Bir Yüz Kremi Yüzünden Hayatım Altüst Oldu: Kayınvalidemle Yaşadığım Unutulmaz Olay
“Senin yüzünden oldu bu!” diye bağırdı kayınvalidem, elinde tuttuğu krem kutusunu masaya öfkeyle fırlatırken. O an, mutfağın ortasında donup kaldım. Sabah işe gitmeden önce hazırladığım kahvaltı masası, bir anda savaş alanına dönmüştü. Eşim Murat, şaşkınlıkla annesine bakıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ben ise içimde yükselen panik ve utançla ne diyeceğimi bilemiyordum.
Her şey, birkaç gün önce işyerinde yaşadığım küçük bir mutlulukla başlamıştı. Bir kozmetik mağazasında çalışıyorum ve zaman zaman yeni çıkan ürünlerden bana da hediye geliyor. O gün, müdürüm bana yeni bir yüz kremi vermişti. “Evde denersin, memnun kalırsan müşterilere de önerirsin,” demişti. Eve geldiğimde, kremi banyoya bıraktım ve açıkçası pek de önemsemedim. Ama kayınvalidem Emine Hanım, bizimle yaşamaya başladığından beri evdeki her detaya dikkat eder olmuştu. Özellikle de benim kullandığım şeylere…
O sabah, kahvaltıdan sonra banyoda kremi gören Emine Hanım, “Bu neymiş bakalım?” diyerek kutuyu incelemiş. Ben mutfağa döndüğümde, elinde kremle karşımda duruyordu. “Senin cildin zaten güzel, bu kadar şeye ne gerek var?” dedi önce. Gülümsedim, “İşyerinden hediye geldi, denemek istedim,” dedim. Ama o, kremi açıp eline sürdü ve kokusunu beğendiğini söyledi. “Ben de biraz süreyim, ne olacak ki?” dedi. O an, içimde bir huzursuzluk hissettim ama sesimi çıkarmadım. Sonuçta bir kremden ne olabilir ki?
O günün akşamı, Emine Hanım’ın yüzünde hafif bir kızarıklık vardı. “Herhalde sıcak bastı,” dedi. Ertesi sabah ise yüzü daha da kızarmış, hafifçe şişmişti. “Ne oldu anne?” diye sordu Murat. Emine Hanım, “Senin gelininin kreminden sürdüm, yüzüm mahvoldu!” diye bağırdı. O an, içimde bir şeyler koptu. Suçluymuşum gibi hissettim. “Anne, ben de kullanıyorum, bana bir şey olmadı,” dedim. Ama Emine Hanım dinlemedi. “Sen gençsin, bana yaramadı demek ki! Şimdi ne yapacağım ben? Yarın komşu günüm var, bu halde nasıl çıkacağım insanların karşısına?”
O günden sonra evdeki hava tamamen değişti. Emine Hanım, her fırsatta bana laf sokmaya başladı. “Gençler her şeye para harcıyor, sonra olan bize oluyor,” diyordu. Murat ise arada kalmıştı. Bir yandan annesini üzmek istemiyor, bir yandan da bana haksızlık yapıldığını biliyordu. Ama annesinin yanında bana destek olmaktan çekiniyordu. Akşamları odama çekildiğimde, gözyaşlarımı tutamıyordum. Sanki evde istenmeyen kişi benmişim gibi hissediyordum.
Bir hafta sonra, Emine Hanım’ın kızarıklıkları geçmemişti. Bu kez, ailedeki herkes olaya dahil oldu. Murat’ın ablası Ayşe abla aradı, “Sen nasıl bir krem verdin anneme? Onun cildi hassastır, dikkat etmen lazımdı!” dedi. Kendimi savunmaya çalıştım, “Ben zorla vermedim, kendisi denemek istedi,” dedim. Ama kimse beni dinlemiyordu. O hafta sonu, Murat’ın amcası ve yengesi de bize geldi. Herkesin gözü üzerimdeydi. Emine Hanım, “Benim gelinim bana bakacağına, yüzümü mahvetti,” deyince, yengesi de, “Gençler artık büyüklerine saygı duymuyor,” dedi. O an, içimdeki öfke patladı. “Ben kimseye zarar vermek istemedim! Sadece bir kremdi, bu kadar büyütülecek ne var?” diye bağırdım. Odanın içinde bir sessizlik oldu. Murat, başını öne eğdi. Emine Hanım ise gözyaşlarına boğuldu.
