Bir Mucizeye İnanmak: Elif’in Güncesi

“Elif, kalk! Baban nefes almıyor!” Annemin sesi, sabahın köründe evimizin duvarlarını titreten bir deprem gibi yankılandı kulaklarımda. Gözlerimi açtığımda, odama dolan soğuk hava ve annemin titreyen elleriyle sarsılıyordum. Yatağımdan fırladım, pijamalarımın içinde hâlâ uykunun sıcaklığını hissederken, koridorda annemin panik dolu bakışlarıyla karşılaştım. Babam yerde, yüzü bembeyaz, gözleri kapalıydı. Annem, “Elif, yardım çağır!” diye bağırdı. O an beynimde bir ses yankılandı: “Yardım çağır!” Ama ellerim titriyor, telefonun tuşlarına basamıyordum. Sanki zaman donmuştu, nefesim kesilmişti.

O an, hayatımda ilk kez, bir mucizeye ihtiyacım olduğunu hissettim. Babamı kaybetmekten korkuyordum. Annem ağlıyor, ben ise donmuş bir şekilde ambulansı aramaya çalışıyordum. “Alo, babam nefes almıyor, lütfen çabuk gelin!” dedim, sesim çatallandı. O an, Allah’a dua ettim. “Ne olur, babamı benden alma!” dedim içimden, gözyaşlarım yanaklarıma süzüldü. Annem, babamın başında dua ediyor, ben ise bir köşede çaresizce bekliyordum.

Ambulans sirenlerinin sesi mahallemizde yankılanırken, komşularımız kapıya toplandı. Herkesin yüzünde aynı korku, aynı endişe. Babamı sedyeye koyup götürdüler. Annemle birlikte hastaneye koştuk. O an, zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Hastane koridorunda, annemin elini sımsıkı tutarken, içimde bir boşluk vardı. Doktorlar babamı hayata döndürmeye çalışırken, ben dua etmeye devam ettim. “Allah’ım, bir mucize gönder.”

Saatler geçti, doktorlardan haber bekledik. Annem, “Elif, baban güçlüdür, dayanır,” dedi ama gözleri yaşlıydı. Ben ise, “Anne, ya dayanamazsa?” diye sordum. Annem sustu, gözlerini kaçırdı. O an, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu anladım. Babam, her sabah bana kahvaltı hazırlayan, okula uğurlayan, akşamları birlikte televizyon izlediğimiz adam, şimdi ölümle pençeleşiyordu.

Bir ara, hastane koridorunda otururken, içimde bir ses duydum. “İnan, Elif. Mucizeler vardır.” O an, çocukluğumda babaannemin anlattığı hikâyeler aklıma geldi. Meleklerden, mucizelerden, Allah’ın kullarına yardım ettiğinden bahsederdi. O zamanlar gülüp geçerdim. Ama şimdi, o hikâyelere tutunmak istiyordum.

Doktor, sonunda yanımıza geldi. “Durumu kritik, ama elimizden geleni yapıyoruz,” dedi. Annem yere çöktü, “Allah’ım, ne olur yardım et!” diye ağladı. Ben ise, “Baba, lütfen bırakma bizi,” diye mırıldandım. O gece, hastane koltuğunda uyuyakaldım. Rüyamda babamı gördüm. Bana gülümsüyor, “Korkma kızım, ben buradayım,” diyordu. Uyandığımda, gözlerim yaşlıydı. Annem de uyanıktı, gözleri şişmişti. “İyi olacak, Elif,” dedi, ama sesi titriyordu.

Sabah olduğunda, doktorlar babamı yoğun bakımdan çıkarmıştı. “Bir mucize oldu,” dedi doktor. “Kalbi yeniden çalıştı.” Annemle birbirimize sarıldık, ağladık. O an, Allah’a şükrettim. Babamı kaybetmemiştim. Ama o gün, hayatımda bir şeyler değişmişti. Artık mucizelere inanıyordum.

Babam hastaneden çıktıktan sonra, evimizde bir sessizlik hâkim oldu. Annem, babama daha çok sarılıyordu. Ben ise, her sabah babamın nefes aldığını görmek için odasına gidiyordum. Bir sabah, babam bana döndü ve “Kızım, ölümden döndüm, ama asıl mucize sizin sevginiz,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Baba, seni kaybetmekten çok korktum,” dedim. Babam elimi tuttu, “Hayat kısa, Elif. Birbirimize daha çok sarılalım,” dedi.

Ama her şey bu kadar kolay değildi. Babam hastalıktan sonra değişmişti. Eskisi gibi neşeli değildi. Sürekli yorgun, dalgın ve içine kapanıktı. Annem, “Baban çok korktu, toparlanması zaman alacak,” dedi. Ama ben, babamın eski halini özlüyordum. Bir akşam, sofrada sessizlik vardı. Babam tabağına dokunmadan kalktı. Annem arkasından gitti, ben ise masada tek başıma kaldım. O an, ailemizin bir daha eskisi gibi olmayacağından korktum.

Bir gece, babamın odasından ağlama sesi duydum. Kapıyı araladım, babam yatağında oturmuş, elleriyle yüzünü kapatmıştı. Yanına gittim, “Baba, iyi misin?” dedim. Babam bana bakmadan, “Kızım, ölümle yüzleşmek kolay değil. Her gece o anı tekrar yaşıyorum. Ya bir daha uyanamazsam?” dedi. O an, babamın ne kadar kırılgan olduğunu gördüm. Ona sarıldım, “Baba, biz buradayız. Seni bırakmayacağız,” dedim. Babam gözlerimin içine baktı, “Bazen mucizeler bile insanı iyileştiremiyor, Elif,” dedi.

O günden sonra, babamı hayata döndürmek için elimden geleni yaptım. Onu dışarı çıkarmaya çalıştım, birlikte yürüyüşlere gittik. Annemle birlikte ona moral vermeye çalıştık. Ama bazen, babamın gözlerinde hâlâ o korkuyu görüyordum. Bir gün, babamla parkta otururken, bana döndü ve “Elif, hayat bir anda değişebiliyor. O yüzden, her anın kıymetini bil,” dedi. O an, babamın yaşadıklarını anlamaya çalıştım.

Okulda arkadaşlarım, “Elif, çok değiştin,” demeye başladılar. Eskisi gibi neşeli değildim. Sürekli babamı düşünüyordum. Bir gün, en yakın arkadaşım Zeynep, “Elif, sen de kendini bırakıyorsun. Baban için güçlü olman lazım,” dedi. O an, kendime geldim. Evet, güçlü olmam gerekiyordu. Hem babam hem annem için.

Zamanla, babam biraz toparlandı. Ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ailemiz, o sabah yaşadığımız korkunun gölgesinde yaşamaya başladı. Ama bir yandan da, birbirimize daha çok sarıldık. Her sabah, babamın nefes aldığını görmek, annemin gülümsemesini duymak, benim için bir mucize oldu.

Şimdi, o sabahı düşündüğümde, hâlâ içim ürperiyor. Ama bir yandan da, mucizelere inanmanın ne kadar önemli olduğunu anladım. Belki de mucize, babamın hayatta kalması değil, ailemizin birbirine daha çok sarılmasıydı.

Bazen düşünüyorum: Gerçekten mucizeler var mı, yoksa biz mi onlara inanmak istiyoruz? Siz hiç bir mucizeye tanık oldunuz mu, yoksa benim gibi sadece hikâyelerde mi arıyorsunuz?