Bir Annenin Sessiz Çığlığı: Oğlumun Hayatında Bir Yabancı Olmak

“Serkan, lütfen… Sadece on dakika daha kalamaz mısın?” diye fısıldadım, gözlerim yaşlarla dolarken. Oğlum başını öne eğdi, elleri titriyordu. “Anne, Derya arayacak şimdi. Geç kalırsam yine kavga çıkaracak. Lütfen, anla beni.”

İşte tam da bu an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Oğlumla, kendi kanımdan canımdan olan Serkan’la, bir kafede köşe bucak, sanki yasak bir iş yapıyormuşuz gibi buluşmak zorunda kalmak… O an, anneliğimin ne kadar eksik kaldığını, ne kadar yalnızlaştığımı iliklerime kadar hissettim.

Serkan’ı tek başıma büyüttüm. Babası, o daha üç yaşındayken bizi terk ettiğinde, dünyam başıma yıkılmıştı. Ama ben, “Oğlum için güçlü olmalıyım,” dedim hep. Onun için çalıştım, onun için yaşadım. Her düştüğünde elini tuttum, her başarısında gözyaşı döktüm. Belki de, Krystina’nın dediği gibi, onu fazla korudum, fazla şımarttım. Ama hangi anne yapmaz ki?

Serkan üniversiteyi kazandığında, gururdan göğsüm kabarmıştı. O zamanlar Derya’yla tanıştı. Derya ilk başta çok tatlı, çok anlayışlı bir kızdı. Ama zamanla, Serkan’ın hayatındaki her şeyi kontrol etmeye başladı. Önce arkadaşlarını değiştirdi, sonra hobilerini. Şimdi ise, annesiyle bile görüşmesini istemiyor. “Senin annen çok müdahaleci,” diyormuş Serkan’a. Oğlum da, huzursuzluk çıkmasın diye, bana gizlice gelmeye başladı.

Bir gün, çocukluk arkadaşım Ayşe’ye içimi dökerken, “Elif, sen oğlunu fazla el üstünde tuttun. Şimdi de bunun acısını çekiyorsun,” dedi. Sözleri içimi acıttı, ama haklıydı belki de. Oğlumun kendi ayakları üzerinde durmasına izin vermedim. Onu hep korudum, kolladım. Şimdi ise, karısının gölgesinde kaybolmuş bir adam var karşımda.

Geçen hafta, Serkan’la buluştuğumuzda, gözlerinin altında mor halkalar vardı. “İyi misin oğlum?” diye sordum. “İyiyim anne, sadece biraz yorgunum,” dedi. Ama biliyordum, bir şeyler yolunda değildi. “Derya yine mi tartıştı seninle?” dedim. Serkan başını salladı. “Anne, bazen çok baskı yapıyor. Her şeyi kontrol etmek istiyor. Ama onu seviyorum, idare etmeye çalışıyorum.”

O an, içimde bir öfke kabardı. “Oğlum, sen mutlu musun gerçekten? Yoksa sadece alıştığın için mi bu hayata katlanıyorsun?” dedim. Serkan gözlerini kaçırdı. “Anne, lütfen… Zor bir soru bu. Ben… bilmiyorum.”

O akşam eve dönerken, gözyaşlarımı tutamadım. Yıllarca oğlum için yaşadım, şimdi ise onun hayatında bir yabancıyım. Derya’nın gölgesinde, oğlumun gerçek yüzünü göremiyorum. Onunla açık açık konuşamıyorum. Her buluşmamız bir suçluluk duygusuyla, bir korkuyla geçiyor.

Bir gün, Serkan’ı aradım. “Oğlum, seni çok özledim. Gel, birlikte bir çay içelim,” dedim. “Anne, Derya izin vermez. Belki haftaya, işten erken çıkabilirsem…” dedi. O an, içimde bir isyan yükseldi. “Oğlum, ben senin annenim! Neden karından izin almak zorundasın?” dedim. Serkan sessiz kaldı. “Anne, anlamıyorsun. Derya çok hassas bu konuda. Seninle aramızda bir şey olmadığını bilmek istiyor.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Nerede hata yaptım? Oğlumu neden bu kadar bağımlı yetiştirdim? Belki de, babasız büyüdüğü için, ona hem anne hem baba olmaya çalışırken, onu kendi ayakları üzerinde duramaz hale getirdim.

Bir gün, Serkan’ın doğum günüydü. Ona sürpriz yapmak istedim. Pastasını aldım, evine gittim. Kapıyı Derya açtı. Yüzünde soğuk bir ifade vardı. “Elif Hanım, keşke arayıp haber verseydiniz. Serkan işten geç gelecek,” dedi. “Olsun, beklerim,” dedim. İçeri girdim, oturma odasında yalnız başıma oturdum. Derya mutfakta bir şeylerle uğraşıyor, bana bakmıyordu bile. Saatler geçti, Serkan gelmedi. Sonunda, Derya yanıma gelip, “Belki başka bir gün görüşseniz daha iyi olur,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Pastayı masada bırakıp, sessizce çıktım.

Eve döndüğümde, Ayşe’yi aradım. “Dayanamıyorum artık, Ayşe. Oğlumun hayatında bir yabancıyım. Ne yapmalıyım?” dedim. Ayşe, “Belki de biraz geri çekilmelisin. Serkan’ın kendi hayatını kurmasına izin ver. Belki o zaman seni daha çok arar, daha çok özler,” dedi. Ama nasıl geri çekilirim? O benim tek evladım, canımın yarısı.

Bir gün, Serkan bana gizlice mesaj attı. “Anne, yarın öğlen buluşabilir miyiz? Derya işte olacak.” Kalbim hızla çarptı. Ertesi gün, küçük bir kafede buluştuk. Serkan çok yorgun görünüyordu. “Anne, bazen çok yalnız hissediyorum. Derya’yı seviyorum ama… bazen nefes alamıyorum. Seninle bile rahatça görüşemiyorum. Ne yapmalıyım?” dedi.

O an, oğlumun gözlerinde çaresizliği gördüm. Ona sarıldım. “Oğlum, hayat senin hayatın. Kendi mutluluğunu düşünmekten korkma. Ben her zaman yanında olacağım,” dedim. Gözleri doldu. “Biliyorum anne, ama bazen çok zor. Derya’yı üzmek istemiyorum. Ama seni de kaybetmek istemiyorum.”

O günden sonra, Serkan’la daha az görüşmeye başladık. Her buluşmamız, bir suçluluk duygusuyla, bir korkuyla geçti. Derya’nın gölgesinde, oğlumun gerçek yüzünü göremiyorum. Onunla açık açık konuşamıyorum. Her buluşmamız bir suçluluk duygusuyla, bir korkuyla geçiyor.

Bazen, gece yarısı uyanıp, kendi kendime soruyorum: “Oğlumu bu kadar bağımlı yetiştirerek ona iyilik mi yaptım, kötülük mü?” Belki de, onu fazla koruyarak, kendi hayatını kurmasına engel oldum. Şimdi ise, onun hayatında bir yabancıyım. Siz olsanız ne yapardınız? Bir anne, oğlunu ne kadar bırakmalı, ne kadar yanında olmalı? Lütfen bana yol gösterin…