Babamın Gölgesinde: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı
“Ne yapıyorsun sen benim bilgisayarımda?” Babamın sesi, mutfağın kapısından bir bıçak gibi saplandı içime. Ellerim titredi, ekrandaki ödev dosyasını kapatmaya çalışırken, arkamdan gelen ayak sesleriyle nefesim kesildi. “Baba, sadece ödevimi yazıyordum. Senin bilgisayarında başka bir şey yapmadım, yemin ederim.”
Babam, gözleri kan çanağı gibi, bana doğru eğildi. Alkolün keskin kokusu burnuma doldu. “Yalan söyleme bana! Dün gece de bir şeyler karıştırdın değil mi? Her şeyi biliyorum ben!”
O an annem araya girdi, sesi titrek ama kararlıydı: “Yeter artık, kızımıza bağırma! O sadece dersini yapıyor.” Babam anneme döndü, gözlerinde öfke ve çaresizlik birbirine karışmıştı. “Sen de mi onun tarafındasın? Hepiniz bana karşısınız!”
O an yine aynı döngünün içine sıkıştığımızı anladım. Her akşam eve dönerken apartman kapısında durup derin bir nefes alırdım; içeride beni neyin beklediğini asla bilemezdim. Ya babam sızmış olurdu ya da annemle kavga ediyordu. Bazen de ikisi birden…
İlkokuldayken babamı çok severdim. Hafta sonları beni parka götürür, salıncakta sallarken bana masallar anlatırdı. Ama işsiz kaldıktan sonra her şey değişti. Önce sessizleşti, sonra içmeye başladı. Annem başta çok uğraştı, doktora götürdü, dua etti, akrabalarla konuştu… Ama hiçbir şey değişmedi. Babam artık başka bir adamdı.
Liseye başladığımda evdeki kavgalar daha da arttı. Bir gün okuldan döndüğümde annemi mutfakta ağlarken buldum. Elinde bir tomar fatura vardı. “Kira gecikti, elektrik kesilecekmiş,” dedi sessizce. O an içimde bir şeyler koptu. Anneme sarıldım, “Ben çalışırım,” dedim. O ise başımı okşadı, “Senin tek işin derslerin,” dedi ama gözlerinde umutsuzluk vardı.
Bir gece babam eve geç geldi. Kapıyı yumruklayarak açtı, ayakta zor duruyordu. Annem korkuyla mutfağa kaçtı, ben ise odama saklandım. Ama babam peşimden geldi. “Sen de annen gibi misin? Hepiniz bana yük oldunuz!” diye bağırdı. O an ilk defa ona karşılık verdim: “Baba yeter! Bize böyle davranamazsın!”
Babam bir an durdu, gözleri doldu. Sonra yere çöktü ve ağlamaya başladı. O an ona acıdım ama aynı zamanda öfkelendim. Neden böyle olmak zorundaydı? Neden bizim hayatımızı mahvediyordu?
Okulda kimseye bir şey anlatamazdım. Arkadaşlarım babalarının onları okula bırakmasından, hafta sonu sinemaya götürmesinden bahsederken ben sessizce dinlerdim. Kimseye evdeki gerçekleri anlatamazdım; utanırdım.
Bir gün rehberlik öğretmenim Zeynep Hanım beni yanına çağırdı. “Bir süredir dalgınsın Elif,” dedi. Gözlerim doldu ama hiçbir şey söyleyemedim. O ise elimi tuttu: “Bazen konuşmak iyi gelir,” dedi. O gün ilk defa birine babamın içki problemi olduğunu söyledim. Zeynep Hanım bana sarıldı ve “Senin suçun değil,” dedi.
O günden sonra biraz daha güçlendim ama evdeki durum değişmedi. Annem her geçen gün daha da içine kapandı, ben ise derslerime sığındım. Üniversite sınavına hazırlanırken geceleri babamın bağırışları arasında test çözmeye çalışıyordum.
Bir akşam yine kavga çıktı. Babam anneme bağırıyor, annem ise sessizce ağlıyordu. Dayanamadım, araya girdim: “Baba yeter! Anneme böyle davranamazsın!” Babam bana döndü, gözlerinde öfke vardı ama bir anlığına korku da gördüm. Sonra kapıyı çarpıp dışarı çıktı.
O gece annemle uzun uzun konuştuk. “Kızım,” dedi, “Baban böyle biri değildi eskiden. Ama hayat onu bu hale getirdi.” Ben ise sessizce ağladım: “Peki ya bizim hayatımız ne olacak anne?”
Üniversiteyi kazandığımda sevinemedim bile. Annem gururla gözlerime bakarken babam suratını astı: “Boşuna okuyorsun, sonunda yine işsiz kalacaksın,” dedi. O an ona hiç cevap vermedim; sadece odama kapanıp ağladım.
Üniversiteye başladığımda yurtta kalmaya başladım ve ilk defa özgür hissettim. Ama her hafta sonu eve dönmek zorundaydım; annemi yalnız bırakamazdım. Her dönüşümde aynı korku: Acaba bu sefer neyle karşılaşacağım?
Bir gün annem telefonda ağlayarak aradı: “Baban hastanede.” Hemen otobüse atlayıp eve koştum. Babam karaciğer yetmezliğiyle yoğun bakımdaydı. Onu o halde görünce içimdeki tüm öfke bir anda yok oldu; sadece acı ve hüzün kaldı.
Babam hastanede yatarken annemle birlikte başında bekledik. O uyanınca elimi tuttu: “Kızım… Özür dilerim,” dedi kısık bir sesle. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. O an ona sarıldım; yıllardır içimde tuttuğum tüm duygular gözyaşlarımla aktı gitti.
Babam hastaneden çıktıktan sonra tedavi olmaya karar verdi ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ailemizin yaraları çok derindi; bazıları asla iyileşmedi.
Şimdi üniversiteyi bitirdim ve kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışıyorum. Annem hâlâ o evde yaşıyor; babam ise bazen iyi bazen kötü günler geçiriyor.
Bazen düşünüyorum: Bir insan ailesini seçemez ama kendi yolunu seçebilir mi gerçekten? Sizce geçmişin gölgesinden kurtulmak mümkün mü? Yoksa hepimizin kaderi ailemizin hikâyesine mi yazılı?