Yabancı Kollarında Bir Anne: Bir Akşamın Ardından
— Mamo, babaanne bizi sevmiyor! — diye bağırdı aynı anda iki küçük ses, kapıdan içeri girerken. Ola ve Gabrysia, ellerinde oyuncak bebekleriyle, gözlerinde ise yaşlarla bana bakıyorlardı. O an elimdeki havluyu bırakıp, mutfaktan hızla çıkarken kalbim sıkıştı. Oysa mutfakta kotletlerin kokusu, evin sıcaklığını sarmıştı; ama şimdi, evin içinde bir soğukluk dolaşıyordu.
Kızlarımın gözlerindeki kırgınlık, bana kendi çocukluğumu hatırlattı. Annemle aramızda yıllardır süren sessiz bir savaş vardı. O, sevgisini göstermekte hep zorlanmıştı. Ben ise, çocukken onun bir gülüşüne, bir sarılışına muhtaç büyümüştüm. Şimdi ise, kendi çocuklarım aynı eksikliği hissediyordu. İçimde bir suçluluk dalgası yükseldi.
— Kızlarım, ne oldu anlatın bana, lütfen, — dedim diz çökerek, göz hizalarına inip ellerini tuttum. Ola, alt dudağını ısırarak konuştu:
— Babaanne bize hiç sarılmadı. Sadece televizyon izledi. Bize kızdı, oyuncaklarımızı toplamadık diye.
Gabrysia ise, ablasının ardından ekledi:
— Ve şey… Bize “Siz annemi üzüyorsunuz” dedi. Biz ne yaptık ki?
O an, annemin bana çocukken söylediği sözler aklıma geldi. “Sen de beni üzüyorsun, Julia,” derdi. O zamanlar anlamazdım, şimdi ise, annemin içindeki kırgınlığı, yalnızlığı daha iyi anlıyordum. Ama çocuklarımın bunu anlamasını bekleyemezdim.
Kızlarımı kucakladım, saçlarını okşadım. İçimde, anneme karşı bir öfke ve aynı zamanda bir acı vardı. Onun sevgisizliğini, şimdi ben de çocuklarıma yaşatıyor muydum? Yoksa bu bir kısır döngü müydü?
Akşam yemeğinde, kızlarım iştahsızca tabaklarına baktılar. Eşim Murat, işten yeni gelmişti. Yorgun gözlerle bana baktı, “Ne oldu yine?” der gibi. Ona gözlerimle susmasını işaret ettim. Kızlarımın yanında aile meselelerini konuşmak istemiyordum. Ama Murat, her zamanki gibi sabırsızdı.
— Julia, annene bir şey mi oldu? Kızlar neden böyle? — dedi, sesi hafifçe yükselerek.
— Murat, şimdi değil, — dedim. Ama Murat ısrarcıydı.
— Hep aynı şey! Senin annenle ilgili sorunlarınız bitmiyor. Çocuklar etkileniyor. Belki de artık onlara daha az gitmeliler.
Bu sözler içimi acıttı. Annemle aramdaki mesafe, şimdi ailemle arama da giriyordu. O gece, kızlarımı yatırırken, Ola bana sarıldı:
— Anne, babaanne neden bizi sevmiyor? Biz kötü çocuk muyuz?
Gözlerim doldu. Küçük kızımın saçlarını okşarken, ona anlatacak doğru kelimeleri bulamıyordum. Annemin sevgisizliğini, kendi çocuklarıma nasıl açıklayabilirdim? Onlara, “Hayır, siz harika çocuklarsınız. Bazen büyükler duygularını gösteremez,” dedim. Ama bu cevap, onların içindeki boşluğu doldurmadı.
O gece, Murat’la salonda otururken, içimdeki fırtına dinmiyordu. Murat, bana döndü:
— Julia, senin annenle ilgili bu meseleler seni de yoruyor. Belki de biraz uzaklaşmak iyi gelir. Kızlar da etkilenmesin.