O gece, Murat’la ilk defa bu kadar büyük bir kavga ettik. “Sen neden annemin yanında bana destek olmuyorsun?” diye sordum. O ise, “Annem zaten yaşlı, hassas. Biraz idare et, geçer,” dedi. Ama ben artık dayanamıyordum. Evde nefes alamaz hale gelmiştim. Herkesin gözünde suçlu bendim. Annemle telefonda konuşurken, “Kızım, sabret. Zamanla alışırlar,” dedi. Ama ben, her geçen gün daha da yalnızlaşıyordum.
Bir sabah, işe gitmek için hazırlanırken, banyoda Emine Hanım’ın ağladığını duydum. Kapıyı hafifçe araladım. “Yüzüm hiç böyle olmamıştı, insanlar ne der şimdi?” diye kendi kendine söyleniyordu. O an, içimde bir acı hissettim. Belki de gerçekten üzülüyordu. Ama yine de, tüm suçun bana yüklenmesi adil değildi. O gün, işyerinde moralim çok bozuktu. Müdürüm, “Ne oldu, yüzün asık?” diye sordu. Anlattım. O da bana, “Kremin içeriği hassas ciltler için uygun değilmiş, keşke önceden söyleseydin,” dedi. İçimdeki suçluluk duygusu daha da arttı.
Akşam eve döndüğümde, Emine Hanım’ın kızarıklıkları biraz azalmıştı ama hâlâ bana soğuk davranıyordu. Murat ise iyice içine kapanmıştı. Evdeki huzur tamamen kaybolmuştu. Bir akşam, Emine Hanım’ın komşusu Hatice Teyze bize geldi. “Emine, senin yüzün ne olmuş?” diye sordu. Emine Hanım, “Gelinin verdiği kremden oldu,” dedi. Hatice Teyze, “Aman kızım, büyüklerin cildi hassas olur, dikkat etmek lazım,” dedi. O an, herkesin bana karşı birleştiğini hissettim. Gözlerim doldu, kendimi tutamadım. “Ben kimseye zarar vermek istemedim!” diyerek odama koştum.
O gece, Murat yanıma geldi. “Bak, annem de üzgün, sen de. Böyle devam edemeyiz,” dedi. “Ne yapmamı istiyorsun?” diye sordum. “Belki annemden özür dilesen, biraz gönlünü alsan…” dedi. İçimde bir isyan vardı. “Ben suçlu muyum ki özür dileyeyim?” dedim. Ama Murat’ın gözlerinde bir yorgunluk vardı. O an, evliliğimizin ne kadar zor bir döneme girdiğini fark ettim.
Ertesi gün, Emine Hanım’la baş başa kaldık. Cesaretimi topladım. “Anne, gerçekten üzgünüm. Sizi üzmek istemezdim. Keşke önceden sorsaydım, belki de birlikte karar verirdik,” dedim. Emine Hanım, bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Ben de biraz abarttım galiba. Ama insan yaşlanınca daha hassas oluyor,” dedi. O an, aramızda bir yumuşama oldu. Ama yaşananlar, içimde derin bir iz bıraktı.
O günden sonra, evdeki hava biraz düzeldi ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Murat’la aramızda bir mesafe oluştu. Emine Hanım, bana karşı daha dikkatliydi ama eski samimiyetimiz kayboldu. Ben ise, her gün kendime şu soruyu soruyorum: Bir yüz kremi, gerçekten bir aileyi bu kadar sarsabilir mi? Yoksa asıl sorun, yıllardır biriktirdiğimiz kırgınlıklar mıydı?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Böyle bir durumda suçlu kim olurdu? Yorumlarınızı merak ediyorum…