Son Yolculukta Yağmur Altında

— Baba, ne olur gitme! — diye bağırdı kızım Elif, kapının önünde ağlarken. Ama dinlemedim. O sabah, yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı, rüzgarın pencereleri zangırdattığı bir sabahtı. İçimdeki boşluk, dışarıdaki kasvetli havadan bile daha ağırdı. Sevda’nın ölümünden sonra evdeki her şey anlamını yitirmişti. Elif’in gözyaşları, annesinin yokluğunda daha da büyüyen korkusunu anlatıyordu ama ben, içimdeki pişmanlıkla baş başa kalmak için o mezarlığa gitmek zorundaydım.

Ayakkabılarım çamura saplanırken, her adımda Sevda’nın sesi kulaklarımda yankılanıyordu: “Ziya, ne olur bana biraz daha zaman ayır. Kızımız büyüyor, birlikte olalım.” Ama ben, köydeki işler, babamın baskısı, tarlanın borçları derken, Sevda’yı hep ikinci plana atmıştım. Şimdi ise, onun mezarına doğru yürürken, içimdeki pişmanlık beni kemiriyordu.

Köyümüz Brzeziny’de herkes birbirini tanır. Herkesin derdi, sevinci ortaktı. Ama bizim evde son yıllarda sadece sessizlik vardı. Annem, Sevda’yı hiçbir zaman tam olarak kabullenmemişti. “Şehirli kızdan köylü kadını olmaz,” derdi hep. Babam ise, “Oğlum, tarlaya sahip çıkmazsan, bu evin yüzü gülmez,” diye baskı yapardı. Sevda ise, her şeye rağmen gülümsemeye çalışırdı. Elif doğduğunda, bir an olsun umutlanmıştık. Ama hayat, umutlarımızı birer birer elimizden aldı.

O son geceyi hiç unutamıyorum. Sevda, mutfakta sessizce ağlıyordu. Yanına gidip, “Ne oldu Sevda?” diye sordum. Gözleri dolu dolu bana baktı: “Ziya, ben bu köyde nefes alamıyorum. Annene, babana yaranamıyorum. Sen de hep uzaktasın. Elif’le ben yalnızız.” O an ona sarılmak, her şeyi bırakıp sadece onun yanında olmak istedim. Ama yapamadım. “Sabret Sevda,” dedim, “her şey düzelecek.” O gece, Sevda’nın gözyaşlarıyla uykuya daldığını bilmiyordum. Sabah olduğunda, onu mutfakta bulamadım. Kapı açıktı, yağmur yağıyordu. Sevda, köyün çıkışındaki dere kenarında baygın halde bulunmuştu. Hastaneye yetiştiremedik. Doktor, “Kalp krizi,” dedi. O an, dünyam başıma yıkıldı.

Şimdi, mezarlığın demir kapısına vardığımda, ellerim titriyordu. Yağmur, mezar taşlarını yıkıyor, toprağı çamura çeviriyordu. Sevda’nın mezarına yaklaşırken, içimdeki suçluluk duygusu bir kez daha kabardı. “Affet beni Sevda,” diye fısıldadım. “Sana sahip çıkamadım. Seni bu yalnızlığa mahkûm ettim.”

Birden, arkamdan bir ses duydum. “Ziya, oğlum, ne yapıyorsun burada?” Babam, şemsiyesiyle mezarlığa gelmişti. Yüzünde alışık olduğum o sert ifade vardı. “Baba, Sevda’yı yalnız bırakmak istemedim,” dedim. Babam, bir an sustu, sonra başını eğdi. “Oğlum, biz de hata yaptık. Ama hayat devam ediyor. Elif’e sahip çıkmalısın.”

Babamın bu sözleri, içimdeki öfkeyi yeniden alevlendirdi. “Baba, Sevda’yı hiç kabullenmediniz. Onun yalnızlığına siz de sebep oldunuz!” dedim, sesim titreyerek. Babam bir an sustu, sonra gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ben de pişmanım oğlum. Ama geri getiremeyiz. Elif’e sahip çık, Sevda’nın hatırasına sahip çık.”

Yağmurun altında, babamla ilk kez gerçekten konuştuk. O an, yıllardır aramızda biriken buzlar biraz olsun eridi. Ama Sevda yoktu. Onun gülüşü, sesi, kokusu artık sadece anılarımda kalmıştı. Elif’in gözyaşları, annesinin yokluğunda daha da büyüyordu. Eve döndüğümde, Elif bana sarıldı. “Baba, annem geri gelecek mi?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Hayır kızım, ama biz onun hatırasını yaşatacağız,” dedim.

O günden sonra, hayatımda bir şeyler değişti. Annem, Elif’e daha yakın olmaya çalıştı. Babam, tarladaki işleri bana bırakıp, torunuyla vakit geçirmeye başladı. Ama Sevda’nın yokluğu, evimizin duvarlarında yankılanan bir sessizlik olarak kaldı. Her yağmur yağdığında, Sevda’nın mezarına gidip, ona içimi döküyorum. “Keşke zamanında yanında olsaydım,” diyorum. “Keşke seni dinleseydim, Sevda.”

Şimdi, bu satırları yazarken, içimde hâlâ bir boşluk var. Sevda’nın yokluğu, hayatımın en büyük pişmanlığı olarak kalacak. Ama Elif için, Sevda’nın hatırası için yaşamaya devam edeceğim. Belki bir gün, Sevda beni affeder. Belki bir gün, içimdeki fırtına diner.

Siz hiç, sevdiklerinizi kaybettikten sonra onlara söyleyemediğiniz sözlerin ağırlığıyla yaşadınız mı? Peki, pişmanlıklarınızla nasıl başa çıkıyorsunuz?