O Gün Kimse Benim İçin Ayağa Kalkmadı: Bir Şirketin Gerçek Yüzü
“Senin gibi birinin bu projede ne işi var, Elif?” diye bağırdı Murat Bey, toplantı odasının ortasında. O an, herkesin gözleri önümdeydi ama kimse bana bakmıyordu. Sanki ben orada yokmuşum gibi, sanki sesini yükselten adamın karşısında ezilen ben değilmişim gibi. Oysa daha birkaç gün önce, aynı masada birlikte kahve içip gülüşüyorduk. Şimdi ise, herkesin dudakları mühürlü, gözleri yere sabitlenmişti.
O sabah şirkete girerken, içimde bir huzursuzluk vardı. Asansörde Ayşe ile karşılaştım, her zamanki gibi gülümsedim. O ise başını öne eğip, telefonuna gömüldü. Belki de bir şeyler olacağını hissetmişti. Belki de, herkes gibi o da sessiz kalmayı seçmişti.
Toplantı odasına girdiğimde, Murat Bey’in yüzünde alışık olmadığım bir sertlik vardı. Proje sunumumun ortasında, birdenbire sesini yükseltti. “Bu kadar basit bir hatayı nasıl yaparsın? Herkesin emeğini çöpe attın!” dedi. Oysa hata bana ait değildi, raporları hazırlayan Serkan’dı. Ama Serkan başını öne eğdi, tek kelime etmedi. Ayşe, Zeynep, hatta en yakın arkadaşım Derya bile sessizdi. O an, içimde bir şeyler kırıldı.
Küçükken annem, “İnsanlar zor zamanında yanında kim varsa, onun değerini bil” derdi. O gün, yanımda kimse yoktu. Herkesin sessizliği, Murat Bey’in bağırışından daha çok acıttı canımı. Sanki ben orada yokmuşum gibi davrandılar. Sanki ben, yıllardır bu şirkete emek vermemişim gibi.
Toplantıdan çıktığımda, gözlerim dolmuştu. Tuvalete koştum, aynada kendime baktım. “Neden kimse bir şey demedi?” diye sordum kendime. O an, kapıdan Derya girdi. Göz göze geldik. “Elif, ne yapabilirdim ki? Senin için konuşsam, beni de harcarlar,” dedi. O an, dostluğumuzun ne kadar yüzeysel olduğunu anladım.
Öğle arasında kantinde herkes kendi aralarında fısıldaşıyordu. Biri yanıma gelip, “Geçmiş olsun,” bile demedi. Sanki ben görünmez olmuştum. Sanki o toplantı hiç yaşanmamış gibi davranıyorlardı. Ama ben, o anı asla unutamayacaktım.
Akşam eve dönerken, otobüste camdan dışarı baktım. İstanbul’un kalabalığı, gürültüsü… Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor, kimse kimseyi görmüyordu. Tıpkı şirketteki gibi. O an, yalnızlığın ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim.
Eve vardığımda annem aradı. Sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini. “Kızım, anlat bana,” dedi. Ağlayarak anlattım her şeyi. Annem, “Kızım, bazen insanların gerçek yüzünü görmek için böyle anlar gerekir. Senin vicdanın rahat mı? O zaman kimseye boyun eğme,” dedi. O an, biraz olsun güç buldum.
Ertesi gün şirkete gitmek istemedim. Ama kendime söz verdim; kimsenin beni ezmesine izin vermeyecektim. Ofise girdiğimde, herkes yine aynıydı. Sanki dün hiçbir şey olmamış gibi. Ama ben değişmiştim. Artık kimseye güvenmiyordum.
Bir hafta boyunca kimse bana yaklaşmadı. Murat Bey ise, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Bir gün, odasına çağırdı. “Elif, geçen gün biraz sert davrandım. Ama işin gereği bu. Anlayışla karşıla,” dedi. Gözlerinin içine baktım. “Benim için önemli olan, sizin değil, çalışma arkadaşlarımın sessizliğiydi,” dedim. O an, Murat Bey’in yüzü asıldı. Bir şey söylemedi.
O günden sonra, şirketteki herkes bana mesafeli davrandı. Sanki ben, bir tehlikeymişim gibi. Ama umurumda değildi. Çünkü artık onların gerçek yüzünü görmüştüm.
Bir gün, Ayşe yanıma geldi. “Elif, kusura bakma. O gün çok korktum. Ama senin yerinde olsam, ben de aynı şeyi yaşardım,” dedi. Ona baktım, gülümsedim. “Bazen sessizlik, en büyük ihanettir,” dedim.
Aylar geçti. Şirketteki ortam daha da soğudu. Kimse kimseye güvenmiyordu. Herkes kendi çıkarının peşindeydi. Ben ise, işimi yapıp, akşam evime dönüyordum. Artık kimseyle samimi değildim. Çünkü biliyordum ki, zor zamanımda kimse yanımda olmayacaktı.
Bir gün, başka bir iş teklifi aldım. Küçük bir şirkette, daha samimi bir ortamda çalışacaktım. İstifa mektubumu yazarken, içimde bir huzur vardı. Murat Bey’e mektubumu verdiğimde, şaşırdı. “Neden gidiyorsun?” diye sordu. “Çünkü burada insanlık yok,” dedim. O an, gözlerinde bir pişmanlık gördüm. Ama artık çok geçti.
Yeni işimde, ilk gün herkes bana sıcak davrandı. Küçük bir mutfakta, birlikte çay içtik, sohbet ettik. O an, insanlığın hala var olduğunu hissettim.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o gün yaşadığım sessizliğin bana çok şey öğrettiğini görüyorum. İnsanların gerçek yüzünü görmek için bazen yalnız kalmak gerekiyormuş. Şimdi size soruyorum: Sizin başınıza böyle bir şey gelse, sessiz kalanlardan mı olurdunuz, yoksa sesinizi çıkarır mıydınız?