Adaletli Bir Anlaşma
“Anne, lütfen gözlerini aç! Ne olur, bak buradayım!” diye bağırdım, ellerim titreyerek annemin soğuyan elini kavradı. O an odada sadece annemin ağır nefesi ve kalbimin çılgınca atışı vardı. Babam kapının önünde sessizce ağlıyordu, ablam Elif ise köşede dua ediyordu. Annem, aylarca süren kemoterapinin ardından artık sadece acıdan kurtulmak istiyordu. Gözleriyle bana bakmaya çalıştı, dudakları kıpırdadı ama sesi çıkmadı. İçimde bir şeyler koptu o an; sanki çocukluğumun sonu, hayatımın en büyük sınavı başlamıştı.
Her şey geçen kış başlamıştı. Annem Zeynep Hanım, o zamana kadar mahallede herkesin yardımına koşan, güleryüzlü bir kadındı. Bir sabah mutfakta bayıldı. Hastaneye götürdüğümüzde doktorlar kanser teşhisi koydu. O an dünyam başıma yıkıldı. Babam Mahmut Bey, güçlü görünmeye çalışsa da gözlerinde korkuyu görebiliyordum. Elif ise hemen sorumluluk aldı, ben ise ne yapacağımı bilemeden günlerce ağladım.
İlk kemoterapi seansında annem saçlarını kaybettiğinde, ona sarılıp ağladım. “Kızım, saç dediğin nedir ki? Önemli olan içimizdeki güç,” dedi bana. Ama her geçen gün o güç biraz daha azalıyordu. Babam işten izin alamıyor, eve geç geliyordu. Annemle ilgilenmek bana ve Elif’e kalmıştı. Geceleri annemin başında nöbet tutarken, bazen içimden ona kızdığım oluyordu: “Neden bu kadar erken bırakıyorsun bizi?” Sonra hemen pişman oluyordum.
Bir gün babam eve geç geldiğinde Elif ona patladı: “Sen neredesin baba? Annem yine bütün gün acı çekti!” Babam sustu, sonra sessizce odasına çekildi. O günden sonra evdeki hava daha da ağırlaştı. Herkes birbirine kırgın ama kimse bunu açıkça söylemiyordu.
Bir akşam annem beni yanına çağırdı. “Sena,” dedi, “Biliyorum, çok zorlanıyorsun. Ama bazen hayat adil değildir. Herkes kendi adaletini bulmak zorunda kalır.” O sözler beynime kazındı. O günden sonra annemin yanında daha fazla vakit geçirmeye başladım. Ona kitap okudum, eski fotoğraflara baktık. Bir gün bana eski bir defter verdi: “Bunu sakla, içinde sana yazdığım mektuplar var.”
Ama hastalık ilerledikçe evdeki huzursuzluk arttı. Elif ile babam sürekli tartışıyordu. Bir gece Elif bağırdı: “Sen hiç annemi sevmedin ki! Hep işin gücün para!” Babam ise ilk kez sesini yükseltti: “Ben bu evi ayakta tutmaya çalışıyorum! Sen ne anlarsın?” O an annem ağlamaya başladı. Koşup yanına gittim, ellerini tuttum. “Anne, lütfen üzülme,” dedim ama gözyaşlarımı tutamadım.
O gece Elif odama geldi. Gözleri şişmişti. “Sena, ben dayanamıyorum artık,” dedi. “Her şey üstüme geliyor.” Ona sarıldım, birlikte ağladık. O an anladım ki bu hastalık sadece annemi değil, hepimizi hasta etmişti.
Bir sabah annem çok kötüleşti. Hastaneye kaldırdık. Doktorlar artık yapılacak bir şey olmadığını söyledi. Babam çöktü, Elif sinir krizi geçirdi. Ben ise donup kaldım; sanki ruhum bedenimden çıkmıştı.
O gün annemin başucunda otururken bana fısıldadı: “Kızım, kimseye kırgın gitmek istemiyorum. Babanı affet.” Şaşırdım; annemle babam arasında yıllardır konuşulmayan bir şeyler olduğunu o an hissettim. Annem devam etti: “O da kendi çapında savaştı. Kimse mükemmel değil.”
Annem o gece vefat etti. Cenazede herkes ağladı ama en çok babam yıkıldı. Eve döndüğümüzde Elif ile babam arasında buz gibi bir hava vardı. Günlerce kimse kimseyle konuşmadı.
Bir gece annemin bana verdiği defteri açtım. İlk sayfada şöyle yazıyordu: “Sevgili Sena’m, hayat bazen adil değildir ama sen adaletli olmayı seçebilirsin.” Sonraki sayfalarda çocukluğumdan anılar, bana verdiği öğütler vardı.
O defter bana güç verdi. Bir sabah kahvaltıda babama döndüm: “Baba, annemi affetmeni isterdi.” Babam gözlerime baktı, ağlamaya başladı: “Ben de kendimi affedemiyorum ki kızım.” Elif ise sessizce kalkıp odasına gitti.
Aylar geçti ama evdeki soğukluk geçmedi. Bir gün Elif’le tartıştık: “Sen hep babanın tarafını tutuyorsun!” dedi bana. “Hayır,” dedim, “Ben sadece annemin istediğini yapmaya çalışıyorum.” O an Elif’in gözlerinde öfke ve çaresizlik gördüm.
Bir akşam babam işten geldiğinde elinde bir zarf vardı. “Bu evin tapusu,” dedi sessizce. “Anneniz sağken birlikte karar vermiştik; siz ne isterseniz öyle olsun.” O an anladım ki herkes kendi adaletini arıyordu ama kimse tam anlamıyla mutlu olamıyordu.
Yıllar geçti; Elif evlendi ve başka bir şehre taşındı. Babam yaşlandı; ben ise annemin defterini her okuduğumda onun sesini duyar gibi oluyorum.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Hayatta gerçekten adalet var mı? Yoksa herkes kendi adaletini mi yaratıyor? Sizce affetmek mi zor, yoksa unutmak mı?