Sessizliğin İçinde Kaybolmak: Bir Gelinin Hikayesi

“Yine mi arıyor?” diye içimden geçirdim, telefonun ekranında ‘Kayınvalide’ yazısını görünce. Daha zilin ikinci sesinde açtım, çünkü biliyorum, açmazsam arka arkaya arayacak, sonra da eşim Serkan’a dert yanacak. “Zehra kızım, bu sefer üç gün değil, biraz daha uzun kalırsınız değil mi?” dedi, sesi her zamanki gibi hafif sitemli, biraz da buyurgan. “Serkan’la konuşup haber vereceğiz, Hatice Hanım. Doğum gününüz kutlu olsun tekrar, kendinize iyi bakın,” dedim, cümlemi hızlıca bitirip telefonu kapattım. O an, mutfağın ortasında, elimde çay bardağıyla öylece kaldım. Nefesim daraldı, gözlerim doldu. Yine aynı baskı, yine aynı beklenti…

Serkan salondan seslendi: “Kimdi arayan?”

“Annen,” dedim, sesim titreyerek. “Yine davet ediyor, bu sefer daha uzun kalmamızı istiyor.”

Serkan başını kaldırmadan, televizyona bakarak, “Ne var bunda Zehra? Kadıncağız yalnız, biraz ilgilenelim,” dedi. Sanki her şeyin çözümü buydu. Ama kimse bana sormuyordu, ben ne hissediyorum, ben ne istiyorum?

İstanbul’da, küçük bir apartman dairesinde, evliliğimizin dördüncü yılında, hâlâ kendi evimde misafir gibiydim. Serkan’ın ailesiyle aramızda görünmez bir ip vardı; ne zaman rahat nefes alacak olsam, o ip boynuma dolanıyordu. Kayınvalidem Hatice Hanım, her fırsatta bizi köye, Eskişehir’in kenar mahallesindeki eski evine çağırıyordu. Orada, herkesin gözü üzerimde, her hareketim izleniyordu. “Zehra, çayı böyle demlemezler,” “Zehra, sofrayı kurarken tuzu unutmuşsun,” “Serkan’ı üzme, o çok hassastır.”

Bir gün, köydeki evde, sabah kahvaltısında, kayınvalidem yine başladı: “Bak Zehra, Serkan’ın çocukluğunda hiç hasta olmadı. Ben ona hep zencefilli ballı süt yapardım. Sen de yapıyor musun?”

Serkan ise, annesinin yanında hep sessiz, bana destek olmaktan uzak. O an, içimde bir şeyler koptu. “Ben de insanım, ben de yoruluyorum,” demek istedim. Ama diyemedim. Çünkü biliyorum, dersem, ‘gelin huysuz’ olurum, ‘aileyi bozan’ olurum.

O akşam, Serkan’la odada yalnız kaldığımızda, gözlerim doldu. “Serkan, ben burada kendimi çok yalnız hissediyorum. Annene asla yaranamıyorum. Ne yapsam eksik, ne yapsam yanlış,” dedim. Serkan ise, “Abartıyorsun Zehra. Annem kötü bir şey demiyor ki. Herkesin annesi böyledir,” dedi. O an, içimdeki yalnızlık daha da büyüdü. Sanki duvarlar üstüme yıkıldı.

Bir gece, mutfakta bulaşık yıkarken, kayınvalidem arkamdan geldi. “Zehra, senin annen seni hiç mi terbiye etmedi? Şu tabakları bile doğru düzgün yıkayamıyorsun,” dedi. Ellerim titredi, gözlerimden yaşlar süzüldü. O an, içimde bir öfke patladı. “Ben elimden geleni yapıyorum Hatice Hanım. Lütfen bana biraz anlayış gösterin,” dedim. O an, evde bir sessizlik oldu. Herkes bana baktı. Serkan ise, “Zehra, anneme böyle konuşamazsın!” diye bağırdı. O an, kendimi tamamen yalnız hissettim. Sanki bu evde bana yer yoktu.

O gece, yatağın kenarında oturup ağladım. Annemi aramak istedim, ama ona da yük olmak istemedim. Çünkü biliyorum, o da yıllarca kayınvalidesiyle uğraşmış, bana hep sabretmemi öğütlemişti. “Zehra, evlilik sabır işidir. Herkesin derdi var,” derdi. Ama ben artık sabredemiyordum.

Bir sabah, Serkan işe giderken, “Zehra, annemle iyi geçin. Benim için,” dedi. O an, içimde bir isyan yükseldi. “Peki ya ben? Benim için kim iyi geçinecek?” diye bağırmak istedim. Ama yine sustum. Çünkü bu evde, benim sesim duyulmuyordu.

Bir gün, annem beni aradı. Sesimi duyunca hemen anladı. “Kızım, iyi misin?” dedi. Dayanamadım, ağlamaya başladım. “Anne, ben burada çok yalnızım. Kimse beni anlamıyor. Ne yapsam eksik, ne yapsam yanlış,” dedim. Annem, “Kızım, kendini ezdirme. Sen de insansın. Kendi hayatını yaşa,” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi. Belki de artık kendim için bir şeyler yapmalıydım.

O akşam, Serkan eve geldiğinde, ona açıkça konuştum. “Serkan, ben artık böyle yaşamak istemiyorum. Sürekli annenin gölgesinde, sürekli eleştirilerek yaşamak istemiyorum. Ya bana destek olursun, ya da ben kendi yoluma giderim,” dedim. Serkan önce şaşırdı, sonra öfkelendi. “Ne yani, annemi bırakıp seni mi seçeyim?” dedi. O an, kararımı verdim. “Hayır Serkan, kimseyi bırakmanı istemiyorum. Sadece benim de var olduğumu, benim de duygularım olduğunu bilmeni istiyorum,” dedim.

O gece, ilk defa kendi sesimi duydum. İlk defa kendim için bir şey söyledim. Belki de bu, yeni bir başlangıçtı. Belki de artık kendi hayatımı kurmanın zamanı gelmişti. Ama hâlâ korkuyordum. Çünkü bu toplumda, kadınların sesi çoğu zaman kısık kalıyordu.

Şimdi, bu satırları yazarken, hâlâ yalnızım. Ama artık korkmuyorum. Çünkü biliyorum, yalnızlık bazen özgürlüktür. Bazen de kendini bulmanın ilk adımıdır. Sizce, bir kadın kendi hayatını kurmak istediğinde bencil mi olur? Yoksa, asıl bencillik onun sesini kısmak mıdır?