Bir Kadının Elindeki Karton: Kendi Evimde Yabancı Olmak

“Ne olur, bir lokma ekmek… Allah rızası için…”

Karton bir tabelayı sıkıca tutan elleri titriyordu. Gözleriyle göz göze geldik, o an içimde bir şeyler koptu. Karnım burnumda, nefes almakta zorlanırken, elimdeki poşetleri yere bıraktım. “Gel abla, gel. Benimle gel. Karnın açsa doyururum, başın sokacak yerin yoksa bir geceliğine bende kalırsın.”

Kadının adı Gülizar’dı. Üzerinde eski bir pardösü, ayağında yırtık ayakkabılar… Sokağın köşesindeki fırından iki simit aldım, birini ona uzattım. Yavaşça yürüdük evime doğru. İçimde garip bir huzur vardı; belki de ilk defa birine gerçekten yardım ediyordum.

Eve vardığımızda annem mutfakta yemek hazırlıyordu. Babam ise televizyonun karşısında, her zamanki gibi sessizdi. Gülizar’ı içeri aldığımda annem kaşlarını çattı.

“Kim bu kız?” dedi annem, sesi buz gibiydi.

“Anne, sokakta buldum. Aç, perişan. Bir gece kalacak sadece.”

Babam başını kaldırmadan mırıldandı: “Kendi derdimiz yetmiyor mu? Bir de başkasının yükünü mü alacaksın?”

İçimdeki huzur bir anda yerini endişeye bıraktı. Ama Gülizar’ın gözlerindeki minnettarlık bana güç verdi. Ona eski bir pijama verdim, banyoyu gösterdim. Sofrada üç kişilik yemek vardı, dördüncü tabağı ben koydum.

Gecenin ilerleyen saatlerinde annem yanıma geldi. “Kızım, sen hamilesin. Evde huzur lazım. Yarın sabah bu kızı gönderiyorsun.”

“Anne, o da insan! Bir geceden ne çıkar?”

“Senin iyiliğin için söylüyorum,” dedi annem, ama gözlerinde korku vardı.

O gece uyuyamadım. Karnımdaki bebek tekmelerken, aklımda binbir düşünce dolaşıyordu: Ya Gülizar kötü niyetliyse? Ya ailem haklıysa? Ama ya ben onun yerinde olsaydım?

Sabah olduğunda Gülizar mutfağı toplamış, çay demlemişti. Annem şaşkınlıkla baktı ona. “Teşekkür ederim abla,” dedi Gülizar sessizce. “Bir gün borcumu ödeyeceğim.”

Tam o sırada kapı çaldı. Kocam Murat geldi; yüzü asık, gözleri öfkeli.

“Kim bu kadın?” diye bağırdı.

“Yardım ettim sadece!” dedim korkuyla.

Murat bana yaklaştı, sesi titriyordu: “Sen benim iznim olmadan evimize yabancı mı alıyorsun? Hamilesin sen! Ya başımıza bir şey gelseydi?”

Annem araya girdi: “Kızım zaten hassas durumda. Sen de üstüne gitme.”

Ama Murat dinlemedi. “Ya şimdi ya asla! Bu kadın hemen gidecek!”

Gülizar gözleri dolu dolu bana baktı. “Ben hemen giderim abla… Kimseye zarar vermek istemem.”

O an içimde bir şeyler kırıldı. Kendi evimde yabancı gibi hissettim. Gülizar kapıdan çıkarken arkasından koştum.

“Bekle! Nereye gideceksin?”

“Bilmiyorum,” dedi hıçkırarak. “Ama sen iyi bir insansın. Allah seni korusun.”

O günün akşamı Murat valizimi hazırlamıştı.

“Ne yapıyorsun?” diye sordum şaşkınlıkla.

“Sen benim sözümü dinlemiyorsun. Bu evde artık kalamazsın!”

Şok olmuştum. Karnımdaki bebeğe sarıldım, gözyaşlarımı tutamadım.

“Beni sokağa mı atıyorsun? Hem de bu halde mi?”

Murat’ın gözleri buz gibiydi: “Kendi başına karar vermek istiyorsan, kendi başına yaşa!”

Annem ağlayarak bana sarıldı: “Kızım ne olur gitme… Ben babanı ikna ederim.”

Ama babam sessizdi; gözlerini kaçırıyordu benden.

Valizimi alıp çıktım evden. Kapının önünde Gülizar’ı gördüm; köşede oturuyordu hâlâ.

“Sen de mi kovuldun?” dedi şaşkınlıkla.

Başımı salladım; kelimeler boğazımda düğümlendi.

İkimiz de sokakta, birbirimize tutunarak yürüdük geceye doğru.

O gece parkta bankta oturduk; ben karnımdaki bebeğe sarıldım, Gülizar ise ellerimi tuttu.

“Hayat bazen çok acımasız abla,” dedi sessizce. “Ama sen bana umut oldun.”

Gözyaşlarımı tutamadım. O an anladım ki; bazen en büyük iyiliği yaptığını sanırken, en büyük bedeli ödersin.

Sabah olduğunda hastaneye gitmek zorunda kaldım; sancılarım başlamıştı. Gülizar beni hastaneye kadar taşıdı adeta. Hemşireler şaşkınlıkla baktılar bize; biri perişan halde, diğeri doğum sancısında…

Doğumdan sonra kimse ziyaretime gelmedi; ne Murat ne annem ne babam… Sadece Gülizar yanımdaydı.

Bebeğimi kucağıma aldığımda gözlerim doldu: “Hoş geldin kızım… Hayatımız kolay olmayacak belki ama birlikte güçlüyüz.”

Gülizar elimi tuttu: “Sen bana evini açtın, ben de sana yoldaş oldum.”

Şimdi hastane odasında pencereden dışarı bakıyorum; hayatım altüst oldu ama içimde garip bir huzur var. İnsanlara güvenmek hata mıydı? Yoksa iyilik yapmak her zaman bedel ister mi?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Ailenizle mi kalırdınız yoksa yardıma muhtaç birine el uzatır mıydınız?