Bir Yabancının İsimsiz Hayatı: Elif ve O Adam
— Hiçbir belgesi yok mu? Ne kimlik, ne isim, hiçbir şey mi?
Gece nöbetinde hastanenin acil servisinde, elimdeki dosyaya bakarken sesim titredi. Yanımda duran hemşire Ayşe, başını iki yana salladı. Gözlerinde yorgunluk ve biraz da korku vardı.
— Yok Elif Hanım, hiçbir şey. Parkta bir bankta bulmuşlar. O gece eksi yirmi dereceydi. Vücut ısısı neredeyse ölümcül seviyeye inmiş. Bir de başında büyük bir morluk var.
Adamın yüzüne baktım. Gözleri kapalı, dudakları morarmış, elleri çatlamıştı. Sanki tüm hayatı boyunca hiç kimseye ait olmamış gibiydi. O an içimde bir şeyler kırıldı. Kimdi bu adam? Neden kimliği yoktu? Hangi hikaye onu bu hale getirmişti?
O gece boyunca başından ayrılmadım. Herkes ona “isimsiz hasta” diyordu. Ama ben ona bir isim vermek istedim. İçimden “Mehmet” dedim. Çünkü Mehmet, babamın adıydı ve babam da bir zamanlar kaybolmuştu. Belki de bu yüzden bu adama bu kadar bağlandım.
Sabah olduğunda, başhekim odama geldi.
— Elif, bu adamla neden bu kadar ilgileniyorsun? dedi.
— Çünkü kimse ilgilenmiyor, dedim. Çünkü birinin ilgilenmesi gerek.
Başhekim omzuma dokundu. “Ama kendini de düşün. Bu tür vakalar tehlikeli olabilir. Geçmişi belli değil.”
Ama ben dinlemedim. Her gün yanına gittim. Onunla konuştum, ona kitap okudum. Bir gün gözlerini açtı. Bana baktı. Gözlerinde tarifsiz bir korku ve şaşkınlık vardı.
— Nerede… burası neresi? diye fısıldadı.
— Hastanedesin. Güvendesin. Ben Elif. Seninle ilgileneceğim, dedim.
Adam gözlerini kaçırdı. Sanki kendisinden utanıyordu.
— Adın ne? diye sordum.
Uzun süre sustu. Sonra başını salladı.
— Hatırlamıyorum…
O an içimde bir boşluk hissettim. Bir insan nasıl olur da adını unutabilir? Hangi acı, hangi travma insanı bu kadar siler?
Günler geçti. Adam yavaş yavaş iyileşti. Ama geçmişine dair hiçbir şey hatırlamıyordu. Ona Mehmet demeye devam ettim. Bir gün ona bir defter verdim.
— Belki yazmak iyi gelir, dedim.
O da yazmaya başladı. Önce sadece karalamalar, sonra kısa cümleler… “Soğuk”, “Karanlık”, “Yalnızlık”… Her kelime bir yara gibiydi.
Bir gece nöbetinde, hastanenin koridorunda annem aradı.
— Elif, yine mi hastanedesin? Kızım, kendini bu kadar yorma.
— Anne, burada bir adam var. Kimliği yok, geçmişi yok. Ona yardım etmezsem kim edecek?
Annem sustu. Sonra yavaşça, “Bazen herkesin kurtarıcısı olamazsın,” dedi.
Ama ben olmalıydım. Çünkü bir zamanlar babamı kaybettiğimizde, kimse onun elinden tutmamıştı. Babamı bir daha hiç bulamadık. Belki de bu yüzden bu adama bu kadar bağlandım.
Bir gün Mehmet’in başında otururken, içeriye polisler girdi. Ellerinde bir fotoğraf vardı.
— Bu adamı tanıyor musunuz? dediler.
Fotoğrafa baktım. Mehmet’in genç haliydi. Ama fotoğrafın arkasında “Ahmet Yılmaz” yazıyordu.
— Bu o mu?
— Emin değilim, dedim. O kendini hatırlamıyor.
Polisler başını salladı. “Kayıp ilanı verilmiş. Ailesi onu arıyor olabilir. Ama emin olmadan bir şey yapamayız.”
O gece Mehmet’e fotoğrafı gösterdim. Uzun süre baktı. Gözleri doldu.
— Bu ben miyim? diye sordu.
— Bilmiyorum, dedim. Ama öğrenmek ister misin?
Başını salladı.
Ertesi gün, hastaneye bir kadın geldi. Gözleri kan çanağı, elleri titriyordu.
— Ben Ayten Yılmaz. Kocamı arıyorum. Onu bulduğunuzu söylediler.
Mehmet’in odasına girdik. Kadın onu görünce ağlamaya başladı.
— Ahmet! Ahmet’im!
Mehmet, kadına baktı. Gözlerinde bir tanıdıklık aradı. Ama bulamadı.
— Ben… hatırlamıyorum, dedi.
Kadın yere çöktü. “Ben seni bekledim. Her gün dua ettim. Neden gittin? Neden bizi bıraktın?”
Mehmet’in gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Özür dilerim… Ama hiçbir şey hatırlamıyorum.
O an odada bir sessizlik oldu. Kadın ağladı, Mehmet ağladı, ben ağladım.
Sonra kadın bana döndü.
— Ona yardım edin. Lütfen. Onu bana geri getirin.
O günden sonra Mehmet’in yanında Ayten de olmaya başladı. Ona eski fotoğraflar gösterdi, çocuklarının ses kayıtlarını dinletti. Ama Mehmet’in hafızası bir türlü geri gelmedi.
Bir gün Mehmet bana döndü.
— Elif, ben kimim? Gerçekten Ahmet miyim? Yoksa sadece bir yabancı mıyım?
Ne diyeceğimi bilemedim.
— Kim olduğun, hatırladıklarınla mı yoksa hissettiklerinle mi ilgilidir? dedim.
Mehmet başını eğdi.
— Bazen, geçmişini bilmemek daha iyi mi acaba? Çünkü hatırladıkça acı da geliyor.
Ayten pes etmedi. Her gün Mehmet’e umut oldu. Ama aralarındaki mesafe hiç kapanmadı. Mehmet, bir yabancı olarak kaldı. Ama ben, Elif, ona bir isim, bir hayat ve bir umut verdim.
Şimdi, geceleri hastanenin penceresinden dışarı bakarken, kendi kendime soruyorum: Bir insanı insan yapan geçmişi mi, yoksa ona uzanan bir el mi? Sizce, bir yabancı ne zaman yakın olur?