Yirmi Yıl Sonra Gelen Miras Skandalı: Annem Beni Buldu ve Her Şeyi Satmamı İstedi
“Bunu bana nasıl yaparsın, anne?” diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. Karşımda yirmi yıl boyunca hayatımda olmayan, adını bile anmak istemediğim kadın duruyordu. Annem. Yirmi yıl önce, ben beş yaşındayken, bir sabah ansızın evden gitmişti. Babamın gözlerinde gördüğüm o çaresizliği, annemin arkasından kapıyı çarpıp gidişini asla unutamadım. O günden sonra hayatımda sadece babam vardı. Annem ise, sanki hiç var olmamış gibi, bir daha ne aradı ne de sordu.
Babam, Bursa’nın kenar mahallesinde, eski bir apartmanda yaşardı. Benim için elinden geleni yaptı. Okuldan geldiğimde sıcak bir çorba, kışın sobanın başında anlatılan masallar, yazın ise Uludağ’ın eteklerinde yapılan piknikler… Annemin yokluğunu hissettirmemeye çalıştı ama geceleri, uyumadan önce sessizce ağladığını duyardım. O zamanlar anlamazdım, şimdi ise o acıyı iliklerime kadar hissediyorum.
Yıllar geçti. Babam yaşlandı, hastalandı. Üniversiteyi kazandığımda, onun gurur dolu bakışları hâlâ gözümün önünde. Ama mezuniyetimden bir yıl sonra, babamı da kaybettim. O gün, hayatımda ikinci kez annesiz kalmış gibi hissettim. Babam bana, Bursa’daki evi ve küçük bir yazlık bıraktı. O ev, çocukluğumun, anılarımın, babamın bana bıraktığı tek mirastı.
Hayatımı kurmaya çalışırken, annemden hiç haber almadım. Onun başka bir hayatı, başka bir ailesi vardı. Ben ise, kendi başıma ayakta durmaya çalışıyordum. Ta ki, geçen ay kapım çalınana kadar…
Kapıyı açtığımda, karşımda orta yaşlı, bakımlı bir kadın duruyordu. Yüzü bana yabancıydı ama gözleri… O gözleri asla unutamazdım. “Meral ben,” dedi, sesi titrek ve yabancı. “Annen.”
O an, içimde yıllardır biriktirdiğim öfke, kırgınlık ve özlem birbirine karıştı. Ne diyeceğimi bilemedim. “Neden şimdi?” dedim sadece. “Yirmi yıl boyunca neredeydin?”
Annem, başını öne eğdi. “Hatalar yaptım,” dedi. “Ama şimdi sana ihtiyacım var.”
İşte o an, asıl darbenin ne olduğunu anladım. Annem, babamdan kalan miras için gelmişti. “Babanın evi ve yazlığı… Onları satmamız gerekiyor. Benim de hakkım var,” dedi. Sanki yıllardır yokluğunun, çektiğim acıların, babamın gözyaşlarının hiçbir önemi yokmuş gibi.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Babamın bana bıraktığı evin duvarlarına dokundum, çocukluğumun izlerini aradım. Annemin isteğiyle, geçmişimden, anılarımdan vazgeçmem mi gerekiyordu? Ertesi gün, annemle bir kafede buluştuk. “Bak kızım,” dedi, “ben de zor zamanlar geçirdim. İkinci evliliğimde de mutlu olamadım. Şimdi yalnızım, borçlarım var. O evleri satarsak, ikimiz de rahat ederiz.”
“Senin için rahat etmek, benim için geçmişimi satmak demek!” dedim. “Babam o evleri bana, senin yokluğunda ayakta kalabileyim diye bıraktı. Şimdi gelip, hiçbir şey olmamış gibi, hakkını mı istiyorsun?”
Annemin gözleri doldu. “Ben de annenim,” dedi. “Senin de benim de hakkımız var. Kanun böyle.”
O an, içimdeki öfke patladı. “Kanun mu? Peki ya vicdan? Yirmi yıl boyunca neredeydin? Babam hastayken, ben yalnızken, bir kez bile aramadın! Şimdi mi hakkını hatırladın?”
Kafedeki insanlar bize bakıyordu ama umurumda değildi. Annem sessizce ağlamaya başladı. “Beni affet,” dedi. “Ama başka çarem yok.”
O günden sonra, her gün avukatlarla, tapu dairesiyle, komşuların dedikodularıyla uğraştım. Mahallede herkes konuşuyordu: “Meral Hanım geri dönmüş, şimdi miras peşinde…” Babamın eski dostları bana destek olmaya çalıştı ama annemin baskısı her geçen gün arttı. Bir gün, evin önünde annemle karşılaştık. “Kızım, bak, ben de zor durumdayım. Birlikte satarsak, ikimiz de yeni bir başlangıç yaparız,” dedi.
“Benim yeni bir başlangıca ihtiyacım yok,” dedim. “Benim ihtiyacım olan tek şey, huzur. O da bu evde, babamın anılarında.”
Annem, gözlerimin içine baktı. “Sen de bir gün anne olacaksın. O zaman beni anlayacaksın,” dedi ve arkasını dönüp gitti. O an, içimde bir şeyler koptu. Annemi affedemiyordum ama ona da acımadan edemiyordum. Yıllarca başka bir hayat kurmaya çalışmış, sonunda yine yalnız kalmıştı. Ama ben de yalnızdım. Babamı kaybetmiş, annemi hiç bulamamıştım.
Aylar geçti. Dava açıldı. Mahkemede annemle karşı karşıya geldik. Hakim, “Miras paylaşımı kanuna göre yapılacak,” dediğinde, içimdeki son umut da söndü. Babamın bana bıraktığı ev, anılarım, çocukluğum… Hepsi bir anda ikiye bölündü. Annem payını aldı, evi sattık. Yazlık da gitti. O gün, hayatımda üçüncü kez annesiz kaldım.
Şimdi, küçük bir apartman dairesinde, eski bir fotoğraf albümüne bakıyorum. Babamın gülümseyen yüzü, annemin gençliği, benim çocukluğum… Hepsi birer anıdan ibaret. Annemle bir daha hiç görüşmedim. Onunla ilgili hislerim hâlâ karmakarışık. Affedebilir miyim, bilmiyorum. Ama bir gün, kendi çocuğum olursa, ona asla yalnızlık hissettirmemeye söz veriyorum.
Bazen düşünüyorum: Bir insan, geçmişinden vazgeçip sadece kanunlara mı sığınmalı? Yoksa vicdanı, anıları ve sevgisiyle mi yaşamalı? Siz olsanız, annenizi affedebilir miydiniz?