Beni Bırakıp Gitti: Bir Babaya Kalan Yalnızlık
“Baba, annem nereye gitti?”
Küçük kızım Zeynep’in sesi, sabahın köründe başımda yankılandı. Gözlerimi ovuşturarak doğruldum; Elif’in yastığı bomboştu. O an içime bir korku çöktü. Ev sessizdi, mutfaktan çay kokusu gelmiyordu. Zeynep’in gözleri dolmuştu, ben ise ne diyeceğimi bilemiyordum.
“Annen… biraz uzaklara gitti, kızım.”
O an yalan söylemekten başka çarem yoktu. Elif’in gece yarısı yazdığı kısa notu hâlâ cebimde buruşturulmuş halde tutuyordum: “Affet beni, dayanamıyorum. Zeynep sana emanet.”
O sabah, hayatımın en uzun sabahıydı. Annem, mutfakta sessizce çay doldururken göz ucuyla bana bakıyordu. Babam ise gazeteyi yüzüne siper etmiş, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ama biliyordum, birazdan patlayacaktı.
“Ne yaptın kıza? Kadın evini terk etti!”
Babamın sesi mutfağı doldurdu. Zeynep korkuyla bana sarıldı. Annem hemen araya girdi:
“Yusuf, sus! Çocuk var burada!”
Ama babam susmadı. “Senin yüzünden oldu bu! Adam olamadın, sahip çıkamadın ailene!”
O an içimde bir şeyler koptu. Elif’in gidişiyle zaten darmadağın olan dünyam, babamın sözleriyle yerle bir oldu. Kimse bana ‘Nasılsın?’ demedi. Kimse ‘Yardım edelim’ demedi. Herkes suçlu arıyordu.
O gün işe gitmek zorundaydım. Zeynep’i anneme bıraktım. Otobüse bindiğimde, kafamda binbir düşünce… Otobüs tıklım tıklımdı; herkesin yüzünde yorgunluk, bıkkınlık. Yanımdaki yaşlı kadın bana bakıp fısıldadı:
“Yalnız baba mı oldun? Allah yardımcın olsun evladım.”
Bir anda gözlerim doldu. O an anladım ki, bu şehirde yalnız bir baba olmak başka bir yalnızlıktı.
İş yerinde patronum Halil Bey beni çağırdı:
“Yusuf, evde sorunlar varmış. İstersen birkaç gün izin al.”
Ama izin alamazdım; çünkü borçlarım vardı, kredi kartı asgari ödemesi bekliyordu. Eve dönerken marketten sadece ekmek ve süt alabildim. Zeynep’in en sevdiği çikolatalı bisküvileri almak bile lüks geliyordu.
Akşam olunca annem yanıma oturdu:
“Oğlum, Elif’i bulmaya çalışalım mı? Belki bir derdi vardır.”
Başımı salladım ama içimden bir ses Elif’in geri dönmeyeceğini söylüyordu. Onu suçlayamıyordum; belki de bu hayat ona fazla gelmişti. Belki de ben iyi bir eş olamamıştım.
Zeynep geceleri ağlamaya başladı. “Annem ne zaman gelecek?” diye soruyordu her gece. Uyuyana kadar yanında oturuyordum. Bazen sessizce ağlıyordum; bazen dua ediyordum.
Bir akşam mahalledeki komşular dedikoduya başladı:
“Elif Yusuf’u bırakıp gitmiş… Zavallı adam ne yapacak şimdi?”
Bir başkası ekledi:
“Kadının derdi neymiş ki? Adam çalışıyor, evine bakıyor…”
Kimse Elif’in ne hissettiğini sormadı. Kimse benim ne yaşadığımı anlamadı.
Bir gün Zeynep anaokulunda kavga etmiş. Öğretmeni aradı:
“Baba, Zeynep çok içine kapanık oldu son zamanlarda. Annesini soruyor sürekli.”
O an yıkıldım. Kızımı koruyamıyordum; ona mutlu bir çocukluk veremiyordum.
Bir gece Elif’ten mesaj geldi: “İyi misiniz?”
Öfkelendim önce; sonra sadece ‘Zeynep seni çok özlüyor’ yazabildim. O da ‘Ben de’ dedi ve sustu.
Aylar geçti. Hayat bir şekilde devam etti ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Babam hâlâ arada laf sokuyordu:
“Erkek adam karısını kaçırmaz!”
Annem ise sessizce yemek yapıyor, Zeynep’e masallar anlatıyordu.
Bir gün işten eve dönerken Zeynep’i parkta ağlarken buldum. Yanına koştum:
“Ne oldu kızım?”
“Arkadaşlarım annemin neden olmadığını sordu… Ben de bilmiyorum ki baba…”
O an dizlerimin bağı çözüldü. Kızımı kucağıma aldım; ikimiz de ağladık.
O gece kendime söz verdim: Zeynep için güçlü olacaktım. Onun hem annesi hem babası olacaktım.
Ama kolay değildi… Her gün yeni bir sınavdı: Okul toplantıları, hastalıklar, doğum günleri… Herkes annesini çağırırken ben tek başıma pastayı üfletiyordum.
Bir akşam annem yanıma oturdu:
“Oğlum, hayat bazen adil değil… Ama sen iyi bir babasın.”
İlk defa biri bana bunu söylediğinde gözyaşlarımı tutamadım.
Şimdi geceleri Zeynep’le yıldızlara bakıyoruz. Ona masallar anlatıyorum; bazen Elif’in sesini taklit ediyorum ki özlemi azalsın diye… Ama biliyorum ki hiçbir şey bir annenin yerini tutamaz.
Bazen düşünüyorum: Toplum neden yalnız babaları anlamaz? Neden herkes sadece anneleri kutsar da babaların acısını görmezden gelir?
Belki de bu hikaye yalnızca benim değil; binlerce yalnız babanın hikayesidir bu ülkede…
Siz hiç bir çocuğun gözlerinde annesinin yokluğunu gördünüz mü? Ya da bir babanın çaresizliğini? Siz olsaydınız ne yapardınız?