Tehditin Sessizliği: Komşum Düşmanım Olduğunda

“Ne yaptın sen Kaju’ya, Nazmiye teyze?!”

Sabah henüz yeni ağarıyor, evin içine sızan sessizlik bile huzurlu değil. Kaju her zamanki gibi bahçeye fırlamıştı; ben ise mutfağımda, gözlerimi tam açamadan çay suyumu hazır etmeye uğraşıyordum. Göz ucumla camdan dışarı bakınca onu gördüm: Yerde bir şey kemiriyordu, fakat biraz yaklaştığımda ağzından sarkan bir et parçasının üzerinde tuhaf lekeler vardı. Kalbim öyle hızlandı ki nefes almakta zorlandım. Yanına koştum, elimi ağzına attım. O anda, köpeğimi kurtarıyorum sanmıştım, ama asıl savaşı yeni başlatıyordum.

Elime aldığım et parçasının üzerindeki gri toz, aklımda korkunç bir şimşek çakmasına neden oldu. “Bu… zehir,” dedim, daha çok kendime. Ama orada kalmadı: Paketin yanına iliştirilmiş, buruşturulmuş bir kağıda kalın harflerle ‘Daha fazlası için bekle!’ yazıyordu.

O an kendi evimden, kendi mahallemden uzaklaştığımı hissettim. Hayır, İstanbul’un bu köhne sokaklarında herkes dosttu, her kapı çalınabilir, her çay paylaşılırdı. Ben, Aylin, 32 yaşında, dört yıldır bu mahallede ailemle huzur içinde yaşarken ne değişmişti de aramızda böylesine buz gibi bir nefret doğmuştu?

Kaju’yu o sabah hemen veterinerin yolunu tuttum. Yol boyunca arabanın camından sırayla evlerin perdelerine, balkonlara, uykulu yüzlere bakarken, aklımda kim, neden, nasıl soruları çaresizce döndü. Mahallede hayvanlardan hoşlanmayan iki kişi aklıma geldi. En yakınımızda oturan Nazmiye teyze, çocukken bile ballı börekle kapısına gittiğimiz, ama yaşını aldıkça aksi, sinirli bir kadına dönüşen… Bir de Selim abi; taşımalı su işiyle meşgul, sürekli işsiz güçsüz çocuklara bağırıp çağıran, köpekten nefret eden bir adam.

Veterinerde Kaju’ya kusturucu verildikten sonra, korkuyla beklerken, zihnimde hiç duymadığım bir öfke yükseldi. “Kim yaptıysa cezasını çekecek,” dedim dişlerimin arasından. Annem, “Kimsenin kötülüğünü düşünme kızım, mahallenin huzuru bozulmasın,” derdi. Ama artık huzur dediğimiz şey kimin umurundaydı?

Eve döndüm, her an birinin kapımı çalacak, “Tesadüf canım, bu da olur,” diyecekmiş gibi hissettim. O gün balkonumda otururken komşularım birbirine fısıldaşıyor, sanki benle göz göze gelmemeye çalışıyorlardı. Hafif rüzgarda uzaktan annemin sesi, “Aylin, gözünü seveyim hiçbir yere bulaşma…”

Ama gözüm Kaju’da, her an bir şey olacak korkusuyla tetikte bekliyordum. Akşam olunca babam, “Yanaşık düzende yürüyen mahalle nereye gitti Aylin?” dedi. Cevap veremedim, benim de eski huzurdan umudum kalmamıştı.

Ertesi gün sabah erkenden elimde o notla Nazmiye teyzenin kapısını çaldım. Titreyen ellerimle notu göstererek, “Teyze, gördün mü böyle bir şeyi? Kim yapmış olabilir?” dedim. Gözleri bir anda kısıldı, yüzünde acımasız bir sükunet: “Evin önündeki köpekleri kimse sevmez Aylin. Bahçen bahar geldi mi gübre gibi kokuyor. Koca mahalle senden şikayetçi.”

İçimdeki öfkeyle o an, “Benim Kaju’m kimseye zararı dokunmaz. Sen mi yaptın?” demek geçti ama korkudan sustum. Yine de sesim titreyerek, “Köpek bir can Nazmiye teyze, ölseydi bende vicdan bırakmazdı,” diyebildim. Kapıyı hızlıca yüzüme kapatırken, “Vicdan varsa biraz da çevrene saygın olsun,” dedi.

