Her Şeyi Onun İçin Bıraktım, Ama Bu Hayatımın En Büyük Yanlışıydı: Pişmanlığım ve Geri Dönülmez Kayıplarım
“Bunu gerçekten yapacak mısın, Emre?” Annemin sesi, mutfakta yankılanan tabak seslerinin arasından bana ulaştığında, elimdeki bavulun sapı daha da ağırlaştı. Babam, gözlerini yere dikmiş, bir şey söylememek için dudaklarını ısırıyordu. Kardeşim Zeynep ise, kapının kenarında, gözleri dolu dolu bana bakıyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Ama kararımı vermiştim. “Anne, ben Sevda’yı seviyorum. Onunla yeni bir hayat kuracağım. Lütfen anlamaya çalışın,” dedim, sesim titreyerek. Annem ağlamaya başladı, babam ise sandalyesinden kalkıp odasına çekildi. Zeynep, “Abi, lütfen gitme,” dedi sessizce. Ama ben, gözlerimi kaçırıp kapıdan çıktım. O an, hayatımın en büyük hatasını yaptığımı bilmiyordum.
Sevda’yla tanışmam, üniversitenin son yılında olmuştu. O, İstanbul’dan yeni taşınmış, gözlerinde hep bir hüzün taşıyan, ama gülüşüyle insanı büyüleyen bir kadındı. İlk başta, onun bana olan ilgisiyle kendimi özel hissettim. Ailem, özellikle annem, Sevda’ya hiç ısınamamıştı. “O kızda bir gariplik var Emre, gözleri başka bakıyor,” derdi hep. Ama ben, annemin sezgilerini küçümsemiş, Sevda’nın bana sunduğu o heyecanlı, özgür hayatın peşinden gitmiştim. Oysa şimdi, yıllar sonra, annemin ne kadar haklı olduğunu acı bir şekilde anlıyorum.
Sevda’yla birlikte İstanbul’a taşındık. İlk başta her şey güzeldi. Küçük bir ev tuttuk, birlikte kahvaltılar yaptık, Boğaz’da yürüyüşlere çıktık. Sevda, bana sürekli yeni hayaller kurduruyordu. “Emre, seninle dünyayı gezmek istiyorum,” derdi. Ben de, onun gözlerinde kaybolmuş, kendi ailemi, geçmişimi, değerlerimi bir kenara atmıştım. Annemle, babamla, Zeynep’le aram giderek açıldı. Telefonlarım artık açılmıyor, bayramlarda eve gitmek için bahaneler uyduruyordum. Sevda, “Ailene bu kadar bağlı olman gereksiz. Biz kendi ailemizi kuracağız,” dediğinde, ona hak veriyordum. Oysa içimde bir boşluk büyüyordu, ama bunu görmezden geliyordum.
Bir gün, Sevda işten eve geç geldi. Suratında bir gerginlik vardı. “Ne oldu?” diye sordum. “Hiçbir şey,” dedi, ama gözleri bana bakmıyordu. O gece ilk defa kavga ettik. Küçük bir tartışma, büyüdü, büyüdü ve sonunda Sevda, “Sen de herkes gibisin! Beni anlamıyorsun!” diye bağırdı. O an, Sevda’nın bana sunduğu o büyülü dünyanın aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. Ama yine de, ona tutunmaya devam ettim. Çünkü artık geri dönecek bir yerim yoktu. Ailemle aramda köprüler yanmıştı.
Aylar geçtikçe, Sevda’nın bana olan ilgisi azaldı. Artık eve geç geliyor, telefonlarını gizli gizli kullanıyordu. Bir gece, Sevda’nın telefonuna bir mesaj geldi. “Yarın görüşürüz, canım,” yazıyordu bir adam. Kalbim sıkıştı. “Bu kim?” diye sordum. Sevda, “İşimden bir arkadaşım,” dedi. Ama gözlerindeki huzursuzluk her şeyi anlatıyordu. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah Sevda işe gittiğinde, kendimi aynanın karşısında buldum. Gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmıştı. “Ne hale geldin Emre?” dedim kendi kendime. O an, ilk defa gerçekten yalnız olduğumu hissettim.
Bir gün, Sevda eve gelmedi. Telefonlarıma cevap vermedi. O gece, İstanbul’un sokaklarında onu aradım. Yağmur yağıyordu, üstüm başım sırılsıklam olmuştu. Sonunda, sabaha karşı eve döndüm. Kapının önünde bir not buldum: “Emre, ben gidiyorum. Lütfen beni arama. Kendine iyi bak.” O an, dizlerimin bağı çözüldü. Yere çöküp ağladım. Her şeyimi onun için bırakmıştım, ama sonunda elimde hiçbir şey kalmamıştı.
O günden sonra hayatım altüst oldu. İşimi kaybettim, çünkü artık işe odaklanamıyordum. Ev sahibim, kirayı ödeyemediğim için beni evden çıkardı. Arkadaşlarım, Sevda için onları da ihmal ettiğimden, bana sırt çevirdi. İstanbul’un kalabalığında, bir başıma kaldım. Bir sabah, cebimdeki son parayla bir simit alıp bir banka oturdum. Yanımdan geçen insanlar, bana acıyarak bakıyordu. O an, annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Oğlum, insan ailesini bırakmaz. Herkes gider, ama aile kalır.”
Bir gün, Zeynep’ten bir mesaj aldım. “Abi, neredesin? Annem hasta, seni çok özlüyor.” O mesajı okuduğumda, içimde bir şeyler kırıldı. Eve dönmeye karar verdim. Ama nasıl dönecektim? Yüzüm yoktu. Yıllarca onları aramamış, bayramlarda bile sesimi duymamışlardı. Yine de, başka çarem yoktu. Bir otobüse atlayıp memlekete döndüm. Eve vardığımda, kapının önünde durup derin bir nefes aldım. Kapıyı çaldım. Annem açtı. Gözleri doldu, ama bana sarıldı. “Oğlum, hoş geldin,” dedi. Babam ise, uzaktan bakıp başını çevirdi. Zeynep, bana sarılıp ağladı. O an, ne kadar büyük bir hata yaptığımı bir kez daha anladım.
Ailem beni affetti, ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Babam, bana karşı hep mesafeli kaldı. Annem, her fırsatta “O kızdan ne buldun oğlum?” diye sordu. Zeynep, “Abi, seni kaybetmekten çok korktum,” dedi bir gün. Ben ise, her gece yatağa yattığımda, Sevda’yı ve onun uğruna kaybettiklerimi düşündüm. Sevda’dan bir daha haber almadım. Belki de başka birinin hayatını mahvetmeye gitmişti. Ama ben, kendi hayatımı geri kazanmak için çabalıyordum.
Şimdi, yıllar sonra, hâlâ o günlerin acısını içimde taşıyorum. Ailemle aram düzeldi, ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Bazen, gece yarısı uyanıp kendi kendime soruyorum: “Bir insan, aşk uğruna her şeyini bırakır mı? Değer mi?” Cevabını hâlâ bulamadım. Belki de, bazı yaralar asla iyileşmez. Siz olsaydınız, benim yerimde ne yapardınız?