— Ama Murat, o benim annem. Ne kadar kızsam da, ne kadar kırgın olsam da, onunla bağımı koparamam. Hem, kızlarımın da bir babaanneleri olmalı. Benim yaşadığım eksikliği onlar yaşamasın istiyorum.
— Ama onlar da üzülüyor, görmüyor musun? — dedi Murat, haklı bir öfkeyle.
O gece, annemi aramaya karar verdim. Telefonu açtığında, sesi yorgun ve isteksizdi.
— Anne, bugün kızlar çok üzülmüş. Onlara biraz daha yakın olamaz mısın? Onlar seni çok seviyorlar, — dedim, sesim titreyerek.
— Julia, ben yaşlandım. Artık çocuklarla uğraşacak gücüm yok. Hem, sen de çocukken böyleydin. Hep ilgi isterdin. Ben de insanım, yoruluyorum, — dedi annem, sesi buz gibi.
— Anne, ben de çocukken senin sevgine muhtaçtım. Şimdi kızlarım da öyle. Onlara biraz daha sıcak davranamaz mısın? — dedim, gözlerimden yaşlar süzülürken.
— Julia, herkesin sevgiyi gösterme şekli farklıdır. Ben böyleyim. Bunu kabul et, — dedi ve telefonu kapattı.
O gece, yatağımda uzun süre uyuyamadım. Annemin sevgisizliği, şimdi benim aileme de bulaşmıştı. Kızlarımın gözlerindeki kırgınlık, içimi kemiriyordu. Kendime sordum: Ben iyi bir anne miyim? Annemin hatalarını tekrarlıyor muyum?
Ertesi gün, kızlarımı okula bırakırken, Ola bana döndü:
— Anne, bugün babaanneye gitmek istemiyorum. Orada kendimi yalnız hissediyorum.
Gabrysia da başını salladı. O an, kızlarımın duygularına kulak vermem gerektiğini anladım. Onları zorla babaannelerine göndermeyecektim. Ama içimde, annemle aramdaki mesafeyi nasıl kapatacağımı da bilmiyordum.
O gün, işten erken çıktım ve annemin evine gittim. Kapıyı açtığında, beni görünce şaşırdı.
— Julia, hayırdır? — dedi, yüzünde alışık olduğum o soğuk ifade.
— Anne, konuşmamız lazım. Kızlar çok üzülüyor. Onlara biraz daha yakın olamaz mısın? Onlar seni çok seviyorlar, — dedim, gözlerim dolarak.
Annem, bir an sustu. Sonra, gözleri doldu. İlk defa, annemi ağlarken gördüm.
— Julia, ben de annemden hiç sevgi görmedim. Sevgiyi nasıl göstereceğimi bilmiyorum. Hep güçlü olmam gerektiğini düşündüm. Ama şimdi, yaşlandım ve yalnızım. Kızlarını seviyorum, ama nasıl göstereceğimi bilmiyorum, — dedi, sesi titreyerek.
O an, annemin de bir zamanlar küçük bir kız olduğunu, onun da sevgisiz büyüdüğünü anladım. Ona sarıldım. İlk defa, annem bana sarıldı. O an, içimdeki buzlar eridi. Annemin sevgisizliği, aslında onun da bir kurban olduğunu gösterdi bana.
Eve döndüğümde, kızlarıma annemin de onları sevdiğini, ama bunu göstermekte zorlandığını anlattım. Onlara, bazen büyüklerin de duygularını ifade etmekte zorlandığını söyledim. Kızlarım, annemi anlamaya çalıştılar. Birlikte, ailemizin yaralarını sarmaya başladık.
Şimdi, her akşam kızlarımı kucaklarken, onlara sevgimi göstermekten çekinmiyorum. Annemin bana veremediği sevgiyi, onlara vermeye çalışıyorum. Ama bazen, kendi içimde hâlâ o küçük, sevgisiz Julia’yı hissediyorum.
Sizce, bir insan geçmişinin zincirlerini kırıp, kendi çocuklarına daha iyi bir gelecek sunabilir mi? Yoksa ailedeki yaralar, nesilden nesile aktarılmaya mahkûm mu?