Onlar Lüks Sofralarda, Biz Sade Bir Tabakta: Adalet Nerede?
“Yine mi sadece kaşık kaşık mercimek çorbası?” diye içimden geçirirken, annemin yüzüne bakmamaya çalıştım. Sofrada üç kişiydik: ben, annem ve küçük kardeşim Zeynep. Babamın ikinci evliliğinden olan abim ve ablam ise üst kattaki odalarına yeni dönmüşlerdi. Onların ayak sesleri merdivenlerden yankılanırken, annem sessizce tabağıma biraz daha çorba koydu. O an, içimde bir şeyler koptu.
“Anne, neden onlar bizimle yemek yemiyor?” dedim, sesim titreyerek. Annem gözlerini kaçırdı, dudakları titredi. “Onlar… onlar farklı alışıklar, kızım. Sen bilmezsin, baban öyle istedi.”
Babam, evin reisi, her zaman adaletli olduğunu söylerdi. Ama ben adaleti hiç göremedim. Onlar yukarıda, masalarında çeşit çeşit yemeklerle, biz aşağıda, sade bir tabakta. Zeynep’in gözleri doldu, kaşığını bırakıp bana sarıldı. “Ablacığım, ben aç değilim,” dedi. Oysa karnı gurulduyordu.
O akşam, babam eve geç geldi. Anahtar sesiyle kapı açıldı, ardından ablamın neşeli sesi: “Baba, sana profiterol aldık!” Babam gülerek yukarı çıktı, bize uğramadan. Annem gözyaşlarını silerken, ben içimdeki öfkeyi yutmaya çalıştım.
Ertesi sabah, kahvaltı sofrasında yine aynı tablo: Biz üçümüz, kuru ekmek ve çay; üst katta ise kahkahalar, taze simitler, peynirler, zeytinler. Annem, “Kızım, ses etme, huzur bozulmasın,” dedi. Ama hangi huzur? İçimdeki adalet duygusu her geçen gün daha da büyüyordu.
Bir gün, okuldan eve dönerken Zeynep’in gözleri ağlamaktan şişmişti. “Ablacığım, Ayşe bana ‘sen fakirsin’ dedi. Neden biz fakiriz?” diye sordu. Cevap veremedim. O an, çocukluğumun bittiğini hissettim.
Akşam yemeğinde, babam ilk kez bizim soframıza oturdu. Annem heyecanla çorba koydu, ben ise sessizce izledim. Babam, “Kızım, derslerin nasıl?” diye sordu. “İyi baba,” dedim, ama içimden “Senin için mi iyi olmalı?” diye geçirdim.
O sırada üst kattan ablamın sesi geldi: “Baba, pizza soğuyor!” Babam hemen kalktı, “Ben yukarı çıkıyorum,” dedi. Annem arkasından bakakaldı. Zeynep ise tabağındaki çorbayı karıştırıyordu.
Bir gece, abimle mutfakta karşılaştık. O, dolaptan kola alırken ben su içiyordum. “Senin neyin var?” dedi. “Hiç,” dedim. Ama gözlerim doldu. “Biliyor musun, bazen keşke bu evde hiç olmasaydım diyorum,” dedim. Abim sustu, sonra başını eğdi. “Baba öyle istedi,” dedi. “Biz de mutlu değiliz.”
O gece uyuyamadım. Annemin odasına gittim. “Anne, neden bu kadar sessizsin? Neden hep susuyorsun?” Annem gözyaşları içinde, “Kızım, bazen susmak en büyük çığlıktır,” dedi. “Ama ben artık susmak istemiyorum,” dedim.
Ertesi gün, babam eve geldiğinde sofrada herkes vardı. İlk kez, ben konuşmaya başladım. “Baba, neden biz ayrı sofralarda yemek yiyoruz? Neden onlar her şeye sahipken biz sadece izliyoruz?” Babam şaşırdı, annem gözyaşlarını tutamadı. Ablam ve abim başlarını eğdi.
Babam, “Kızım, hayat adil değil,” dedi. “Ama ben adil olabilirim baba! Sen neden olamıyorsun?” dedim. O an, evde bir sessizlik oldu. Zeynep bana sarıldı, annem elimi tuttu.
O günden sonra, sofralar birleşmedi belki ama sessizlik bozuldu. Artık herkes duygularını söylemeye başladı. Annem, “Ben de adalet istiyorum,” dedi. Zeynep, “Ben de,” dedi. Abim ve ablam ise ilk kez bizim soframıza oturdu.
Ama içimde hâlâ bir yara var. Adalet, sadece sofrada mı başlar? Yoksa kalpte mi? Sizce, bir ailede adalet nasıl sağlanır?