O akşam Selim abiyi gördüm, yazlık sandalyede oturmuş sigara içiyordu. Yanına yaklaştım:
— Selim abi, bizim köpeğin başına iş geldi, haberin var mı?
Başını kaldırmadan, “Senin köpeğin yüzünden sabah namazında zaten uyuyamıyoruz,” dedi sinirle. Hatta ekledi, “Belki ders olur sana, hayvan sevgisine bu kadar sarılınca insanlar ne çeker gör de öğren.”

İçimde bir şeyler koptu. Eve dönerken babamı pencereden izledim, çayından bir yudum aldıktan sonra bana dönüp, “İnsan insana böyle mi davranır?” diye inledi.

Günler geçtikçe tehditkar notlar artmaya, bahçemize yabancı cisimler atılmaya başladı: kırık şişe, taş, plastik poşetler. Bir gün duvarda spreyle yazılmış ‘Mahalle bizim’ yazısını gördüm. Babam oğlunu askerden bekler gibi Kaju için nöbet tutarken, annem camda dualar okuyordu.

Eskiden çocuklar gülerek oynardı sokakta, şimdi bizim önümüzden koşar adım geçerlerdi. Marketten dönerken Hande’ye rastladım, eski okul arkadaşım. Bana yanaştı, kısık sesle “Kusura bakma Aylin, annem senlerle oturmamı istemiyor, başını derde sokma,” dedi. Konuşamadan gitti.

O gece bir plan yaptım. Bahçeye kamera yerleştirip, nöbet tutacaktım. Babam önce itiraz etti: “Kamera mı koyacaksın, mahalleli bizi deli sanacak!” Ama içim rahat değildi. Gece yarısı, kameradan izlerken, bir gölge duvara yaklaşıp bir kâğıt daha bıraktı: ‘Bunu istemiyorsan git mahalleden.’

Polise gittim ertesi sabah. “Deliliniz var mı?” dediler. Kameradaki görüntü çok net değildi, gölge belli belirsizdi. Şikayet kaydımı aldılar ama ‘komşu husumeti’ gerekçesiyle bir şey yapamayacaklarını, arabuluculuğa gidebileceğimi söylediler. Gözümde yaşlarla çıktım karakoldan. Ne zaman bir hayvanı sevmenin, vicdanlı olmanın bedelini ödemeye başladık?

Birkaç gün sonra sabaha karşı bahçemden tanıdık bir kavga sesi geldi. Selim abi ile Nazmiye teyze birbirine girmişlerdi. Pencereye koştuğumda Selim abi bağırıyordu: “Seni gidi, Aylin’i kışkırtıp mahalleye huzur bırakmadın!” İlk defa biri benim tarafımda konuşmuş gibiydi. Nazmiye teyze ise, “Ben olmasam buralar pislikten geçilmeyecek, sen de rahat uyuyamayacaksın, hepsi bu köpek yüzünden!” diye bağırıyordu. O an anladım ki mahalledeki huzur sandığımız şey aslında sessiz bir gerilimmiş.

Hafta sonu sabahı, babam elinde gazeteyle içeri girdi, gözleri dolu dolu: “Mesele köpek değil Aylin. İnsanların içindeki kötülüğe cesaret verdikçe bu şehirde huzur olmaz.” Annem ise bana sarıldı, “Vicdanlı olduğun için gurur duyuyorum kızım, ama seni böylesine koruyamamak içimi acıtıyor.”

Kaju artık bahçeden çıkamıyor, ben de eski dostlarımı kaybetmek pahasına doğru bildiğim için savaşmaya devam ediyorum. Bazen kendi ülkemde, kendi evimde bile yabancı hissediyorum. Sessiz tehditler, komşuluk bağlarını kemiren korkular ve herkesin bir gece ansızın değişebileceği gerçeğiyle yaşıyorum artık.

Vicdan, güven, dostluk… Hangisi gerçekten kalıcı ki bu şehirde, bu insanların ortasında? Siz olsaydınız, mahallenizin huzuru için susar mıydınız, yoksa benim gibi sevdikleriniz için savaşmaya devam mı ederdiniz?