Bir Evliliğin Sessiz Çığlığı: Ben Bir Eşya Değilim

— Yine yanlış ekmek almışsın, dedi Zeynep, poşeti masaya bırakırken bana bile bakmadan. Sesi, mutfağın soğuk duvarlarında yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. — Son kalan buydu, dedim sessizce. — Ne var bunda? Normal ekmek işte.

Zeynep’in bakışları, sanki ben orada yokmuşum gibi, camdan dışarıya kaydı. — Senin için kolay tabii, dedi. — Ama Ali’ye dokununca hemen karnı ağrıyor. Ben uğraşıyorum sonra.

Oğlumuz Ali, hassas bir çocuk. Onun için her şeyi doğru yapmak istiyorum ama ne yapsam eksik, yanlış. Zeynep’in gözünde hep yetersizim. Bir zamanlar bana güvenen, birlikte hayaller kurduğumuz kadın, şimdi bana bir mobilya gibi davranıyor. Sanki evdeki bir sehpa kadar bile değerim yok.

İçimde bir öfke kabarıyor ama sesimi çıkaramıyorum. Çünkü biliyorum, tartışma büyüyecek, Ali uyanacak, yine huzursuz bir gün başlayacak. O yüzden yutkunuyorum, başımı eğiyorum.

Kendi kendime soruyorum: Ben ne zaman bu kadar sessizleştim? Ne zaman kendi evimde yabancı oldum?

Bir zamanlar Zeynep’le sabahlara kadar konuşur, hayaller kurardık. Oysa şimdi, konuşmalarımız sadece alışveriş listeleri, faturalar ve çocukla ilgili sorumluluklardan ibaret. Bir gün işten eve döndüğümde, Zeynep’in annesiyle telefonda konuştuğunu duydum. — Ah anne, dedi, bazen sanki evde bir eşya var, konuşsam da anlamıyor. O an içim acıdı. Ben bir eşya değilim, ben onun kocasıyım, Ali’nin babasıyım. Ama bunu ona nasıl anlatacağımı bilmiyorum.

Bir akşam, Ali ateşlendi. Zeynep panikledi, ben ise sakin kalmaya çalıştım. — Hemen hastaneye götürelim, dedi. — Belki de sadece diş çıkarıyor, dedim. Ama Zeynep bana öyle bir baktı ki, sanki çocuğumuzu umursamıyormuşum gibi hissettim. O gece Ali’yi hastaneye götürdük. Doktor, diş çıkarıyor dedi. Zeynep bana dönüp, — Senin yüzünden gereksiz yere panik yaptım, dedi. O an, ne yapsam suçlu olacağımı anladım.

Bir gün işten eve dönerken, marketten Zeynep’in sevdiği çiçeklerden aldım. Eve girdiğimde, Zeynep mutfakta bulaşık yıkıyordu. Çiçekleri uzattım, — Senin için, dedim. Bir an durdu, sonra başını çevirdi. — Şimdi çiçek zamanı mı? Evde bin tane iş var, dedi. Çiçekleri masanın kenarına bıraktı. O an, içimdeki umut kırıldı.

Bazen düşünüyorum, acaba ben mi değiştim, yoksa Zeynep mi? Eskiden birlikte gülüp eğlenirdik, şimdi ise birbirimize yabancı gibiyiz. Akşamları televizyonun karşısında sessizce oturuyoruz. Ali uyuduktan sonra, Zeynep telefonuna gömülüyor, ben ise duvara bakıyorum. Birbirimize anlatacak hiçbir şeyimiz kalmamış gibi.

Bir gece, dayanamadım. — Zeynep, dedim, — Biz ne zaman bu hale geldik? Neden artık konuşmuyoruz? Bana baktı, gözleri doldu. — Yoruldum, dedi. — Her şey üstüme geliyor. Sen de bana yardım etmiyorsun. O an, içimde bir öfke kabardı. — Nasıl yardım etmiyorum? Sabah işe gidiyorum, akşam Ali’yle ilgileniyorum, alışveriş yapıyorum. Daha ne yapmamı istiyorsun?

Zeynep ağlamaya başladı. — Beni anlamıyorsun, dedi. — Sadece yanımda olmanı istiyorum. Birlikte olmamızı, eskisi gibi. Ama sen de uzaklaştın. O an, onun da yalnız olduğunu fark ettim. Sadece ben değil, Zeynep de bu evde yalnızdı.

O gece uzun uzun konuştuk. Geçmişimizi, hayallerimizi, kaybettiklerimizi. Ama ertesi sabah, yine aynı rutin, aynı sessizlik. Değişen bir şey yoktu.

Bir gün, iş yerinde bir arkadaşım, — Nasılsın, dedi. — İyi misin? O an, gözlerim doldu. Kimseye anlatamadığım şeyleri ona anlattım. — Evde kendimi bir mobilya gibi hissediyorum, dedim. — Ne yapsam olmuyor. O da bana, — Belki de biraz kendine zaman ayırmalısın, dedi. Ama nasıl? Evdeki sorumluluklar, iş, çocuk… Kendime ayıracak bir dakikam bile yok.

Bir akşam, Ali odasında ağladı. Yanına gittim, — Ne oldu oğlum, dedim. — Anneyle neden kavga ediyorsunuz, dedi. O an, içim parçalandı. Çocuğumun gözünde kötü bir baba olmak istemiyorum. Ama ne yapacağımı da bilmiyorum.

Bir gün, Zeynep’in annesi bize geldi. Masada otururken, — Eskiden ne güzel gülerdiniz, dedi. — Şimdi neden bu kadar sessizsiniz? Zeynep başını eğdi, ben ise cevap veremedim. Çünkü cevabım yoktu.

Bazen düşünüyorum, acaba bu evlilik böyle mi devam edecek? Birbirimize yabancı, sessiz, kırgın… Yoksa bir gün yeniden birbirimizi bulacak mıyız?

Her sabah aynı tartışmalar, aynı sessizlik. Ama içimde bir umut var. Belki bir gün, Zeynep’le yeniden konuşuruz, yeniden güleriz. Belki de bu evde, bir mobilya değil, bir insan olduğumu hatırlar.

Sizce, bir evlilikte en çok neyi kaybetmek insanı bu kadar yalnızlaştırır? Sevgi mi, saygı mı, yoksa sadece birinin yanında olduğunu hissetmek mi?