Bir Çocuğun Sessiz Çığlığı: Üvey Annemin Acımasız Sözleri ve Hizmetçinin Cesareti
“Senin yüzünden bu evde huzur kalmadı, Emir! Bir kere de uslu duramaz mısın?” Sevil Hanım’ın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. O an, elimdeki bardağı kırmamak için tüm gücümle sıktım kendimi. Babam yine yoktu; toplantıdan toplantıya koşuyor, eve geldiğinde ise gözleri yorgunluktan kapanıyordu. Annemi kaybettiğimiz o kazadan sonra, evimizdeki sıcaklık da sanki onunla birlikte gitmişti. Babam, annemin ölümünden birkaç yıl sonra Sevil’le evlendi. Başlarda, yeni bir anne figürüyle hayatımızın düzeleceğini ummuştum. Ama Sevil’in bana bakışlarında, annemin gözlerindeki şefkatin zerresi yoktu.
Her sabah, okula gitmeden önce kahvaltı masasında sessizce otururdum. Sevil Hanım, bana hep soğuk davranır, bazen de açıkça küçümserdi. “Senin gibi bir çocukla uğraşmak zorunda mıyım ben?” derdi, babam duymadan. O anlarda içimden bağırmak, “Benim suçum ne?” diye sormak gelirdi ama sesim çıkmazdı. Babamı üzmek istemezdim. O, annemi kaybettikten sonra zaten çok değişmişti; gözlerinin içindeki ışık sönmüştü. Ben de onun yükü olmak istemezdim.
Evdeki tek dostum, hizmetçimiz Ayşe ablaydı. Annem hayattayken de bizimleydi; bana masallar anlatır, saçımı okşardı. Annem öldükten sonra, Ayşe abla bana daha çok sahip çıktı. Sevil Hanım’ın yanında fazla konuşamazdı ama gözleriyle bana hep cesaret verirdi. Bir gün, okuldan eve döndüğümde, Sevil Hanım’ın arkadaşları gelmişti. Onların yanında bana “Emir, ayakkabılarını düzgün bırak! Ne kadar dağınıksın!” diye bağırdı. Arkadaşları gülüştü, ben ise utancımdan yerin dibine girdim. O an, Ayşe abla mutfağın kapısından bana baktı; gözlerinde öyle bir hüzün vardı ki, neredeyse ağlayacaktı.
Geceleri odamda, annemin fotoğrafına bakıp sessizce ağlardım. “Anne, neden gittin?” diye fısıldardım. Sevil Hanım’ın bana olan öfkesi, sanki annemin yokluğunun cezasıydı. Bir gün, okuldan düşük bir notla döndüm. Sevil Hanım, notumu görünce öyle bir bağırdı ki, komşular bile duymuştur. “Senin gibi tembel bir çocuk yüzünden rezil oluyorum! Babana da anlatacağım, gör bak nasıl kızacak!” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Babam eve geldiğinde, Sevil Hanım hemen şikayet etti. Babam ise yorgun bir sesle, “Emir, biraz daha dikkatli ol oğlum,” dedi. O kadar üzülmüştüm ki, gözyaşlarımı zor tuttum. Babamın bana inanmasını, beni savunmasını istedim ama o sadece sessizce başını salladı.
Bir akşam, Ayşe abla bana mutfakta sıcak süt hazırlarken, “Emir, sen çok iyi bir çocuksun. Kim ne derse desin, sakın kendini kötü hissetme,” dedi. O an, gözyaşlarım süzüldü. “Ayşe abla, ben kötü bir çocuk muyum?” diye sordum. Ayşe abla sarıldı bana, “Hayır yavrum, asla. Senin annen de çok iyi bir insandı. Sen de onun gibi olacaksın,” dedi. O gece, ilk defa biraz olsun rahat uyudum. Ama ertesi sabah, Sevil Hanım’ın öfkesi yine üzerimdeydi.
Bir gün, okuldan eve dönerken yağmur yağdı. Sırılsıklam olmuş, üşüyerek eve girdim. Sevil Hanım kapıda beni görünce, “Ne halin var! Üstünü başını batırmışsın, bu evde temizlik yapmaktan bıktım!” diye bağırdı. Ayşe abla hemen havlu getirdi, beni kurulamaya çalıştı. Sevil Hanım, “Sen de bu çocuğu çok şımartıyorsun Ayşe! Onun yüzünden başımıza iş açılacak!” dedi. O an, Ayşe ablanın gözleri doldu. İlk defa, bana yapılan haksızlığa karşı bir yetişkinin bu kadar üzüldüğünü gördüm.
O akşam, babam eve geldiğinde, Sevil Hanım yine şikayet etmeye başladı. “Emir yüzünden evde huzur kalmadı, her gün bir sorun çıkarıyor!” dedi. Babam, bana baktı, sonra başını eğdi. O an, Ayşe abla mutfağın kapısından çıktı. Sesi titriyordu ama kararlıydı: “Beyim, bir şey söylemek istiyorum. Emir kötü bir çocuk değil. O sadece annesini kaybetti, çok yalnız. Sevil Hanım ona çok sert davranıyor, bazen çok kırıcı sözler söylüyor. Benim içim el vermiyor artık susmaya.”
Evde bir sessizlik oldu. Babam, şaşkınlıkla Ayşe ablaya baktı. Sevil Hanım ise öfkeyle, “Sen kim oluyorsun da bana laf söylüyorsun?” diye bağırdı. Ayşe abla, “Ben bu çocuğu bebekliğinden beri tanıyorum. O çok hassas bir çocuk. Lütfen ona biraz daha anlayışlı olun,” dedi. Babam, ilk defa bana dikkatlice baktı. Gözlerinde bir suçluluk vardı. “Sevil, gerçekten böyle mi davranıyorsun Emir’e?” diye sordu. Sevil Hanım, “Ben sadece disiplinli olmaya çalışıyorum,” dedi ama sesi eskisi kadar kendinden emin değildi.
O gece, babam odama geldi. Yanıma oturdu, uzun süre sessiz kaldı. Sonra, “Oğlum, bana neden hiçbir şey söylemedin?” dedi. Gözlerim doldu. “Seni üzmek istemedim baba,” dedim. Babam, beni kucağına aldı, “Senin üzülmen, benim üzülmemden daha kötüymüş, bunu yeni anladım,” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi. Belki de artık yalnız değildim.
Ertesi gün, babam Sevil Hanım’la uzun bir konuşma yaptı. Sonra bana geldi, “Artık kimse sana kötü davranmayacak. Sana söz veriyorum,” dedi. Sevil Hanım, bana karşı eskisi kadar sert davranmıyordu ama aramızda bir mesafe hep kaldı. Ayşe abla ise her zamanki gibi yanımdaydı. Onun cesareti, benim hayatımı değiştirdi. Artık, birinin susmaması gerektiğini biliyorum.
Bazen düşünüyorum, acaba annem yaşasaydı, her şey farklı olur muydu? Ya da ben daha önce konuşsaydım, babam beni anlar mıydı? Sizce, çocuklar sessiz kaldığında onları kim duyacak?