Emeklilikten Sonra Sessizliğe Gömülen Bir Evlilik: Ayşe’nin Hikayesi

“Murat, bari bir günaydın deseydin…” dedim o sabah, kahvesini masaya koyarken. Cevap yok. Gözleri masanın üzerinde, elleri fincanda, sanki ben orada hiç yokmuşum gibi. O an içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Yıllardır aynı evde, aynı sofrada, aynı yastıkta geçen onca zamandan sonra, bu sessizlik bana bir yabancının soğukluğunu hissettirdi. Oysa ne kavga ettik, ne birbirimize bağırdık, ne de kapılar çarpıldı. Sadece bir sabah, Murat işten döndü ve bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Emeklilik, Murat’ın hayatında bir dönüm noktasıydı. O güne kadar sabahları erkenden kalkar, traşını olur, takım elbisesini giyer, bana “Ayşe, kahvemi koyar mısın?” derdi. Ben de ona kahvesini, yanına bir dilim peynirli börekle verirdim. Sonra kapıdan çıkarken yanağımdan öper, “Akşam görüşürüz” derdi. O günler şimdi bana bir masal gibi geliyor. Emekli olduğu gün, eve elinde bir kutu baklava ile geldi. “Ayşe, artık evdeyim” dedi. Gülümsedim, içimden “Artık daha çok vakit geçireceğiz” diye düşündüm. Ama yanılmışım. O günden sonra Murat’ın gözleri sanki hep uzaklara bakıyordu. Sanki evin içinde değil de, başka bir yerde yaşıyordu.

İlk başlarda anlam veremedim. “Belki alışma sürecidir” dedim. “Yıllarca çalıştı, şimdi birden boşluğa düştü.” Ama günler geçtikçe Murat’ın sessizliği daha da derinleşti. Sabahları birlikte kahvaltı yaparken, ben konuşmaya çalıştıkça o sustu. “Murat, bugün ne yapmak istersin?” diye sordum bir gün. Omuz silkti. “Bilmem, ne yapalım ki?” dedi. O an anladım ki, Murat sadece işini değil, hayatının anlamını da kaybetmişti.

Kızımız Elif aradığında, “Baba nasıl?” diye sordu. “İyi, biraz yorgun” dedim. Gerçeği söyleyemedim. Elif’in sesi telefonda titriyordu. “Anne, babamı gezmeye götür, belki iyi gelir.” Denedim. Bir gün Kadıköy’e, bir gün sahile gittik. Ama Murat’ın gözleri hep dalgın, adımları yavaş, konuşmaları kısa. Eve döndüğümüzde yine aynı sessizlik. Akşamları televizyonun karşısında oturuyor, ben yanına oturduğumda bile bana bakmıyordu. Bir gün cesaretimi topladım, “Murat, bana bir şey mi söylemek istiyorsun?” dedim. Başını salladı. “Yok, ne söyleyeyim ki?”

O gece uyuyamadım. Yatakta yan yana yatıyoruz ama aramızda görünmez bir duvar var. Eskiden geceleri elimi tutardı, şimdi sırtını dönüyor. İçimde bir boşluk, bir çaresizlik. Sabahları gözlerim dolu dolu uyanıyorum. Annem aradı bir gün, “Ayşe, Murat nasıl?” dedi. “İyi anne, biraz içine kapandı” dedim. Annem sustu, sonra “Erkekler bazen böyle olur, sabret” dedi. Sabretmek… Kaç yıl daha sabredeceğim?

Bir gün Elif torunumuz Ege’yle geldi. Ege, “Dede, hadi parka gidelim!” diye bağırdı. Murat önce bakmadı bile. Sonra Ege’nin ısrarına dayanamadı, kalktı. Parkta Ege salıncağa binerken, Murat bir banka oturdu. Yanına gittim. “Murat, bak Ege ne kadar mutlu. Biz de mutlu olamaz mıyız?” dedim. Gözleri doldu. “Ayşe, ben ne işe yarıyorum ki artık? Sabah kalkıyorum, yapacak bir şeyim yok. Kimseye faydam yok. Sanki ben yokmuşum gibi…”

O an anladım. Murat, kendini işe yaramaz hissediyordu. Yıllarca ailesi için çalışmış, şimdi ise boşluğa düşmüştü. Ona sarıldım. “Sen bizim için çok değerlisin. Ege için, Elif için, benim için… Senin varlığın bize güç veriyor.” Murat başını eğdi. “Bilmiyorum Ayşe, içimde bir sıkıntı var. Sanki nefes alamıyorum.”

O günden sonra Murat’ı biraz olsun hayata döndürmek için uğraştım. Komşularla çay içmeye davet ettim, eski arkadaşlarını aradım. Ama Murat çoğu zaman gitmek istemedi. Bir gün, eski iş arkadaşlarından Hasan aradı. “Murat, balığa gidelim mi?” dedi. Murat önce tereddüt etti, sonra kabul etti. O gün eve döndüğünde yüzünde hafif bir gülümseme vardı. “Hasan’la eski günleri konuştuk” dedi. İçim umutla doldu. Belki de Murat’ı hayata döndürmenin yolu, ona yeniden bir amaç bulmaktı.

Ama her şey bir anda düzelmedi. Hâlâ çoğu gün sessiz, hâlâ çoğu sabah bana günaydın demiyor. Bazen düşünüyorum, acaba ben de mi değiştim? Belki de yıllarca Murat’ın işine, evin düzenine, çocukların büyümesine odaklandım ve şimdi bu sessizlikte ben de kayboldum. Akşamları birlikte otururken, bazen eski fotoğraflara bakıyoruz. “Bak, burada Ege doğmuştu” diyorum. Murat gülümsüyor ama gözlerinde bir hüzün var. “O zamanlar hayat daha kolaydı” diyor. “Şimdi zaman geçmiyor.”

Bir gün cesaretimi topladım, “Murat, birlikte bir şeyler yapalım. Belki bir kursa gidelim, belki bir derneğe üye olalım. Hayatımızı yeniden kuralım” dedim. Murat uzun uzun sustu. Sonra “Ayşe, ben bilmiyorum nasıl yeniden başlayacağımı. Sanki içimde bir kapı kapandı ve anahtarı kaybettim” dedi. O an gözlerim doldu. “O kapıyı birlikte arayalım” dedim. “Yeter ki sen iste.”

Şimdi her sabah ona kahve verirken, içimden “Bugün bana günaydın der mi?” diye umut ediyorum. Bazen göz göze geliyoruz, bazen sadece sessizce oturuyoruz. Ama biliyorum ki, bu sessizlikte bile bir umut var. Belki de evlilik böyle bir şeydir; bazen konuşmadan, sadece yanında olarak birbirine destek olmak. Ama yine de içimde bir soru var: Acaba Murat bir gün yeniden bana sarılır mı? Bir gün yeniden “Ayşe, iyi ki varsın” der mi?

Bazen düşünüyorum, kaç kadın benim gibi sessizliğin içinde kayboluyor? Kaçımız, eşimizin sessizliğinde kendimizi yalnız hissediyoruz? Sizce, bir evlilikte sessizlik ne zaman tehlikeli olur?