Sadece O Beni Anlıyor: Bir İstanbul Dairesinde Sessiz Çığlıklar
“Ne var yine? Neden suratın asık?” Annemin sesi mutfağın küçük penceresinden sızan sabah güneşi kadar keskin ve soğuktu. Elimdeki çay bardağını masaya bırakırken, içimde biriken kelimeleri yutkunarak bastırdım. “Bir şey yok anne,” dedim, ama sesim titredi. Annem gözlerini devirdi, “Her sabah aynı. Bir gün de yüzün gülsün be Zeynep!”
O an, evdeki herkesin beni anlamadığını bir kez daha hissettim. Babam çoktan işe gitmişti, abim ise odasında bilgisayar başında dünyadan kopmuştu. Ben ise üniversite sınavına hazırlanıyor, ama asıl savaşı kendi içimde veriyordum. İstanbul’un göbeğinde, üç odalı bir apartman dairesinde, kalabalığın ortasında yalnızdım.
Küçük mutfağın köşesinde, beyaz tüylü kedim Pamuk bana bakıyordu. Gözlerinde öyle bir huzur vardı ki, sanki bütün derdimi anlıyordu. “Sadece sen anlıyorsun beni Pamuk,” diye fısıldadım. O da mırlayarak yanıma sokuldu. Annem ise hala söyleniyordu: “Bak yine kediyle konuşuyor! İnsan gibi iki laf edemiyorsun!”
İçimde bir öfke kabardı. “Anne, ben de insanım! Sadece… sadece bazen konuşmak istemiyorum,” dedim. Annem ellerini beline koydu, “Senin yaşında ben çoktan çalışıyordum! Şimdiki gençler hep böyle. Her şeyden şikayet!”
O an gözlerim doldu. Pamuk’u kucağıma aldım ve odama kaçtım. Kapıyı kapatırken annemin sesi hâlâ kulağımda çınlıyordu: “Baban duymasın bu hallerini!”
Odamda Pamuk’u yatağıma yatırdım. Onun yumuşak tüylerine dokunurken içimdeki yalnızlık biraz olsun hafifledi. Dışarıda hayat akıyordu; vapurlar boğazı geçiyor, insanlar işe gidiyor, çocuklar okula koşuyordu. Ama ben, kendi odamda sıkışıp kalmıştım.
Telefonum titredi. En yakın arkadaşım Elif’ten mesaj gelmişti: “Bugün buluşalım mı? Kafam çok dolu.” Bir an tereddüt ettim. Annem izin verir miydi? Son zamanlarda dışarı çıkmamı istemiyordu. “Evde kal, ders çalış,” diyordu sürekli.
Yine de cesaretimi topladım ve mutfağa döndüm. Annem bulaşıkları yıkıyordu. “Anne, Elif’le buluşabilir miyim? Sadece iki saatliğine.” Annem başını çevirmeden cevap verdi: “Yine mi dışarı? Zeynep, sınavın var! Elif’le buluşmak sana ne kazandıracak?”
İçimde bir şeyler kırıldı. “Anne, biraz nefes almam lazım,” dedim sessizce. Annem ise “Nefes almakmış! Senin yaşında ben…” diye başlayan klasik cümlesini tekrarladı.
O an anladım ki, bu evde kimse beni anlamıyor. Babam zaten hep sessizdi; abim ise kendi dünyasında kaybolmuştu. Annem ise kendi gençliğinin yükünü bana yüklemeye çalışıyordu.
Akşam olunca babam geldi. Sofrada herkes sessizdi. Sadece çatal-bıçak sesleri duyuluyordu. Bir ara babam bana döndü: “Kızım, anneni üzme. O senin iyiliğin için söylüyor.”
O an gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü ağlamak zayıflık sayılırdı bu evde.
Gece olunca Pamuk yanıma geldi. Onunla konuşurken içimdeki kelimeler döküldü:
“Pamuk, bazen keşke başka bir ailem olsaydı diyorum. Ya da annem beni gerçekten dinleseydi… Sence ben yanlış mıyım?”
Pamuk mırladı, sanki ‘hayır’ der gibi.
Ertesi gün Elif’le gizlice buluştum. Ona her şeyi anlattım. Elif gözlerime baktı: “Zeynep, senin annen de benim annem gibi… Hep kendi doğrularını bize dayatıyorlar. Ama biz başka bir çağdayız.”
Elif’in sözleri içimi rahatlattı ama eve dönerken suçluluk duydum. Annem kapıda bekliyordu:
“Neredeydin?”
“Elif’leydim.”
“Bana yalan söyleme! Komşu seni parkta görmüş.”
Bir anda tartışma büyüdü. Annem bağırdı, ben bağırdım… Sonunda odamın kapısını çarpıp kendimi yatağa attım. Pamuk yanıma geldi, başını dizime koydu.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimde anneme karşı öfke ve suçluluk birbirine karıştı. Bir yandan onun beni anlamasını istiyordum, diğer yandan ondan uzaklaşmak istiyordum.
Bir hafta boyunca annemle konuşmadık. Evde soğuk bir hava vardı. Babam araya girmeye çalıştı ama nafileydi.
Bir akşam annem odama geldi. Sessizce oturdu.
“Zeynep… Ben de gençken annemle çok kavga ederdim,” dedi beklenmedik bir şekilde.
Şaşırdım.
“Beni anlamadığını düşünürdüm… Şimdi seni görünce kendimi görüyorum bazen.”
İlk defa annemi bu kadar kırılgan gördüm.
“Anne… Sadece biraz dinlenmek istiyorum bazen,” dedim.
Annem başını salladı.
“Biliyorum kızım… Ama korkuyorum işte. Hayat zor… Sana bir şey olmasından korkuyorum.”
O an annemin de aslında yalnız olduğunu fark ettim.
Belki de bu evde sadece ben değil, annem de anlaşılmıyordu.
Pamuk mırladı; sanki ikimizi de onaylıyordu.
Şimdi düşünüyorum da… Acaba gerçekten birbirimizi anlamak için yeterince çaba gösteriyor muyuz? Yoksa herkes kendi acısına mı gömülüyor bu şehirde?