Kardeşim Anneme Bakmayı Reddetti ve Evi Satmaya Kalktı: O Günden Beri Onunla Hiçbir Şeyimiz Kalmadı

“Seninle uğraşamam artık, Zeynep. Annem de, bu ev de, hepsi senin olsun. Benim hayatım var!”

Murat’ın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Annemin gözleri doldu, elleri titredi. O an, içimde bir şeyler koptu. Annem, mutfağın köşesinde, eski sandalyede oturuyordu. Yüzünde yılların yorgunluğu, gözlerinde ise oğlunun sözlerinin bıraktığı derin bir yara vardı. Ben ise, elimde çay tepsisiyle donup kalmıştım. O an, hayatımın en zor kararını vermek zorunda kalacağımı biliyordum.

Murat, benden beş yaş büyük. Çocukken bile hep bencil, hep kendi bildiğini okuyan biriydi. Babam vefat ettiğinde, annemle baş başa kalmıştık. Ben üniversiteyi kazanıp İstanbul’a gitmiştim, kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyordum. Murat ise, ne okulu bitirdi, ne de bir işte tutunabildi. Hep annemin yanında, hep bir bahaneyle evde kaldı. Annem, oğlunu kolladı, korudu, ne isterse verdi. Ben ise uzaktan, içim acıyarak izledim.

Yıllar geçti. Annem yaşlandı, hastalandı. Dizleri tutmaz oldu, hafızası zayıfladı. İstanbul’daki işimi bırakıp, annemin yanına, Eskişehir’e döndüm. Murat hâlâ evdeydi ama anneme bakmak bir yana, kendi derdine düşmüştü. Bir gün, annemin ilaçlarını vermeyi unuttuğunu fark ettim. O an, Murat’la ilk büyük tartışmamızı yaşadık.

“Murat, annemin ilaçlarını neden vermedin?”

“Ben mi bakacağım ona? Sen geldin ya, sen ilgilen!”

“Bu evde yaşıyorsun, sorumluluğun yok mu?”

“Benim hayatım var, Zeynep. Hep senin gibi fedakâr mı olacağız?”

O gece annem ağladı. Ben de sessizce odama çekildim. O an, Murat’ın annem için hiçbir şey yapmayacağını anladım. Ertesi gün, annemin doktoru eve geldi. Annemin durumu ağırlaşmıştı. Doktor, sürekli bakım gerektiğini söyledi. Murat ise, o gün evde yoktu. Akşam geldiğinde, annemin durumunu anlattım. Yüzünde en ufak bir endişe yoktu.

“Bak, Zeynep. Ben bu evde daha fazla kalamam. Arkadaşlarım çağırıyor, başka bir şehirde iş buldum. Annemi de, evi de sana bırakıyorum.”

“Peki ya annem? O ne olacak?”

“Sen ilgilenirsin. Zaten yıllardır senin gözünde ben kötüydüm. Şimdi de öyle ol.”

O an, Murat’ın gözlerinde bir yabancılık gördüm. O benim abim değildi artık. Annem ise, sessizce ağlıyordu. O gece, annemin başında sabaha kadar oturdum. Ellerini tuttum, saçlarını okşadım. Annem, “Kızım, ben sana yük olmak istemem. Murat’ı da suçlama, o hep böyleydi,” dedi. Ama ben annemin gözlerinde bir kırgınlık, bir çaresizlik gördüm.

Bir hafta sonra, Murat tekrar geldi. Yanında bir emlakçı vardı. Evi satmak istiyordu. Annem, “Oğlum, bu ev babandan yadigâr. Burası bizim yuvamız,” dedi. Murat ise, “Anne, bu ev bana da ait. Satıp paramı alacağım. Sen de Zeynep’in yanına taşınırsın,” dedi. Annem o an yıkıldı. Ben ise, Murat’a öyle bir öfke duydum ki, kendimi zor tuttum.

“Bu evde büyüdük, Murat. Annem burada yaşamak istiyor. Sen nasıl böyle bir şey yaparsın?”

“Benim de hakkım var. Paramı alıp gideceğim. Siz ne yaparsanız yapın.”

O gün, annemle birlikte avukata gittik. Annem, evin kendi üzerine olan kısmını bana devretti. Murat, bunu duyunca çıldırdı. “Siz beni dışladınız! Hepiniz bana karşısınız!” diye bağırdı. Annem, “Oğlum, ben seni dışlamadım. Ama bu ev benim son yuvam. Beni buradan atmaya hakkın yok,” dedi. Murat, kapıyı çarpıp gitti. O günden sonra bir daha eve uğramadı.

Aylar geçti. Annem, her geçen gün daha da zayıfladı. Ben işimi bırakıp ona bakmaya başladım. Geceleri uykusuz kaldım, gündüzleri onunla sohbet ettim. Annem bazen Murat’ı soruyordu. “Oğlum neden gelmiyor?” diye. Ben ise, “Yoğundur anne, işi vardır,” diyordum. Ama içim kan ağlıyordu. Annem, Murat’ın yokluğuna alışmaya çalıştı. Ama her akşam, kapı çalınca gözleri parlıyordu. Belki oğlum geldi, diye umut ediyordu. Ama Murat bir daha hiç gelmedi.

Bir gün, annem çok hastalandı. Hastaneye kaldırdık. Doktor, “Hazırlıklı olun,” dedi. O gece, annemin başında otururken, annem elimi tuttu. “Kızım, ben sana çok yük oldum. Murat’ı affet. O da benim evladım,” dedi. Gözlerimden yaşlar aktı. “Anne, sen bana yük olmadın. Ben seni çok seviyorum. Murat’ı affetmek zor, ama deneyeceğim,” dedim. Annem, gözlerini kapadı. O gece annemi kaybettim.

Cenazede, Murat’ı ilk defa gördüm. Yüzü solgundu, gözleri şişmişti. Yanıma geldi, “Zeynep, ben… Ben annemi göremedim. Çok geç kaldım,” dedi. Ona bakıp, “Senin için hâlâ geç değil, Murat. Ama bazı şeyler asla eskisi gibi olmayacak,” dedim. Murat, başını eğdi. O günden sonra, aramızda bir mesafe oluştu. Annemin yokluğunda, ailemiz tamamen dağıldı.

Şimdi, annemin eski odasında oturuyorum. Duvarlarda onun fotoğrafları, sandalyede eski hırkası duruyor. Murat’la aramızda hâlâ bir soğukluk var. Bazen düşünüyorum: Aile olmak, sadece kan bağı mı? Yoksa birlikte yaşanan acılar, paylaşılan sorumluluklar mı? Sizce, bir insan ailesini gerçekten terk edebilir mi?