Doğumdan Sonra Yalnızlık: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Murat, gerçekten mi? Şimdi mi gidiyorsun?” diye sordum, gözlerim dolu dolu, elimde yeni doğmuş kızımız Elif’in minik başı. O ise bavulunu kapının önüne koymuş, telefonunu şarjdan çekiyordu. “Biraz nefes almam lazım, Zeynep. Annemler de orada, bana iyi gelecek. Sen de anneni çağırırsın, yalnız kalmazsın,” dedi, sanki doğumdan yeni çıkmış, dikişlerim hâlâ acırken, uykusuzluktan gözlerim kan çanağına dönmüşken, annemi çağırmak her şeyi çözecekmiş gibi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.

Evliliğimizin üzerinden sadece bir yıl geçmişti. Ben on dokuzumdaydım, Murat ise yirmi bir. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, aşkın ve heyecanın sarhoşluğunda, hayatın gerçeklerini görememişiz. Düğünümüz, ailelerin baskısı ve mahalle dedikodularının gölgesinde, aceleyle yapılmıştı. O zamanlar, Murat’ın bana “Her şeyin üstesinden birlikte geliriz,” deyişine inanmıştım. Ama şimdi, Elif’in ağlamaları arasında, yalnızlığın ve çaresizliğin ne demek olduğunu iliklerime kadar hissediyordum.

Murat kapıdan çıkarken, “Kısa sürecek, söz. Biraz kafa toplamak istiyorum. Sen de dinlen, annen gelsin, yardım eder,” dedi. Kapı kapandı. O an, evin sessizliği üzerime çöktü. Elif’in incecik ağlaması, duvarlardan yankılandı. Annemi aramak istedim ama içimden gelmedi. O da bana “Kızım, herkesin hayatı zor. Sen de alışacaksın,” derdi. Oysa ben alışmak istemiyordum. Ben, Murat’ın yanımda olmasını, birlikte uykusuz kalmayı, birlikte Elif’in altını değiştirmeyi, birlikte büyümeyi istiyordum.

Gece oldu. Elif, kucağımda uyuyakaldı. Dikişlerim sızlıyor, gözlerim yanıyordu. Bir yandan da Murat’ın sosyal medyada paylaştığı deniz kenarı fotoğraflarını gördüm. Arkadaşlarıyla gülüyor, annesiyle balık yiyor, güneşin tadını çıkarıyordu. O an, içimde bir öfke kabardı. “Ben burada, kan ter içinde, tek başıma savaşıyorum. O ise tatilde,” dedim kendi kendime. Telefonu kapattım, ağlamamak için dudaklarımı ısırdım.

Sabah olduğunda, Elif’in altını değiştirirken, annem aradı. “Kızım, nasılsın? Murat geldi mi?” diye sordu. “Hayır anne, tatile gitti,” dedim. Annem bir an sustu. “Kızım, erkekler böyledir. Sen güçlü olacaksın. Biz de zamanında çok şey yaşadık. Ama çocuk için ayakta durmak lazım,” dedi. Annemin sesi, bana güç vermedi. Aksine, daha da yalnız hissettim. Çünkü ben, annemin yaşadıklarını yaşamak istemiyordum. Ben, başka bir hayat hayal etmiştim.

O gün, Elif’in ateşi çıktı. Ne yapacağımı bilemedim. Murat’ı aradım, açmadı. Mesaj attım: “Elif’in ateşi var, hastaneye götürüyorum.” Saatler sonra, “Geçmiş olsun, annene haber ver,” diye cevap geldi. O an, Murat’ın bana ne kadar uzak olduğunu, aslında ne kadar yalnız olduğumu anladım. Elif’i kucağıma aldım, taksiyle hastaneye gittim. Doktor, “Üşütmüş, endişelenmeyin,” dedi. Ama ben, Elif’in değil, kendi kalbimin üşüdüğünü hissettim.

