Hiç Güzel Değilsin, Aylin — Annemin Bir Cümlesinin Hayatımı Değiştirdiği Gün
“Hiç güzel değilsin, Aylin.” Annemin sesi hafif bir sitem, bir tespit gibiydi. Sanki bana bir hayat dersini, daha sekiz yaşımda veriyordu. Balkonda, saçlarım inatçı bir rüzgârda savrulurken, annem önümde eğilip gözlerimin tam içine baktı. “Hayatta her şey güzel olmaktan ibaret değil,” dedi soğukkanlılıkla. O kadar doğaldı ki bu, sanki bana akşam ne yemeği olduğunu bildiriyordu. İşte o an başladı bende bir şeyin çatırdadığını hissetmem… O kelime içimde kemikleşti. Hiç güzel değilsin, Aylin.
Bir süre ne anlama geldiğini pek sorgulayamadım. O yaşta yapılan her şey, anneden onay almak üzerine kurulu değil mi? Ertesi gün okula gittiğimde, kalabalık içinde iyice sessizleşip etrafı izledim. Arkadaşlarım Pelin’in parlak tokasına, Zeynep’in kıvırcık saçlarına hayran kalırken; ben sırada kendimde arızalı bir şeyler bulmaya başladım. “Gözlerin çok iri,” dedi bir gün Melis. Sonrası, yokuş aşağı bir özgüvensizlik yolculuğuydu. Ne annemin gözlerinin kararlılığı, ne de babamın asla karışmayan sessizliği bir daha değişmedi. Evde annem sürekli “Kızım uslu ol, dikkat çekme,” derdi. Sanki varlığım bile fazlaydı; sanki dünya güzel olanlara, ben ise ancak gölgeye hak kazanmıştım.
Liseye geldiğimde işler daha da karıştı. Sınıfa yeni gelen bir çocuk, Burak, bana bakıp gülümseyince kalbim sıcacık olmuştu. Ama aynı gün annemin sözü kulağımda yankılandı. Burak benimle konuştuğunda, kelimelerim boğazımda düğüm düğüm oldu. Bir gün eve gelip cesaretimi topladım, “Anne, Burak bana çok kibar davranıyor, sence güzel miyim?” dedim. Yine yüzünde aynı, yorgun, gerçek olduğunu düşündüğü sıradanlığı vardı. “Kibar davranıyordur, ama güzellik seni kurtarmaz, aklını kullan. Hiç boşuna heveslenme.” İçimden nehirler akıyor, ama hiçbiri denize ulaşmıyordu. Kendi kendime ayna karşısında ruhsal dövüşler vermeye başladım. Saçlarımı başka bir şekilde ördüm, kaşlarımı incelttim, annemin makyajından gizlice ruj sürdüm. Ama hiçbir şey, o kelimenin üzerimdeki ağırlığını azaltamadı. Özgüvensizliğim gözlerime işlemişti sanki.
Üniversite yıllarında Ankara’ya kaçtım. Evden uzak olmak, annemin bakışlarından kurtulmak anlamına geliyordu. Kendi paramı kazanmaya başladım, küçük bir kafede sabahları çay doldurup, akşamları kitap okuyordum. Arkadaşlarım Gül ve Meryem güzelliklerinden bahsettiğinde dalga geçtim, ama içimden bir yarayla, “Keşke annemin bir gün bana da öyle bakmasını sağlayabilsem,” diye düşündüm. Kampüste bir tiyatro topluluğuna yazıldım; başta korka korka, arka planda durmayı seçtim. Yönetmen Hakan Bey bir gün bana “Sen hastane sahnesinde başrol olmalısın, gözlerinde çok derin bir şey var,” dediğinde neredeyse ağlayacaktım. O gece tuvalette aynaya bakarken, “Acaba güzel miyim, yoksa sadece acı mı taşıyorum gözlerimde?” diyerek ağladım uzun uzun.
Üniversitenin son yılı babam ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetti. Eve dönmek zorunda kaldım. Annem kocasız, ben ise özgüvensiz ve kaybolmuş halde bir evin içinde karşı karşıya geldik. Cenaze günü taziye evinde komşu kadınlar “Aylin ne kadar güzel olmuş kız, bak boy atmış incecik!” dediğinde annem hızla söze girip “Eh, işte idare ediyor,” dedi. İçimdeki o çürük duvar yeniden yıkıldı. O gece aynı balkonda, babamın eski sandalyesine oturdum. Annem yanıma geldi. “Hayat zor kızım, güzellik geçicidir, sen aklınla hep ayakta kalırsın…” dedi yaşlı gözlerle. İlk kez anneme çıkıştım. “Belki bir kez de güzel olduğumu söyleseydin, inanırdım; hayatta daha çok cesaretim olurdu!” dedim. Annem şaşırdı, sesi titredi. “Ben sırf seni gerçeklere hazırlamak istedim, hayal kırıklığı yaşama diye…” dedi. Ama hayatın en büyük hayal kırıklığı, başkasının gözünde hep eksik bir şey olduğunu hissetmekti.
Yıllar geçti, öğretmen oldum. Kendi öğrencilerime her zaman şunu söyledim: “Ne hislerinizden ne de görünüşünüzden utanmayın.” Bir gün, küçük Nil, teneffüs arasında yanıma geldi. “Öğretmenim, ben anneme göre çirkinmişim, hiç güzel değilmişim…” dedi. Küçük Nil’in gözlerinde kendi çocukluğumu gördüm. Ellerini tuttum. “Sen çok özelsin, güzellik bildiğimizden çok daha çeşitlidir. Bunu sen de bir gün göreceksin,” dedim. O gece annemi arayıp, ilk kez ona kırgınlığımı anlattım, “Senin beni korumak için yaptığını şimdi anlıyorum ama keşke sevgiyle sarılıp bir kez ‘güzelsin’ deseydin,” dedim.
Şimdi kırklı yaşlarımdayım, her sabah aynada kendime gülümsüyorum. Anneme affı kalbimde bulmaya çalışırken, yılların biriktirdiği o karşılıksız ihtiyacın yerini özgüven aldı. Herkesin annesi gibi olmayan anneler vardır ve bazen en yakınımızdan gelen cümleler en derin yaraları açar. O kelime hâlâ hafifçe acı veriyor ama artık kendi güzelliğimi, gücümü ve değerimi içimde buluyorum.
Peki ya siz hiç bir cümlenin sizi yıllarca taşıyacak bir yük haline geldiğini hissettiniz mi? Acaba annelerimizin hakkımızdaki sözleri, hayatımızı biz fark etmeden şekillendiriyor mudur?