalıştım. Sevda ile aramızda mesafe vardı ama artık ona düşmanca davranmıyordum.

Bir gün babam, “Kader, annenin mezarına birlikte gidelim mi?” dedi. Beraber mezara gittik. Babam, annemin mezarına çiçek koydu. “Seni asla unutmayacağız,” dedi. O an, içimde bir huzur hissettim. Annemin yokluğuna alışmak zorundaydım. Ama hayat devam ediyordu. Sevda, annemin yerini asla tutamazdı. Ama belki de ailemizin yeni bir parçası olabilirdi.

Şimdi bazen düşünüyorum: Annem olsaydı, bana ne derdi? Babamı affetmeli miyim? Sevda’ya bir şans vermeli miyim? Siz olsanız ne yapardınız? Annemin yokluğunda, ailemizi yeniden bir araya getirebilir miyim?