İkinci Bir Şans
“Neden bu kadar erken gittin anne?” diye içimden haykırırken, otobüsün camına başımı yasladım. Gözlerimden yaşlar süzülürken, yanımda oturan yaşlı adamın bana acıyan bakışlarını hissettim. İstanbul’un kenar mahallelerinden geçerken, çocukluğumun geçtiği o eski tek katlı evleri izledim. Şimdi hepsi yıkılacak, yerlerine koca koca binalar dikilecek. Ama annemin sesi, o eski evin duvarlarında yankılanmaya devam edecek mi?
Mezarlıktan dönerken içimdeki boşluk büyüyordu. Annemi kaybedeli altı ay olmuştu ama acısı hâlâ tazeydi. Babam, annemin ölümünden sonra iyice içine kapanmıştı. Kardeşim Zeynep ise üniversiteyi bırakıp eve dönmüştü, ama aramızdaki mesafe hiç bu kadar derin olmamıştı. Herkes kendi acısıyla baş etmeye çalışırken, ailemiz yavaş yavaş çözülüyordu.
Otobüs durağa yanaştığında, cebimdeki anahtarı sıktım. Eve girdiğimde babam televizyonun karşısında, gözleri boşluğa dalmış oturuyordu. Zeynep mutfakta sessizce çay demliyordu. Annemin yokluğunda evin her köşesi soğuk ve sessizdi.
“Baba, iyi misin?” dedim, ama cevap alamadım. Sadece başını salladı. Zeynep ise bana bakmadan, “Çay ister misin?” diye sordu. Sanki yabancı gibiydik artık. Annemin ölümünden sonra hiçbirimiz eskisi gibi olamamıştık.
Bir akşam, babamın odasından gelen boğuk bir sesle irkildim. Kapıyı araladığımda, elinde eski bir fotoğraf albümüyle ağladığını gördüm. Yanına oturdum, sessizce. “Biliyor musun Elif,” dedi, “annenle ne çok hayalimiz vardı. Hepsi yarım kaldı.” O an, babamın da ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. Hep güçlü durmaya çalışmıştı ama içten içe yıkılmıştı.
Zeynep’le aramızda da sessiz bir savaş vardı. O, annemin yokluğunu öfkeyle karşılıyordu. Bir gün mutfakta tartıştık. “Sen hep kaçıyorsun Elif! Her şeyi ben mi toparlayacağım?” diye bağırdı. “Ben de acı çekiyorum Zeynep! Sadece farklı yaşıyorum,” dedim. Gözlerimiz doldu, ama sarılamadık. Annem olsaydı, bizi bir araya getirirdi.
Bir sabah, işe gitmek için evden çıkarken, kapının önünde bir inşaat firması görevlisiyle karşılaştım. “Evlerinizi satmayı düşünür müsünüz?” diye sordu. O an, çocukluğumun geçtiği bu evin de elimizden kayıp gideceğini anladım. Babama ve Zeynep’e bunu nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Akşam yemeğinde konuyu açtım. Babam sessiz kaldı, Zeynep ise öfkeyle masadan kalktı. “Her şeyimizi kaybediyoruz!” diye bağırdı.
O gece uyuyamadım. Annemin eski günlüğünü bulup okumaya başladım. Satırlarında, bizim için ne kadar endişelendiğini, hep bir arada kalmamızı istediğini yazmıştı. “Birlikte olursanız, her şeyin üstesinden gelirsiniz,” diyordu. O an, annemin yokluğunda birbirimize daha çok tutunmamız gerektiğini anladım.
Ertesi gün, Zeynep’le konuşmaya karar verdim. “Bak Zeynep, annemiz bizi bir arada görmek isterdi. Evimizi kaybetsek de birbirimizi kaybetmeyelim,” dedim. Gözleri doldu, ilk kez bana sarıldı. “Çok özlüyorum onu,” dedi. “Ben de,” dedim. O an, aramızdaki buzlar biraz olsun eridi.
Babamla da uzun bir yürüyüş yaptık. “Baba, yeni bir başlangıç yapabiliriz. Annemin anılarını kalbimizde yaşatırız,” dedim. O da başını salladı. “Belki de ikinci bir şansımız olur,” dedi.
Evimizi satmaya karar verdik. Taşınma günü geldiğinde, annemin eski eşyalarını toplarken, her birine dokunmak canımı yaktı. Ama biliyordum ki, geçmişe tutunarak geleceğe yürüyemezdik. Yeni bir apartman dairesine taşındık. İlk başlarda çok zorlandık. Her şey yabancıydı, hiçbir şey annemin evi gibi kokmuyordu. Ama zamanla, yeni evimize alıştık. Birlikte yemekler yaptık, eski fotoğraflara bakıp güldük, ağladık.
Bir gün, Zeynep bana, “Sence annemiz bizi izliyor mudur?” diye sordu. “Bence izliyor ve bizimle gurur duyuyordur,” dedim. Babam da yanımıza gelip, “Anneniz olsaydı, sizinle gurur duyardı,” dedi. O an, ilk defa üçümüz bir arada, huzurlu hissettik.
Hayat bazen en sevdiklerimizi elimizden alıyor, ama bize ikinci bir şans da sunuyor. Şimdi düşünüyorum da, geçmişin acısıyla yaşamak mı daha zor, yoksa geleceğe umutla bakmak mı? Siz olsanız, hangi yolu seçerdiniz?