Bir Biletin Bedeli: Soğuk Bir Akşamda Yaşananlar

“Biletiniz var mı teyze?” diye sordu şoför, sesi otobüsün motorundan daha sert yankılandı. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Akşamın karanlığında, camlardan sızan soğukla birlikte, yaşlı kadının titreyen elleriyle çantasını karıştırmasını izledim. Herkes başını çevirdi, kimse göz göze gelmek istemedi. Ben ise koltuğumda kıpırdamadan, içimdeki utançla savaşıyordum.

Adım Zeynep. O akşam işten yorgun argın çıkmış, eve gitmek için bindiğim 34B numaralı otobüste, hayatımın en sarsıcı anlarından birini yaşayacağımı bilmiyordum. Otobüs, Kadıköy’den Üsküdar’a doğru ağır ağır ilerlerken, dışarıda kar yağışı şiddetini artırıyordu. İçeride ise herkesin gözlerinde aynı yorgunluk, aynı umursamazlık vardı. Yaşlı kadın – adının Müzeyyen olduğunu sonradan öğrendim – kalın paltosunun içinde küçücük kalmıştı. Şoförün sesiyle irkildi, çantasını açtı, cüzdanını aradı ama bulamadı.

“Evladım, cüzdanımı evde unutmuşum galiba. Allah rızası için bu seferlik idare et,” dedi Müzeyyen teyze, sesi titrek ama gururluydu. Şoför ise gözlerini devirdi, “Teyze, herkes böyle yapsa ne olur? Kurallar kuraldır. Lütfen inin.”

Otobüs bir anda buz gibi oldu. Kimse konuşmadı. Bir an için göz göze geldik Müzeyyen teyzeyle; gözlerinde çaresizlik ve utanç vardı. O an kalkıp ona yardım etmek istedim ama içimdeki ses, “Ya yanlış anlarsa? Ya insanlar bana bakarsa?” diye fısıldadı. Kıpırdayamadım.

Müzeyyen teyze ağır adımlarla kapıya yöneldi. Tam inerken durdu, şoföre döndü ve tek bir cümle söyledi: “Evladım, bir gün sen de yaşlanacaksın.”

O cümle otobüsün içinde yankılandı. Şoför başını çevirdi, kimse göz göze gelmedi. Ben ise utançtan yerin dibine girdim. O an düşündüm: Biz ne zaman bu kadar duyarsız olduk? Annem aklıma geldi; o da yalnız yaşıyor, bazen markete giderken zorlanıyor. Ya ona da böyle davranırlarsa?

Otobüs tekrar hareket ettiğinde herkes sessizdi. Birkaç durak sonra inmek için düğmeye bastım. Dışarı çıktığımda kar daha da hızlanmıştı. Müzeyyen teyzeyi ileride bir banka oturmuş gördüm. Yanına gittim, “Teyze iyi misiniz?” dedim. Gözleri doldu, “Kızım ben iyiyim de… İnsanların kalbi soğumuş,” dedi.

Ona sıcak bir çay ısmarlamak istedim. Birlikte yakındaki küçük bir çay ocağına girdik. Ellerini ısıtırken bana hayat hikayesini anlattı: “Gençken ben de çalıştım, çocuklarımı büyüttüm. Şimdi hepsi başka şehirlerde; arayıp soran yok. Emekli maaşı yetmiyor, bazen faturaları ödeyemiyorum. Bugün hastaneye kontrole gittim, dönüşte cüzdanımı evde unuttuğumu fark ettim.”

İçimdeki suçluluk büyüdü; neden otobüste ona yardım etmedim? Neden kimse sesini çıkarmadı? Türkiye’de yaşlılara karşı duyarsızlığımızı düşündüm. Herkes kendi derdinde, kimse başkasının acısını görmek istemiyor.

Çaylarımızı içerken Müzeyyen teyze bana döndü: “Kızım, insan yaşlandıkça yalnızlığı daha çok hissediyor. Eskiden komşuluk vardı, şimdi herkes kapısını kapatıyor.”

O an kendi ailemle olan ilişkimi düşündüm. Annemle en son ne zaman uzun uzun sohbet ettim? Babamı en son ne zaman aradım? İş güç derken onları ihmal ettiğimi fark ettim.

Çay ocağından çıkarken Müzeyyen teyzeye biraz para verdim ama almak istemedi: “Sen bana insanlığını gösterdin ya, o yeter,” dedi.

Eve dönerken içimde bir huzursuzluk vardı. O gece annemi aradım, uzun uzun konuştuk. Ona ne kadar değerli olduğunu söyledim.

Ertesi gün işe giderken aynı otobüse bindim. Şoför yine aynı adamdı; yüzünde hiçbir pişmanlık belirtisi yoktu. Otobüste sessizlik hakimdi ama ben artık sessiz kalmamaya karar verdim.

O günden sonra yaşlılara daha dikkatli bakmaya başladım; markette yardım ettim, komşumuzun kapısını çaldım, annemi daha sık aradım.

Şimdi düşünüyorum da; bir biletin bedeli sadece para mı? Yoksa insanlığımızı kaybetmenin bedeli mi daha ağır?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir yabancının çaresizliğine gözlerinizi kapatır mıydınız?