Annem Benim ve Çocuklarımın Hayatını Yaşıyor: Kendi Hayatımı Ne Zaman Yaşayacağım?
“Hayır, Elif! Çocuğa öyle kıyafet giydirilmez, hasta olur!” Annemin sesi yine evin içinde yankılanıyor. Mutfağın kapısında, elleri belinde, gözleriyle üzerimde baskı kurmaya çalışıyor. O an, içimde bir şeyler kırılıyor. On yıldır evliyim, üç çocuk annesiyim, ama hâlâ annemin gözünde küçük bir kız çocuğuyum sanki.
Küçükken, annem ve babam sürekli kavga ederdi. Babam evi terk ettiğinde, annem bana sarıldı ve “Artık sadece ikimiziz,” dedi. O günden sonra, hayatımın her anında annem vardı. Ne giyeceğime, ne okuyacağıma, kiminle arkadaşlık edeceğime o karar verdi. Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a gitmek istediğimde, “Beni burada yalnız mı bırakacaksın?” diye ağladı. Vicdan azabıyla kaldım, kasabada kaldım. Sonra Mehmet’le tanıştım. Onunla evlenmek istediğimde, annem yine karşı çıktı. “O adam sana uygun değil, bak göreceksin, pişman olacaksın!” dedi. Ama bu kez dinlemedim. Mehmet’le evlendim, İstanbul’a taşındık.
Başlarda her şey güzeldi. Annem, babamın ölümünden sonra iyice yalnız kalınca, sık sık bizi ziyarete gelmeye başladı. İlk başlarda haftada bir, sonra ayda bir, derken valizini alıp yanımıza taşındı. “Benim başka kimsem yok, sizden başka kimsem yok,” dedi. Mehmet başta anlayış gösterdi, ama zamanla aramızda tartışmalar başladı. Annem, çocukların beslenmesinden, evin düzenine kadar her şeye karışıyordu. “Elif, bu çocuklar böyle büyütülmez! Senin annen olmasam, kimse sana doğruyu söylemez!”
Bir gün, büyük oğlum Efe, okuldan ağlayarak geldi. “Anneanne bana kızdı, ödevimi yanlış yaptım diye,” dedi. O an içimde bir öfke patladı. Anneme dönüp, “Anne, lütfen çocuklarıma bağırma!” dedim. Annem gözleri dolu dolu bana baktı. “Ben senin iyiliğin için uğraşıyorum, Elif. Sen anlamıyorsun!”
Mehmet, bir akşam bana, “Elif, annenin burada olması evimizi huzursuz ediyor. Çocuklar bile gergin. Bir çözüm bulmalıyız,” dedi. O an iki ateş arasında kaldım. Bir yanda annem, bir yanda kendi ailem. Anneme bunu söylemeye çalıştığımda, “Beni istemiyorsunuz, öyle mi? Benim yerim yok artık bu evde!” diye ağladı. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin gözyaşları, Mehmet’in kırgın bakışları, çocukların huzursuzluğu… Hepsi iç içe geçti.
Bir gün, annemle mutfakta tartışırken, küçük kızım Zeynep içeri girdi. “Anne, neden hep kavga ediyorsunuz?” dedi. O an utandım. Kendi çocukluğumda yaşadığım huzursuzluğu, şimdi kendi çocuklarıma yaşatıyordum. Anneme döndüm, “Anne, lütfen… Bırak artık kendi hayatımı yaşayayım. Senin için endişeleniyorum, ama ben de bir anneyim. Kendi çocuklarımın annesi olmak istiyorum,” dedim. Annem sessizce ağladı. “Ben sadece yalnızım, Elif. Senden başka kimsem yok. Senin çocukların benim torunlarım, onları korumak istiyorum,” dedi.
O günden sonra, annemle aramızda görünmez bir duvar oluştu. O, kendi yalnızlığına çekildi, ben ise suçluluk duygusuyla boğuşmaya başladım. Mehmet’le aramızda soğukluk oluştu. Çocuklar, evdeki gerginliği hissetmeye başladılar. Bir gün, Efe bana, “Anne, neden anneannem hep üzgün?” diye sordu. Ne diyeceğimi bilemedim. Annemin yalnızlığı, benim üzerimde bir yük olmuştu. Onun mutluluğu için kendi hayatımdan vazgeçmek zorunda mıydım?
Bir akşam, annemle baş başa otururken, ona çocukluğumdan beri hissettiklerimi anlatmaya karar verdim. “Anne, ben seni çok seviyorum. Ama senin hayatını yaşamak zorunda değilim. Kendi kararlarımı vermek, kendi hatalarımı yapmak istiyorum. Senin gölgen altında büyüdüm, ama artık kendi gölgemi yaratmak istiyorum,” dedim. Annem uzun süre sessiz kaldı. Sonra, “Ben de annemden hiç sevgi görmedim, Elif. Belki de bu yüzden sana bu kadar tutundum. Korkuyorum, yalnız kalmaktan korkuyorum,” dedi. O an annemi ilk defa bu kadar kırılgan gördüm. Onun da bir zamanlar küçük bir kız çocuğu olduğunu, sevgisiz büyüdüğünü anladım.
Ama bu, yaşadığım baskıyı hafifletmedi. Annem, ertesi gün yine çocukların ödevlerine karıştı, yine yemeklere müdahale etti. Mehmet, “Böyle devam edemeyiz,” dedi. Bir akşam, anneme açıkça, “Anne, kendi evine dönmen gerekiyor. Burada hepimiz mutsuz oluyoruz. Sana her zaman destek olacağım, ama artık kendi ailemin huzurunu korumak zorundayım,” dedim. Annem çok kırıldı. “Beni kapı dışarı ediyorsun, öyle mi?” dedi. O an içim parçalandı. Ama başka çarem yoktu.
Annem, birkaç gün sonra kasabaya döndü. Evde bir sessizlik oldu. Çocuklar rahatladı, Mehmet’le aramız düzeldi. Ama ben, geceleri annemi düşünmeden uyuyamıyorum. Onun yalnızlığı, benim içimde bir yara gibi. Arada arıyor, “İyiyim,” diyor, ama sesindeki kırgınlığı hissediyorum. Bazen, “Acaba bencil mi davrandım?” diye düşünüyorum. Kendi hayatımı yaşamak istemek bencillik mi? Annemin yalnızlığına çare bulmak benim görevim mi? Yoksa, kendi çocuklarımın huzuru için sınır koymak mı doğru olan?
Bazen pencereden dışarı bakarken, annemin kasabadaki yalnız evini gözümün önüne getiriyorum. O evde, annem kendi kendine konuşuyor mu, ağlıyor mu, bilmiyorum. Ama biliyorum ki, ben de annemin gölgesinden çıkmaya çalışırken, onun yalnızlığında kayboluyorum.
Sizce, bir anne ne kadar müdahil olmalı? Kendi hayatımızı yaşamak için annemizi üzmek zorunda mıyız? Yoksa, annelerimizin yalnızlığını paylaşmak bizim görevimiz mi?