Kayınvalidem Her Şeyi Elif’e Veriyor, Bize Sadece Kırıntılar Düşüyor: Sessizliğimi Bozmalı mıyım?
“Yine mi Elif’e altın takmış anne?” diye içimden geçirirken, sofrada sessizce tabağıma bakıyorum. Eşim Murat, annesinin gözlerinin içine bakarak gülümsüyor, Elif ise kayınvalidemin elini öpüp teşekkür ediyor. Ben ise, bir köşede, sadece yemekle yetinmeye alışmış bir misafir gibi hissediyorum kendimi. Oysa bu evde yıllardır gelinim, ama hiçbir zaman Elif kadar değerli olmadım.
İlk zamanlar, belki de ben abartıyorum diye düşündüm. Herkesin kayınvalidesiyle arası mükemmel olacak diye bir şey yoktu sonuçta. Ama zamanla, Elif’e yapılan ayrıcalıklar gözümde büyüdü. Doğum gününde ona alınan bilezikler, bayramda verilen zarflar, hatta evine gönderilen yeni eşyalar… Biz ise, Murat’la birlikte, sadece “yemek hazır” diye çağrılır, sofradan kalkınca da “elinize sağlık” deyip evimize dönerdik. Bir keresinde Murat’a, “Senin annen bizi neden bu kadar geri planda bırakıyor?” diye sordum. Murat, “Abartıyorsun, annem herkesi sever,” dedi. Ama ben her seferinde biraz daha küçüldüm, biraz daha içime kapandım.
Bir gün, Elif’in doğum günü için kayınvalidemin evine gittik. Masada çeşit çeşit yemekler, pastalar, hediyeler vardı. Elif’in önüne bir zarf koydu kayınvalidem, “Kızım, bu da senin için. Evde bir eksik olmasın,” dedi. Elif’in gözleri parladı, teşekkür etti. Ben ise, o an yerin dibine girdim. Murat’ın gözleriyle buluştu gözlerim, ama o başını çevirdi. O an anladım ki, bu evde ben hep ikinci planda kalacaktım.
Zamanla bu durum evliliğimize de yansımaya başladı. Murat, annesinin tarafını tutuyor, ben ise her geçen gün daha çok kırılıyordum. Bir gün, annemle dertleştim. “Anne, kayınvalidem Elif’e her şeyi veriyor, bana ise sadece yemek. Ben ne yaptım da bu kadar değersizim?” dedim. Annem, “Kızım, herkesin gönlü bir olmaz. Sen kendi aileni kurdun, eşinle mutlu olmaya bak,” dedi. Ama ben mutlu olamıyordum. Çünkü her aile ziyaretinde, Elif’in hediyeleriyle övünmesi, kayınvalidemin ona olan sevgisini göstere göstere yaşatması, beni içten içe eritiyordu.
Bir gün, Murat’la tartıştık. “Sen neden annene bir şey demiyorsun? Benim de insan olduğumu, hislerim olduğunu görmüyor musun?” dedim. Murat, “Annemin parası, isterse Elif’e verir. Sana ne?” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Evliliğimizin başında bana verdiği sözleri, “Sen benim için en değerlisin,” deyişini hatırladım. Şimdi ise, annesinin gölgesinde kaybolmuş bir adam vardı karşımda.
Bir gün, kayınvalidem aradı. “Kızım, Elif’in oğlu hastalanmış, ona biraz para göndereceğim. Sen de bir çorba yapıp götürür müsün?” dedi. O an, içimdeki sabır taşı çatladı. “Tabii anne,” dedim, ama telefonu kapatınca ağlamaya başladım. Benim çocuğum hastalandığında, kayınvalidem arayıp geçmiş olsun bile dememişti. Ama Elif’in çocuğu için hemen seferber olmuştu. O gün, Murat eve gelince ona her şeyi anlattım. “Ben artık bu eve gitmek istemiyorum. Her seferinde kendimi değersiz hissediyorum. Senin annen beni hiç sevmedi,” dedim. Murat, “Abartıyorsun, annem yaşlı kadın, Elif’in durumu zor,” dedi. Ama ben artık susmak istemiyordum.
Bir akşam, ailecek yemeğe davet edildik. Sofrada yine Elif’in önüne bir zarf kondu, kayınvalidem ona sarıldı. Ben ise, sessizce tabağıma bakıyordum. O an, içimde bir cesaret buldum. “Anne, ben de senin gelininim. Elif’e gösterdiğin ilgiyi, sevgiyi bana neden göstermiyorsun? Ben de insanım, ben de değer görmek istiyorum,” dedim. Sofrada bir sessizlik oldu. Kayınvalidem bana baktı, “Senin derdin ne kızım? Ben herkese eşit davranıyorum,” dedi. Elif başını eğdi, Murat ise bana kızgın gözlerle baktı. Ama ben artık susmak istemiyordum. “Anne, Elif’e altınlar, paralar, hediyeler… Bana ise sadece yemek. Ben de senin oğlunun karısıyım. Benim de hislerim var,” dedim. Kayınvalidem, “Senin derdin para mı?” dedi. O an gözlerim doldu. “Hayır anne, benim derdim değer görmek. Kendimi bu evde hep ikinci planda hissediyorum,” dedim.
O akşam eve dönerken Murat’la hiç konuşmadık. Ertesi gün, kayınvalidem aradı. “Kızım, belki de seni ihmal ettim. Ama Elif’in ailesi yok, ona daha çok sahip çıkmak istedim. Senin ailen var, güçlü bir kadınsın. Ama seni kırdıysam özür dilerim,” dedi. O an, içimde bir rahatlama oldu. Demek ki, bazen konuşmak gerekiyormuş. Ama yine de, yılların birikmiş kırgınlığı bir anda geçmiyor. Murat ise, bana daha çok destek olmaya başladı. Belki de, bazen susmak yerine konuşmak gerekiyormuş.
Şimdi düşünüyorum da, acaba ben mi nankörüm, yoksa gerçekten haksızlığa mı uğradım? Siz olsanız ne yapardınız? Sessiz kalmaya devam mı ederdiniz, yoksa içinizi döker miydiniz?