Bir Haftada Babamın Gözünden Ebeveynlik: Dinlenmek mi, Hayatta Kalmak mı?

“Elif, senin işin ne kadar zor olabilir ki? Evde çocuklarla oynuyorsun, biraz yemek yapıyorsun, sonra da dinleniyorsun. Benim işim daha stresli,” dedi Murat geçen ay, akşam yemeğinde. O an içimde bir şeyler kırıldı. Yıllardır anlatmaya çalıştığım, ama bir türlü kelimelere dökemediğim yorgunluğum, Murat’ın bu cümlesiyle bir kez daha görünmez oldu. O gece uyuyamadım. Sabah olunca, gözlerim şiş, kalbim kırık bir şekilde kahvaltı hazırladım. Murat yine geç kaldı, çocuklar kavga etti, süt döküldü, ben ise sadece sustum.

O gün karar verdim. “Murat,” dedim, “Bir hafta sen kal çocuklarla. Ben işe döneyim. Hem sen de biraz dinlenmiş olursun.” Gülümsedi, hatta biraz da alaycı bir şekilde, “Tabii Elif, bana tatil gibi gelecek,” dedi. İçimden, ‘Keşke öyle olsa,’ diye geçirdim. Pazartesi sabahı, ben işe giderken Murat kapıda bana el salladı. İki oğlumuz, Kerem ve Efe, pijamalarıyla hâlâ uykulu, babalarının etrafında dönüp duruyordu. Ben ise yıllar sonra ilk defa evden çıkarken kendimi hafif hissettim.

İlk günün sonunda eve döndüğümde, Murat’ın yüzünde hâlâ bir rahatlık vardı. “Çocuklar biraz yaramazlık yaptı ama hallettim,” dedi. Ama mutfakta birikmiş bulaşıklar, oyuncaklarla dolu salon ve yere dökülmüş süt, bana başka bir hikaye anlatıyordu. “Yarın daha iyi olur,” dedim, gülümsedim. O gece, Murat çocukları yatırırken, Kerem’in ağlaması, Efe’nin su istemesi, Murat’ın sabırsız sesiyle karıştı. “Elif, bu çocuklar hiç susmuyor mu?” diye sordu. “Susmuyorlar Murat, susmuyorlar,” dedim sessizce.

İkinci gün, işten eve döndüğümde Murat’ın gözleri kan çanağı gibiydi. “Elif, Efe bugün iki kere altına yaptı, Kerem ise parkta başka bir çocukla kavga etti. Yemek yapmaya fırsat bulamadım, pizza söyledim,” dedi. O an içimde bir huzur hissettim. Yıllardır yaşadığım kaosu, Murat’ın gözlerinde görmek, bana bir nebze olsun anlaşılmışlık hissi verdi. “Sorun değil,” dedim, “Yarın daha iyi olur.” Ama Murat’ın sesi titriyordu: “Bu çocuklar hiç yorulmuyor mu?”

Üçüncü gün, sabah işe gitmeden önce Murat’a, “Bugün markete gitmeyi unutma, süt ve ekmek bitmiş,” dedim. Akşam eve döndüğümde, market poşetleri kapının önünde, çocuklar ise mutfakta kavga ediyordu. Murat ise banyoda, ellerini başına kapamış, sessizce oturuyordu. “Elif, ben bu kadar zor olacağını bilmiyordum. Sürekli bir şey istiyorlar, biri ağlıyor, biri bağırıyor. Benim işim ofiste ne kadar kolaymış,” dedi. O an ona sarıldım. “Biliyorum Murat, biliyorum,” dedim.

Dördüncü gün, Murat’ın sesi telefonda yorgun ve çaresizdi. “Elif, Efe ateşlendi. Ne yapacağımı bilmiyorum. Doktora mı götürsem?” dedi. İşten izin alıp eve koştum. Efe’yi kucağıma aldığımda, Murat’ın gözlerinde bir korku, bir çaresizlik vardı. “Ben babayım ama bazen ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi. O an, Murat’ın içindeki o güçlü adamın, aslında ne kadar kırılgan olduğunu gördüm. “Hiçbirimiz bilmiyoruz Murat, sadece deniyoruz,” dedim.

Beşinci gün, Murat sabah kahvaltı hazırlarken, Kerem sütü masaya döktü. Murat bağırdı, Kerem ağladı, Efe ise sessizce köşeye çekildi. O an Murat’ın gözlerinde bir pişmanlık, bir suçluluk vardı. “Elif, ben kötü bir baba mıyım?” diye sordu. “Hayır Murat, sadece yorgunsun,” dedim. O gün akşam, çocuklar uyuduktan sonra, Murat’la uzun uzun konuştuk. “Ben hep senin evde dinlendiğini sanıyordum. Ama aslında sen her gün savaşıyormuşsun,” dedi. Gözlerim doldu. “Evet Murat, her gün,” dedim.

Altıncı gün, Murat çocuklarla parka gitti. Eve döndüklerinde, Kerem’in dizi yaralı, Efe’nin üstü başı çamur içindeydi. Murat ise ter içinde, nefes nefese. “Elif, bu çocuklar hiç yorulmuyor. Ben ise her gün biraz daha tükeniyorum,” dedi. O an ona bir bardak su verdim, “Hoş geldin benim dünyama,” dedim. Murat güldü, ama gözlerinde hâlâ bir yorgunluk vardı.

Yedinci gün, Murat sabah çocukları giydirirken, Efe çorabını giymek istemedi, Kerem ise kahvaltı yapmak istemedi. Murat’ın sabrı taştı, bağırdı, sonra da pişman oldu. “Elif, ben bu kadar sabırsız olduğumu bilmiyordum. Sen nasıl dayanıyorsun?” dedi. “Bazen dayanamıyorum Murat, bazen sadece ağlıyorum,” dedim. O an Murat bana sarıldı, “Sana çok haksızlık etmişim,” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü.

Bir hafta sonunda, Murat’ın gözlerinde gördüğüm yorgunluk, şaşkınlık ve pişmanlık, bana yıllardır anlatamadığım her şeyi bir anda anlatmış oldu. “Elif, ben artık seni daha iyi anlıyorum. Senin işin, benimkinden çok daha zor. Bundan sonra daha fazla yardımcı olacağım,” dedi. O an içimde bir huzur, bir rahatlama hissettim. Yıllardır taşıdığım yük, sanki biraz hafiflemişti.

Şimdi düşünüyorum da, acaba kaç kişi evdeki emeği, görünmeyen yorgunluğu gerçekten görebiliyor? Sizce, evde çocuk bakmak gerçekten dinlenmek mi, yoksa hayatta kalmak mı?