Bir Çocuğun Bedeli: Annemin Pazarlığı

“Al çocuğu, bana fark etmez, ama karşılığında para ver.” Annemin sesi, mutfakta yankılandı. O an, içimde bir şeyler koptu. Henüz on yaşındaydım ve annem Zeynep Hanım’ın gözlerinde ne sevgi ne de merhamet vardı. Sadece yorgunluk ve öfke… Ellerim titrerken, mutfak masasının kenarına tutundum. Karşımda, komşumuz Ayşe Teyze duruyordu; gözleri şaşkınlık ve utançla doluydu.

“Zeynep, ne diyorsun sen? Çocuk bu, para değil!” dedi Ayşe Teyze, sesi titreyerek.

Annem gözlerini kaçırdı. “Ayşe, bak… Benim halimi biliyorsun. Kocam Cemal gittiğinden beri evde ekmek yok. Bu çocuk da… Neyse işte, bakamıyorum artık. Senin oğlun yurtdışında, parayı bulursun. Al götür, ben de biraz nefes alayım.”

O an, annemin gözlerinde bir yabancılık gördüm. Sanki ben onun kızı değil de, yüküydüm. O sabah, saçlarımı örüp okula gitmek için hazırlanırken aynada kendime baktım: Uzun yüzüm, hafifçe dışarı fırlamış kahverengi gözlerim, büyük dişlerim ve ağır çenem… Ama saçlarım! Gür, koyu ve kalın buklelerim vardı. Annem hep “Babanın saçı gibi” derdi ama babamı hatırlamıyordum bile.

O gün okula gitmedim. Ayşe Teyze beni evine götürdü. “Kızım, korkma. Annenin kafası karışık,” dedi ama gözlerinde bir endişe vardı. Ayşe Teyze’nin evi sıcaktı; duvarlarda aile fotoğrafları, mutfakta taze poğaça kokusu… Ama ben oraya ait değildim. Akşam olunca annem aradı: “Ne oldu? Para getirdi mi?”

Ayşe Teyze telefonda sessiz kaldı. Sonra bana döndü: “Sen burada kalabilirsin ama annenle konuşmamız lazım.”

Gece boyunca uyuyamadım. Annemin bana bakışını, sözlerini düşündüm. Ben gerçekten bu kadar değersiz miydim? Sabah olunca Ayşe Teyze’yle birlikte tekrar bizim eve gittik. Annem kapıyı açtı; gözleri kan çanağı gibiydi.

“Ne istiyorsunuz?” dedi sertçe.

Ayşe Teyze ona yaklaştı: “Zeynep, bu çocuk senin kızın! Nasıl böyle konuşursun?”

Annem başını eğdi. “Yoruldum Ayşe… Her şey üstüme geliyor. Cemal gittiğinden beri hayatım mahvoldu. Ben de insanım!”

O an annemin gözyaşlarını gördüm ama içimdeki kırgınlık dinmedi. O günden sonra annemle aramızda görünmez bir duvar oluştu. Okula döndüğümde arkadaşlarımın anneleriyle olan ilişkilerine imrenerek baktım. Onlar annelerine sarılırken ben köşede yalnız kalıyordum.

Günler geçtikçe annem daha da içine kapandı. Evde sessizlik hâkimdi; bazen günlerce konuşmazdık. Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki çocukların bana bakıp fısıldaştığını duydum:

“Duydun mu? Annesi onu satacakmış.”

O an utançtan yerin dibine girdim. Eve koşup saçlarımı açtım; aynada kendime baktım ve ağladım. Saçlarımı ördüm, tekrar açtım… Sanki saçlarımı değiştirirsem hayatım da değişecek sandım.

Bir gece annem mutfakta otururken yanına gittim.

“Anne… Beni gerçekten istemiyor musun?”

Annem başını kaldırmadan cevap verdi: “Kızım… Hayat çok zor. Bazen insan en sevdiklerinden bile vazgeçmek zorunda kalıyor.”

O an içimdeki umut tamamen söndü. Ertesi gün Ayşe Teyze’ye gidip ona sarıldım. “Keşke sen benim annem olsaydın,” dedim ağlayarak.

Ayşe Teyze beni sıkıca kucakladı: “Sen çok değerlisin kızım. Kimse sana başka türlü hissettiremez.”

O yaz mahallede bir yangın çıktı; bizim ev de hasar gördü. Annem daha da içine kapandı, yardım istemeye utandı. Komşular aralarında para topladı ama annem kimseye minnet etmek istemedi.

Bir akşam annemle tartıştık:

“Anne, neden kimseye güvenmiyorsun? Neden bana böyle davranıyorsun?”

Annem birden bağırdı: “Senin yüzünden herkes bana acıyor! Herkes beni yargılıyor! Ben istemedim böyle olmasını!”

O an anladım ki annem de çaresizdi; sevgisizliği bana değil, hayata duyuyordu belki de… Ama bu gerçeği bilmek acımı hafifletmedi.

Liseye başladığımda annemle aramızdaki mesafe daha da büyüdü. Kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalıştım; okulda başarılı oldum, burs kazandım. Ama her başarıda içimde bir boşluk vardı: Annemin sevgisi eksikti.

Üniversiteyi kazandığımda anneme haber verdim:

“Anne, İstanbul’a gidiyorum.”

Annem sadece başını salladı: “İyi… Kendine dikkat et.”

Valizimi toplarken saçlarımı ördüm; aynaya baktım ve kendi kendime söz verdim: Bir gün kendi ailemi kurarsam asla çocuklarıma böyle hissettirmeyeceğim.

Yıllar geçti; İstanbul’da yeni bir hayat kurdum ama geçmişimin izleri peşimi bırakmadı. Her gece yatmadan önce annemin o sözleri kulağımda yankılanıyordu: “Al çocuğu, bana fark etmez…”

Şimdi bazen düşünüyorum: Bir anne sevgisizliğinin bedelini çocuk mu öder? Yoksa hayatın yükü altında ezilen anneler mi asıl kaybeden olur? Sizce hangisi daha çok acı çeker?