Oğlum Anneme ‘Anne’ Deyince Sabredemedim: Bir Akşam Yemeğinde Patlayan Sessizlik

“Anne, ben babaanneye de ‘anne’ diyebilir miyim?”

Oğlum Emir’in bu sorusu, mutfakta tabakları yerleştirirken içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, elimdeki çatal yere düştü, metalin fayansa çarpan sesi evde yankılandı. Kayınvalidem Gülser Hanım, masanın başında oturmuş, her zamanki gibi Emir’in saçlarını okşuyordu. Eşim Murat ise televizyona göz ucuyla bakıyor, akşam haberlerini dinliyordu. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim, yutkunup sustuğum ne varsa, hepsi birden boğazıma düğümlendi.

“Emir, neden böyle bir şey sormak istedin?” dedim, sesim titreyerek. O ise masumca, “Çünkü babaanne bana hep senin gibi sarılıyor, bana yemek yapıyor, bana masal anlatıyor. Sen bazen çok yorgun oluyorsun, o zaman babaanneyle oynuyorum,” dedi. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. Gülser Hanım’ın gözlerinde bir şaşkınlık, bir de hafif bir sevinç vardı sanki. O an, içimdeki öfkeyi bastıramadım.

“Emir, herkesin bir annesi olur. Ben senin annenim. Babanannen de babanın annesi. Ona ‘babaanne’ demen gerekiyor,” dedim, sesim yükselmişti. Murat birden irkildi, “Ne oluyor burada?” diye sordu. Gülser Hanım ise sessizce sandalyesinde doğruldu, “Çocuk işte, ne var bunda?” dedi. Ama ben susamadım.

“Var, Gülser Hanım! Var! Çünkü ben bu evde, kendi çocuğumun annesi olduğumu hissetmek istiyorum. Her şeye karışmanızdan, her şeye müdahale etmenizden bıktım. Emir’in annesi benim!” dedim. O an, evde bir sessizlik oldu. Emir’in gözleri doldu, Murat bana öfkeyle baktı. Gülser Hanım ise ilk defa bu kadar kırılmış görünüyordu.

O gece, Emir’i odasına yatırırken, içimde bir suçluluk duygusu vardı. Onun masum sorusuna bu kadar sert tepki vermemeliydim belki de. Ama yıllardır biriktirdiğim duygular, Gülser Hanım’ın evlendiğimiz günden beri her şeye karışması, oğluma kendi çocuğuymuş gibi davranması, beni hep ikinci plana itmesi… Hepsi birden patladı.

Üniversiteyi Ankara’da, ekonomi bölümünde birincilikle bitirdiğimde, ailem çok gururlanmıştı. Babam, “Kızım, seninle gurur duyuyorum,” demişti. Annem ise, “Hayatın boyunca kimseye muhtaç olma,” diye nasihat vermişti. Ama evlenip İstanbul’a taşındığımda, hayatımın asıl sınavı başlamıştı. Murat’ın ailesiyle aynı apartmanda oturmak, başta kolay gibi gelmişti. “Aileden uzak kalmazsın, çocuk olunca yardım ederler,” demişti Murat. Ama zamanla, Gülser Hanım’ın gölgesi evimizin içine kadar sızdı.

Emir doğduğunda, anneliği ilk kez tattığımda, her şey çok güzeldi. Ama lohusalık depresyonu, uykusuz geceler, Murat’ın işte geç saatlere kadar çalışması… O anlarda Gülser Hanım’ın yardımı iyi geliyordu. Ama zamanla, Emir’in ilk adımlarını onun yanında atması, ilk kelimesini ona söylemesi, hatta ilk defa “anne” demeye çalışırken Gülser Hanım’ın “Bak bana ‘anne’ dedi!” diye sevinç çığlıkları atması… İçimde bir kıskançlık büyüdü. Bunu kimseye anlatamadım. Anneme bile.

Bir gün, Emir ateşlendiğinde, ben panikle ne yapacağımı bilemezken, Gülser Hanım hemen gelip “Sen daha anneliği öğrenemedin, bırak ben bakayım,” dedi. O an, kendimi yetersiz hissettim. Sanki Emir’in annesi oymuş da, ben sadece evdeki bir yabancıymışım gibi. Murat ise hep arada kaldı. “Annem iyi niyetli, seni düşünüyor,” dedi. Ama ben her geçen gün biraz daha yalnızlaştım.

O akşam yemeğinden sonra, Murat’la tartıştık. “Neden bu kadar büyütüyorsun?” dedi. “Çünkü ben kendi çocuğumun annesi olduğumu hissetmek istiyorum! Emir’in bana ‘anne’ demesi, bana sarılması, bana güvenmesi gerekiyor. Ama senin annen her şeye karışıyor, ben arada kayboluyorum!” dedim. Murat ise, “Annem olmasa sen de bu kadar rahat çalışamazdın, kariyerini yapamazdın,” dedi. O an, içimdeki öfke gözyaşlarıma karıştı.

O gece, annemi aradım. “Anne, ben bu evde kendimi annesi gibi hissedemiyorum,” dedim. Annem ise, “Kızım, annelik sadece doğurmakla olmaz, bazen mücadele etmek gerekir. Sen güçlü bir kadınsın, ama duygularını da bastırma,” dedi. O an, biraz olsun rahatladım. Ama ertesi sabah, Gülser Hanım kapıyı çalıp, “Dün akşam söylediklerin çok ağırdı. Ben sadece torunumu seviyorum. Senin annen uzakta, ben burada elimden geleni yapıyorum. Ama istersen bir daha karışmam,” dedi. Gözlerinde kırgınlık vardı. O an, onun da aslında yalnız olduğunu, oğlunu evlendirdikten sonra hayatının merkezinin torunu olduğunu fark ettim.

Emir ise, birkaç gün boyunca bana mesafeli davrandı. “Anne, bana kızgın mısın?” diye sordu bir gün. Ona sarıldım, “Hayır oğlum, sana asla kızmam. Sadece bazen büyükler de üzülür, hata yapar,” dedim. O an, anneliğin ne kadar zor ve karmaşık bir şey olduğunu bir kez daha anladım.

Günler geçtikçe, Gülser Hanım’la aramızda sessiz bir anlaşma oluştu. O, Emir’le vakit geçirirken bana da alan bırakmaya başladı. Ben de onun sevgisinin Emir için ne kadar değerli olduğunu kabul ettim. Ama hâlâ bazen, Emir’in bana “Anne” diye sarıldığı anlarda, içimde bir korku var: Ya bir gün, gerçekten annesi olduğumu unutursa?

Şimdi, o akşamı ve sonrasında yaşadıklarımızı düşündükçe, aile olmanın ne kadar karmaşık ve kırılgan olduğunu daha iyi anlıyorum. Herkesin sevgisi, ilgisi farklı; ama bazen, en çok sevdiklerimizle en çok savaşıyoruz. Sizce, bir anne olarak kendi yerimi korumak için verdiğim bu mücadele doğru muydu? Yoksa bazen bırakmak, akışına bırakmak mı gerekir?