Geceleri Elif’i emzirirken, Murat’ın bana ilk günlerdeki ilgisini, sevgisini düşündüm. O zamanlar, bana “Seninle yaşlanmak istiyorum,” derdi. Şimdi ise, en zor zamanımda yanımda yoktu. Annem, komşular, herkes “Gençsin, toparlarsın,” diyordu. Ama ben, toparlanamıyordum. Her sabah, Elif’in minik ellerine bakıp, “Senin için güçlü olmalıyım,” diyordum. Ama içimdeki kırgınlık, her geçen gün büyüyordu.

Bir gece, Murat aradı. “Ne yapıyorsun?” dedi. Sesinde bir suçluluk yoktu. “Ne mi yapıyorum? Kızımızı uyutmaya çalışıyorum. Sen ne yapıyorsun?” dedim. “Biraz kafa dağıtıyorum. Zeynep, çok üstüme geliyorsun. Annem de diyor, sen çok hassassın. Herkesin başına geliyor bunlar,” dedi. O an, Murat’ın annesinin sözleriyle konuştuğunu anladım. “Benim başıma gelen, herkesin başına gelmiyor Murat. Senin karın doğum yaptı, sen tatile gittin. Bunu herkes yapmaz,” dedim. Telefonu kapattım. O gece, ilk kez Murat’a karşı içimde bir soğukluk hissettim.

Günler geçti. Murat dönmedi. Elif büyüdü, ben büyüdüm. Komşular, “Murat ne zaman gelecek?” diye sormaya başladı. Utandım, kızdım, sustum. Annem, “Boşanmak kolay, evlilik zor,” dedi. Ama ben, evliliğin bu kadar zor olacağını bilmiyordum. Murat’ın yokluğunda, Elif’in ilk gülüşünü tek başıma gördüm. İlk adımını tek başıma izledim. Her seferinde, Murat’a fotoğraf attım. O ise, “Maşallah,” deyip geçti.

Bir gün, Murat döndü. Kapıyı açtım, karşıma geçti. “Zeynep, ben hazır değilmişim. Baba olmaya, sorumluluk almaya. Belki de çok erken evlendik,” dedi. O an, içimdeki bütün umutlar söndü. “Ben de hazır değildim Murat. Ama ben kaçmadım. Sen kaçtın,” dedim. Murat sustu. Elif’i kucağına almak istedi, Elif ağladı. O an, Murat’ın da Elif’in de bana ne kadar yabancılaştığını gördüm.

Aileler toplandı, konuşuldu. Herkes kendi tarafından haklıydı. Annem, “Kızım, sabret,” dedi. Murat’ın annesi, “Oğlum genç, hata yaptı,” dedi. Ama kimse benim ne hissettiğimi sormadı. Kimse, geceleri Elif’le tek başıma ağladığımı, Murat’ın yokluğunda nasıl ezildiğimi anlamadı. Herkes, “Aileyi koru,” dedi. Ama ben, kendimi koruyamıyordum.

Bir gece, Elif’i uyuturken, kendi kendime sordum: “Ben ne istiyorum?” O an, ilk kez kendimi düşündüm. Elif için güçlü olmam gerektiğini biliyordum. Ama kendi hayatımı da yaşamak istiyordum. Murat’la konuşmaya karar verdim. “Murat, ben böyle bir evlilik istemiyorum. Seninle birlikte büyümek, birlikte yaşlanmak istemiştim. Ama sen, en zor zamanımda yanımda olmadın. Belki de ayrılmak en doğrusu,” dedim. Murat sustu, gözleri doldu. “Belki de haklısın Zeynep,” dedi.

Şimdi, Elif’le birlikte yeni bir hayata başlıyorum. Korkuyorum, evet. Ama yalnız kalmaktan, kendimi kaybetmekten daha çok korkuyorum. Bazen, “Acaba çok mu acele ettik? Genç yaşta evlenmek, hayal kurmak, hata mıydı?” diye soruyorum kendime. Ama biliyorum ki, en büyük hata, kendimi unutmak olurdu.

Siz olsaydınız, ne yapardınız? Bir kadının en zor anında, yanında olmayan bir eşle yola devam edilir mi? Yoksa bazen, yalnızlık daha mı iyidir?